Yemen’de Savaşın Yeni Adresi: Babülmendep 

Yemen’de çatışmalar yeniden şiddetlendi. Husiler Babülmendep hattında ilerlemeye çalışırken hükûmet güçleri Sana’yı kurtarma operasyonunu ilan etti, Suudi Arabistan’ın güneyindeki dört kent ise füze ve İHA saldırılarının hedefi oldu. 
ozel-yemen-de-savasin-yeni-adresi-babulmendep

10.09.2026 - 15:34  |  Son Güncellenme:  10.09.2026 - 15:50

2-9 Eylül 2026 tarihleri arasındaki hafta, Yemen’de son yılların en sert askerî gerilimlerinden birine sahne oldu. Gerilim, Husilerin Taiz’in batısında Babülmendep Boğazı yönünde yeni bir cephe açmaya yönelik geniş çaplı girişimiyle başladı. Ardından uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükûmeti, Sana’yı kurtarma savaşı olarak nitelendirdiği operasyonun başladığını duyurdu. Son olarak Husiler, onlarca balistik füze ve İHA ile Suudi Arabistan’ın güneyindeki dört kenti hedef aldı.

Sahadaki bu eş zamanlı tırmanış, daha geniş bölgesel gelişmelerden bağımsız değil. Körfez’deki Hürmüz Boğazı krizi ile Babülmendep’te artan gerilim aynı dönemde kesişiyor. Analistlere göre bu durum, İran’ın iki su yolunu küresel ekonomi üzerinde birbirini tamamlayan iki baskı aracına dönüştürme girişimine işaret ediyor.

Ayrıntılara geçmeden önce Yemen’in kuzey-orta kesiminde bulunan başkent Sana’nın, Husilerin 2014’te kente girmesinden bu yana grubun kontrolünde olduğunu belirtmek gerekiyor. Başkent çevresindeki mevcut askerî coğrafya iki ana eksene ayrılıyor.

Güney ve güneybatı ekseni, Taiz ile batı kıyısını, yani Hudeyde ve Muha’yı kapsıyor ve Babülmendep’e kadar uzanıyor. Hükûmet güçleri bu bölgelerde konuşlanırken kuzeye, Sana yönüne ilerlemeye çalışıyor.

Doğu ve güneydoğu ekseni ise Cevf, Marib ve Beyda vilayetlerini kapsıyor. Hükûmet güçleri bu taraftan da eş zamanlı bir saldırı yürütüyor.

Husilerin bu hafta füzelerle hedef aldığı Suudi Arabistan kentleri Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran ise ülkenin güney kesiminde bulunuyor.

Husilerin Babülmendep yolunu açma girişimi

Mevcut gerilim 3 Eylül Perşembe günü başladı. Husiler, askerî gözlemcilerin yaklaşık dört yıldır grubun gerçekleştirdiği en geniş kapsamlı saldırı olarak nitelendirdiği operasyonla, Sana’nın güneybatısındaki Taiz vilayetinin batı cephelerinde harekete geçti.

Saldırı Makbana ve Cebel Habeşi ilçelerini kapsarken, “Taiz-Muha” yolunun yakınındaki Kedha ve Cebel Gubari cephelerine kadar ulaştı.

Analistlere göre Husilerin bu ilerlemeyle hedeflediği nokta, Taiz kentindeki kısmi kara kuşatmasını aşmaya imkân veren neredeyse tek güzergâh konumundaki bu yolu kontrol altına almak. Böylece batı kıyısındaki hükûmet güçlerinin ikmal hatlarının kesilmesi ve grubun kademeli olarak Babülmendep Boğazı yakınlarındaki Kızıldeniz’in güney kıyılarına doğru ilerlemesinin önünün açılması amaçlanıyor.

5 Eylül Cumartesi günü saatlerce devam eden çatışmalarda, yerel askerî ve sağlık kaynaklarına göre iki taraftan 60’tan fazla kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında yaklaşık 26 hükûmet gücü mensubu ile 31 Husi savaşçısı bulunuyordu.

