Dünya NATO Zirvesini Nasıl Okuyor?
09.07.2026 - 16:14 | Son Güncellenme: 05.08.2026 - 16:39
7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın güncel güvenlik gündemini değil, NATO’nun değişen küresel dengeler içindeki konumunu da yeniden tartışmaya açtı. Zirvede birlik mesajı, savunma harcamaları, Ukrayna savaşı, transatlantik ilişkiler ve Türkiye’nin ittifak içindeki rolü öne çıkarken, toplantı uluslararası basında farklı jeopolitik perspektiflerle değerlendirildi.
Yunan basınında Türkiye endişesi
Yunan kaynaklarında Ankara NATO Zirvesi, NATO’nun kurumsal geleceğinden çok Türkiye’nin İttifak içindeki konumunun güçlenmesi üzerinden okunuyor. Çin ve Rus kaynakları NATO’yu dışarıdan eleştirirken, Yunan basını NATO’nun içinden konuştu. Bu kaynaklarda ittifakın akıbeti sorgulanmazken Türkiye’ye fazla alan açılmasından duyulan rahatsızlığı öne çıkarılıyor.
Yunan medyasına göre Ankara’daki zirve, Türkiye için yalnızca ev sahipliği yaptığı diplomatik bir toplantı değil, NATO, ABD ve Avrupa nezdindeki stratejik değerini artırma fırsatıydı. Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesi, Karadeniz güvenliğindeki rolü, Montrö Sözleşmesi üzerinden sahip olduğu jeopolitik ağırlık ve Avrupa savunma projeleriyle kurabileceği ilişkiler Yunan basınında dikkatle izlendi.
Yunan kaynaklarında F-35 ve KAAN başlıkları da öne çıktı. Türkiye’nin yeniden F-35 programına dönme ihtimali, KAAN için ABD’den motor tedariki ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılması olasılığı, Atina açısından askeri dengeyi değiştirebilecek gelişmeler olarak değerlendirildi. Bu nedenle NATO Zirvesi, Yunan basınında fırsattan çok dikkatle yönetilmesi gereken bir diplomatik risk alanı olarak sunuluyor.
İsrail basını Türkiye’nin yükselen rolünden tedirgin
İsrail medyasında NATO Zirvesi, büyük ölçüde Türkiye’nin bölgesel yükselişi, Erdoğan-Trump yakınlaşması, F-35 satışı ihtimali ve bunun İsrail’in askeri üstünlüğüne etkisi üzerinden değerlendiriliyor.
İsrail kaynaklarına göre zirvenin en önemli sonucu NATO bildirgesi ya da savunma harcamaları değil; Türkiye’nin Washington nezdinde yeniden değer kazanan bir müttefik olarak görünmesiydi. Trump’ın Erdoğan’a yönelik sıcak mesajları, Türkiye’yi önemli bir müttefik olarak tanımlaması, F-35 satışına açık kapı bırakması ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ihtimali, İsrail basınında dikkatle takip edildi.
Bu çerçevede Türkiye’nin yükselişi, İsrail açısından yalnızca diplomatik bir gelişme olarak değil, bölgesel askeri üstünlük dengelerini etkileyebilecek bir konu olarak görülüyor. Türkiye, İsrail medyasında aynı anda hem NATO için vazgeçilmez bir jeostratejik aktör hem de bölgesel rekabet açısından dikkatle izlenmesi gereken bir güç olarak sunuluyor.
Gözden Kaçmasın
Çin basını NATO’yu Soğuk Savaş kalıntısı olarak görüyor
Çin merkezli medya organları, Ankara NATO Zirvesi’ni oldukça eleştirel bir çerçevede ele aldı. Global Times başta olmak üzere Çin kaynakları, NATO’nun artık yalnızca Kuzey Atlantik güvenliğiyle ilgilenen bir ittifak olmadığını, Asya-Pasifik’e uzanmaya, Çin’i tehdit olarak göstermeye ve kendi varlığını yeni düşmanlar üzerinden meşrulaştırmaya çalıştığını savunuyor.
Çin basınında özellikle dikkat çekilen unsur ise NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Çin’in denizaltıdan fırlatılan stratejik füze testiyle ilgili açıklamaları oldu. Çin kaynakları bu testi rutin, savunma amaçlı, uluslararası hukuka uygun ve önceden bildirilmiş bir askeri faaliyet olarak tanımlarken, NATO’nun bunu “Çin tehdidi” anlatısına dönüştürmesini bilinçli bir propaganda hamlesi olarak değerlendirdi.
