Cezayir–BAE Gerilimi Kopuş Noktasında

Cezayir ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki gerilim, diplomatik mesajların ötesine geçerek somut adımlarla derinleşiyor. Hava ulaşımı anlaşmasının iptali, karşılıklı suçlamalar ve bölgesel dosyalardaki sert ayrışma, iki ülkeyi açık bir kopuş ihtimaline her zamankinden daha fazla yaklaştırıyor.
Cezayir–BAE Gerilimi Kopuş Noktasında

11.02.2026 - 15:21  |  Son Güncellenme:  11.02.2026 - 15:26

Cezayir ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki gerilim artık yalnızca görüş ayrılığı ya da bölgesel dosyalar etrafında dönen geçici bir anlaşmazlık olarak görülmüyor. Son yıllarda siyasi, güvenlik ve egemenlik boyutları olan çok katmanlı bir krize dönüşen bu süreç, 7 Şubat 2026’da Cezayir’in, 2013’te BAE ile imzalanan hava hizmetleri anlaşmasını iptal etme sürecini başlatmasıyla zirve noktasına ulaştı. Teknik bir düzenleme gibi görünen bu adımın, siyasi anlamı çok daha geniş.

Havacılık anlaşmasının iptali, Cezayir’in izlediği kademeli tırmanıştan bağımsız okunmuyor. Süreç, dolaylı diplomatik mesajlarla başladı; ardından iki ülke ilişkilerinin sembollerinden birine doğrudan dokunan somut adımlara evrildi. Oysa hava ulaşımı anlaşmaları, uluslararası ilişkilerde genellikle en son tartışmaya açılan başlıklar arasında yer alır. İnsan ve ticaret hareketliliğini doğrudan etkiledikleri için bu tür anlaşmaların feshi, siyasi güvenin eşi görülmemiş ölçüde zedelendiğine işaret ediyor.

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun

Kararla eş zamanlı olarak Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un dikkat çeken açıklamaları da gündeme geldi. Tebbun, adını anmadığı bir Arap ülkesini “küçük devlet” olarak nitelendirdi; bu sözlerin yaygın biçimde BAE’ye işaret ettiği yorumları yapıldı. Cumhurbaşkanı, söz konusu ülkeyi iç işlere müdahale etmekle ve Cezayir’in siyasi sürecini, buna seçimler de dahil olmak üzere, etkilemeye çalışmakla suçladı.

Krizin kökeni: Ani bir kopuş değil, birikmiş gerilim

Görünenin aksine, mevcut kriz bir anda ortaya çıkmadı. Kökleri 2019 yılına, o dönem kamuoyuna açıkça yansımayan ancak seçim sürecine yönelik dış müdahale iddialarının dillendirildiği döneme uzanıyor. Öte yandan asıl kırılma noktası, BAE’nin 2020’de İsrail’le normalleşme anlaşmaları imzalaması ve bununla paralel olarak Emirlikler ile Fas arasındaki yakınlaşma oldu. Cezayir bu süreci, kendi stratejik çıkarlarına karşı açık bir saflaşma olarak değerlendirdi.

Gerilimi daha da artıran bir diğer gelişme ise BAE’nin Batı Sahra’daki El-Uyun kentinde konsolosluk açmasıydı. 

Cezayir, bu adımı Fas’ın tutumuna açık destek olarak gördü ve Batı Sahra meselesini sıradan bir bölgesel ihtilaf değil, tamamlanmamış bir sömürgesizleşme süreci olarak tanımladı.

Abdulfettah el-Burhan

Bölgesel çatışma alanlarında farklı duruşlar

İki ülke arasındaki görüş ayrılıkları, bölgesel kriz başlıklarında da derinleşti.

Libya’da BAE, emekli General Halife Hafter’i desteklerken, Cezayir siyasi çözümden yana tavır aldı ve askeri seçeneğe karşı çıktı. 

Sudan dosyasında ise Cezayir, Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki orduya açık destek verdi; buna karşılık Abu Dabi’nin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne destek sunduğu yönünde suçlamalar gündeme geldi.

Buna ek olarak Cezayir, BAE’nin Afrika Sahel bölgesinde artan varlığını da endişeyle izliyor. Cezayir’e göre bu genişleme, kendi geleneksel rolü ve yakın çevresindeki güvenlik nüfuzu pahasına gerçekleşiyor.

Egemenlik boyutu: Cezayir için kırmızı çizgi

Cezayir açısından krizin en hassas noktası, siyasi anlaşmazlık düzeyinden çıkarak ulusal güvenliğe ve toprak bütünlüğüne yönelik doğrudan bir tehdit olarak algılanması. Cezayir yönetimi, BAE’yi ülkede “ayrılıkçı” olarak sınıflandırılan MAK hareketini desteklemekle; istikrarı sarsmayı amaçlayan mali ve medya faaliyetlerine dahil olmakla suçluyor.

Bu iddialar, Cezayir Yüksek Güvenlik Konseyi’ni 2024’ün başında alışılmadık bir açıklama yapmaya itti. Konsey, “kardeş bir Arap ülkesinden” gelen düşmanca tutumları kınadı. Bu, krizin ulaştığı tehlikeli aşamaya dair ilk doğrudan ve resmi uyarı olarak kayda geçti.

İlişkiler kopuşa mı gidiyor?

Cezayir, BAE ile diplomatik ilişkilerini resmen kestiğini henüz ilan etmiş değil. Ancak biriken gerilim işaretleri, kopuş ya da ilişkilerin askıya alınması seçeneğinin karar alıcı çevrelerde ciddi biçimde masada olduğunu gösteriyor. Son adımlar, cumhurbaşkanlığı açıklamaları ve resmi medya dili, Cezayir’de krizin artık klasik diplomatik yöntemlerle kontrol altına alınamayacağı yönünde güçlü bir kanaat oluştuğuna işaret ediyor.

Öte yandan Abu Dabi, görece sessiz bir politika izliyor. Doğrudan bir medya savaşına girmekten kaçınan BAE, Cezayir’den gelen sertleşmeyi kendi iç dinamiklerindeki değişimlerin yansıması olarak görmeyi tercih ediyor; bunu bölgesel politikalarına yönelik temel bir itiraz olarak okumuyor.

Cezayir ile BAE arasında yaşananlar, tek bir dosya ya da münferit bir olayla açıklanamayacak kadar kapsamlı. Bu tablo, bölgesel nüfuza bakış, müdahalenin sınırları ve egemenliğin anlamı konusunda iki zıt yaklaşımın çarpışmasını yansıtıyor. Krizin söylem düzeyinden somut kararlara taşınmasıyla birlikte, ikili ilişkiler sert bir siyasi bilek güreşi evresine girmiş görünüyor. Bu sürecin mutlaka resmi bir kopuşla sonuçlanması şart değil; ancak orta vadede onarılması zor, kalıcı bir yarılmanın temelleri atılmış durumda.