Hürmüz’de Olası Anlaşma ABD-İran Savaşını Sona Erdirir mi?

Umman’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının ötesinde, deniz trafiğinin kim tarafından ve hangi kurallarla yönetileceğine odaklanıyor. Anlaşmanın sağlanması, Washington ile Tahran arasında nükleer dosyayı da kapsayabilecek yeni bir diplomatik sürecin önünü açabilir. 
ozetle-ozetle-hurmuz-de-olasi-anlasma-abd-iran-savasini-sona-erdirir-mi-redhwan-al-khutabi

07.08.2026 - 10:45  |  Son Güncellenme:  07.08.2026 - 10:57

Aylar süren askerî gerilim ve dünyanın en önemli deniz geçişlerinden birinin kapanmasının ardından ABD ile İran, Hürmüz Boğazı konusunda geçici bir uzlaşmaya hiç olmadığı kadar yakın görünüyor.

Umman Sultanlığı’nın yürüttüğü, Katar, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın da destek verdiği arabuluculuk girişimi, taraflar arasındaki temasları hızlandırdı. Bu gelişme, boğazın kapalı kalmasının yalnızca küresel ekonomiyi tehdit etmediğinin, aynı zamanda Washington ve Tahran açısından giderek artan siyasi ve askerî maliyetler doğurduğunun tüm taraflarca kabul edildiği bir dönemde yaşanıyor.

Amerikan ve İran medyasına art arda yansıyan bilgiler, anlaşmanın artık yalnızca görüşülen bir fikir olmaktan çıktığını ve uygulamaya ilişkin ayrıntıların şekillendirildiği bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Ancak müzakerelerin niteliği ve ABD’nin süreçteki rolü konusunda iki tarafın açıklamaları arasındaki farklılık sürüyor.

İran masaya farklı bir konumda oturuyor

Bu müzakere turunu önceki krizlerden ayıran en önemli unsur, İran’ın görüşmelere savunmada olan taraf konumunda katılmaması.

Tahran, askerî alanda ortaya çıkan yeni durumu siyasi kazanımlara dönüştürmek isteyen bir pozisyonda bulunuyor.

İran, son aylarda boğazdaki deniz trafiği üzerinde fiilî kontrol sağlayarak yeni bir durum oluşturdu. Tahran yönetimi, gelecekte yapılacak herhangi bir düzenlemede bu durumun resmen kabul edilmesini talep ediyor.

Bu nedenle anlaşmanın merkezinde yalnızca boğazın yeniden açılması değil, Hürmüz’ün nasıl yönetileceğine ilişkin kuralların yeniden belirlenmesi yer alıyor.

Gündemdeki maddelere göre Körfez’e giden gemilerin İran kara sularından geçmesi, Tahran’a giriş trafiği üzerinde fiilî bir denetim imkânı sağlayacak. İran’ın yıllardır talep ettiği ancak savaş başlamadan önce elde edemediği bu yetki, mevcut görüşmelerin en dikkat çekici başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.

Washington çıkarlarını koruyacak bir çıkış arıyor

Öte yandan ABD yönetiminin önceliği, yeni bir askerî çatışmaya girmekten çok küresel ticaret ve enerji akışını yeniden başlatmak gibi görünüyor.

ABD Başkanı Donald Trump

ABD Başkanı Donald Trump tehdit dilini kullanmayı sürdürse de İran ile çok iyi görüşmeler yürütüldüğüne ilişkin son açıklamaları, siyasi söylem ile diplomatik temaslar arasındaki belirgin farkı ortaya koyuyor.

Bununla birlikte, aylar süren askerî operasyonların ardından bazı Amerikan füze stoklarının azaldığına ilişkin haberler de sürece farklı bir boyut kazandırıyor.

Bu durum, ABD yönetimine askerî gerilim yerine geçici bir uzlaşmayı tercih etmesi için ek bir neden sunuyor.

Diplomatik sürecin en büyük kazananı Umman

Umman Sultanlığı, bölgedeki tüm taraflarla iletişim kurabilen en etkili aktörlerden biri olduğunu bir kez daha gösterdi.

Mevcut müzakereler, Maskat’ın güvenilir bir arabulucu olarak konumunu güçlendirirken, Umman’a dünyanın en önemli deniz geçişlerinden birinin yönetiminde doğrudan rol alma imkânı da sağlıyor.