Bu çerçevede Çin medyasına göre asıl mesele füze testi değil, NATO’nun Çin’i hayali bir tehdit olarak göstererek Asya-Pasifik’teki varlığını artırmak istemesi. Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi NATO’nun Hint-Pasifik ortaklarıyla kurulan ilişkiler de bölgesel istikrar arayışı olarak değil, NATO’nun Asya-Pasifik versiyonunu inşa etme çabası olarak yorumlandı.

Çin medyasında NATO’nun “Soğuk Savaş kalıntısı”, “blok çatışmasını körükleyen yapı” ve “çifte standartlı aktör” gibi ifadelerle lanse edilmesi kullanılan dilin sertliğini öne çıkarıyor. Aynı kaynaklar, Çin’i ise kendisini barışçıl kalkınmaya bağlı, savunma odaklı politika izleyen ve nükleer kapasitesini asgari caydırıcılık düzeyinde tutan bir aktör olarak konumlandırdı.
Rus basınına göre Avrupa’nın silahlanması artacak
Rus medyasında Ankara NATO Zirvesi, Çin kaynaklarındaki NATO karşıtı çizgiyle benzer bir eleştirel zemine oturdu. Lakin haberlerin odağı daha çok Rusya karşıtlığı, Ukrayna savaşı ve Avrupa’nın ABD baskısı altında silahlanmaya sürüklenmesi oldu.
Rus kaynaklarına göre zirve, NATO’nun güçlendiğini değil, ABD’nin Avrupa’ya daha fazla askeri ve mali yük bindirdiğini gösterdi. Savunma harcamalarının artırılması, Rusya tehdidinin sürekli canlı tutulması ve Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesi, Rus basınında NATO’nun kendi varlığını devam ettirmek için kullandığı araçlar olarak sunuldu.
Ukrayna konusu ise bu anlatının merkezinde yer alıyor. NATO’nun Ukrayna’ya desteği, yalnızca askeri yardım olarak değil, Batı’nın Rusya’yı uzun vadeli bir yıpratma stratejisiyle çevreleme girişimi olarak yorumlandı. Bu çerçevede Ukrayna, bağımsız bir güvenlik aktöründen çok Batı’nın Rusya’ya karşı kullandığı bir cephe ülkesi gibi resmediliyor.
Avrupa basını göre NATO Avrupalılaşacak
Avrupa kaynaklarında Ankara Zirvesi, Çin ve Rus basınındaki kadar dışlayıcı bir dille değil; daha kurumsal ve pragmatik bir çerçevede değerlendiriliyor. Avrupa basınına göre NATO hala gerekli bir güvenlik yapısıyken eski haliyle devam etmesinin mümkün olmadığı öne sürülüyor.
Bu kaynaklarda en güçlü vurgu, Avrupa’nın ABD’ye olan güvenlik bağımlılığını azaltması gerektiği yönündeydi. Trump’ın savunma harcamaları konusundaki baskısı, ABD’nin Avrupa’ya koşulsuz güvenlik garantisi verme isteğinin zayıflaması ve Washington’ın önceliklerini Asya-Pasifik ile Orta Doğu’ya kaydırması, Avrupa basınında NATO’nun daha “Avrupalı” hale gelmesi gerektiği şeklinde yorumlanıyor.

Avrupa basını açısından mesele yalnızca daha fazla savunma harcaması yapmak değil. Asıl sorun, bu harcamaların gerçek askeri kapasiteye dönüşüp dönüşmeyeceği olarak görülüyor. Mühimmat üretimi, füze stokları, insansız sistemler, hava savunması, savunma sanayii koordinasyonu ve tedarik zincirleri, Avrupa’nın zayıf noktaları olarak öne çıkarıldı. Bu nedenle Avrupa basını, zirveyi NATO’nun çöküşü olarak değil, zorunlu dönüşümünün işareti olarak görüyor.
Yeni dönemde şartlarına uygun NATO inşası
Sonuç olarak Ankara NATO Zirvesi, uluslararası basında ittifakın yalnızca bugünkü askeri kapasitesini değil, gelecekte nasıl bir yapıya dönüşeceğini de tartışmaya açan bir dönemeç olarak değerlendirildi. Zirve, NATO’nun hala küresel güvenlik mimarisinin merkezindeki aktörlerden biri olduğunu gösterirken, aynı zamanda ittifak içindeki güven sorunu, mali yük paylaşımı, bölgesel rekabetler ve değişen güç dengeleri nedeniyle eski reflekslerle yoluna devam edemeyeceğini de ortaya koydu. Bu nedenle Ankara’daki toplantı, dünya basınında bir kopuş anından çok, NATO’nun yeni dönemin şartlarına uyum sağlama arayışının görünür hale geldiği kritik bir eşik olarak okunuyor.