Bu gelişme, Umman’ın Körfez’deki siyasi ve stratejik ağırlığını daha da artırıyor.

Katar, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın arabuluculuk çabalarına katılması da krizin küresel enerji güvenliğini tehdit edecek açık bir çatışmaya dönüşmesini önleme konusunda bölgesel bir uzlaşının bulunduğunu gösteriyor.

Orta Koridor yeni bir deniz düzeninin habercisi

Gündemdeki anlaşmanın en dikkat çekici unsurlarından biri, orta koridor olarak adlandırılan yeni bir güzergâhın oluşturulması.

Bu güzergâh, hâlihazırdaki İran ve Umman koridorlarından farklı bir hat öngörüyor.

Yeni güzergâhla deniz ulaşımı için daha güvenli bir kanal oluşturulması ve geçiş sorumluluklarının İran ile Umman’ın egemenlik hassasiyetlerini dikkate alacak şekilde paylaştırılması amaçlanıyor.

Geçiş döneminin başarılı olması hâlinde bu düzenleme, kalıcı bir anlaşmanın temelini oluşturabilir.

Söz konusu mekanizmanın uygulanması durumunda Hürmüz Boğazı, onlarca yıldır geçerli olan deniz ulaşımı düzeninden farklı bir döneme girecek. Bu da Körfez’deki deniz kontrolü dengelerinin değişmesi anlamına geliyor.

Asıl anlaşmazlık boğazın açılması değil, kimin yöneteceği

Olumlu işaretlere rağmen sürecin önündeki en büyük engel, egemenlik meselesi olmaya devam ediyor.

ABD, deniz trafiğinin herhangi bir ücret veya kısıtlama olmadan eski düzenine dönmesini istiyor.

İran ise savaşın dengeleri değiştirdiği görüşünde. Tahran, yeni düzenlemeler getirme ve üstleneceği güvenlik hizmetleri karşılığında ücret talep etme hakkına sahip olduğunu savunuyor.

Bununla birlikte İran, savaş öncesindeki şartlara geri dönülmesini öngören herhangi bir formülü kabul etmiyor.

Tahran yönetimi, gemilerin Körfez’e giriş güzergâhını kontrol etmenin vazgeçilemeyecek bir güvenlik garantisi olduğunu düşünüyor.

Anlaşma nükleer müzakerelerin önünü açar mı?

Gündemdeki belge İran’ın nükleer programına değinmese de mevcut işaretlerin büyük bölümü, Hürmüz anlaşmasının başarıya ulaşması hâlinde Washington ile Tahran arasındaki daha kapsamlı uzlaşmaların yeniden gündeme gelebileceğini gösteriyor.

Hürmüz Boğazı

Boğazın yeniden açılması, her iki taraf üzerindeki ekonomik baskıyı azaltacak ve yaptırımlar ile nükleer program konusunda müzakerelerin yeniden başlaması için daha uygun bir ortam sağlayacak.

Üstelik bölgesel arabulucuların aynı anda hem Hürmüz hem de nükleer dosya üzerinde çalışması, iki sürecin birbirine paralel ilerlediğini ortaya koyuyor.

Geçici uzlaşma ile yeni bir gerilim arasında

Anlaşmanın resmen açıklanması hâlinde bu adım, yalnızca deniz ulaşımını düzenleyen teknik bir mutabakat olarak kalmayacak.

Aynı zamanda son savaşın başlamasından bu yana Washington ile Tahran arasında varılan ilk somut siyasi uzlaşma olacak.

Bu düzenleme, Hürmüz Boğazı’nın askerî çatışma alanından çok siyasi dengelerin şekillendiği bir bölgeye dönüşeceği yeni bir dönemin de başlangıcını oluşturabilir. Ancak anlaşmanın kalıcılığı, tarafların egemenlik ve uygulama mekanizmalarına ilişkin anlaşmazlıkları aşıp aşamayacağına bağlı olacak.

Bu başlıklarda yaşanacak herhangi bir tıkanma, bölgeyi kısa sürede yeniden gerilim sarmalına sürükleyebilir ve Hürmüz Boğazı’nı bir kez daha dünyanın en tehlikeli kriz noktalarından biri hâline getirebilir.