Bir Fransız gazetesi çatışmaları, Yemen’in son yıllardaki en kanlı muharebelerinden biri olarak nitelendirdi.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi

Gerilim, yerel bir hükûmet yetkilisine göre Taiz ve batı kıyısındaki çatışma bölgelerinden 3 bin 319 ailenin yerinden edilmesine yol açtı. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi de saha komutanlarıyla yaptığı bir dizi görüşmenin ardından Husi saldırılarının insani sonuçlarına karşı uyarıda bulundu.

Yemen hükûmeti “Sana’yı Kurtarma Savaşı”nı ilan etti

Husilerin saldırısına karşılık hükûmet güçleri, Taiz kentinin batısındaki ed-Dabab cephesinde Husi sızma girişimlerinin engellendiğini açıkladı.

Askerî kaynaklara göre çatışmalarda 13 Husi unsuru öldürüldü, 10 kişi de yaralandı. Mühendislik ekipleri ayrıca Taiz ve Hudeyde vilayetlerindeki batı kıyısı cephelerinde Husiler tarafından yerleştirilen çok sayıda mayın ve el yapımı patlayıcıyı etkisiz hâle getirdi.

Hükûmetin karşılığı yalnızca Taiz ile sınırlı kalmadı. Hükûmet güçleri operasyonlarını Yemen genelinde genişletti.

Sana’nın doğusundaki Cevf vilayetinde hükûmet güçleri, Yetme Çarşısı ile Lebenat Askerî Kampı’nı geri aldıklarını açıkladı. İleri birliklerin ise Zi Naim ilçesine girmek üzere bölgenin girişlerine kadar ulaştığı bildirildi.

Sana’nın güneydoğusundaki Beyda vilayetinde de hükûmet güçleri stratejik noktaların kontrol altına alındığını duyurdu. Bununla eş zamanlı olarak Marib ve Dali’de Husi birliklerinin toplandığı noktalara hava saldırıları düzenlendi. Amaç, kısa süre önce kurtarılan bölgelerdeki mevzileri güçlendirmekti.

Dali ekseninde Murays cephesinde şiddetli çatışmalar yaşanırken, batı kıyısındaki çatışmalar Hudeyde’nin güneyine kadar uzandı. Hükûmet güçleri burada Hays ekseni Cerrahi yönünde genişletti.

Ancak bu cephelerde kullanılan hükûmet güçleri ifadesi, tek bir askerî yapıdan söz edildiği izlenimini vermemeli. Bu güçlerin ortak bir operasyon yürütme kapasitesi değerlendirilirken farklı askerî oluşumların varlığı göz ardı edilemez.

Tarık Salih

Yemen’in batı kıyısı, Tarık Salih liderliğindeki Ulusal Direniş Güçleri’nin kontrolünde bulunuyor. Güneyde, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenen Güney Geçiş Konseyi’ne yakın askerî oluşumlar yer alıyor. Cevf, Marib ve Beyda cephelerindeki birlikler ise Savunma Bakanlığına bağlı resmî ordu güçlerinden oluşuyor.

Bu taraflar geçmişte çeşitli dönemlerde Husilere karşı yan yana savaştı. Ancak zaman zaman birbirinden farklı siyasi hedeflere sahipler ve aralarındaki operasyonel koordinasyon geçmişte gerilimlerden uzak olmadı.

Bu unsur, mevcut çok cepheli ilerlemenin Sana üzerinde koordineli bir baskıya dönüşüp dönüşmeyeceğini ya da her cephede birbirinden bağımsız kazanımlar olarak kalıp kalmayacağını büyük ölçüde belirleyecek.

Çok sayıda cephede yaşanan bu ilerlemenin ardından Yemen Savunma Bakan Yardımcısı Tümgeneral Semir es-Sabri, operasyonun nihai hedefine ilişkin tartışmalara açıklık getirdi.

Es-Sabri, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “Sana’yı kurtarma kararı kesin olarak alınmıştır ve geri dönüşü yoktur” dedi. Sahadaki hareketliliğin, Yemen’in tarihî başkentindeki devlet kurumlarını geri almayı hedefleyen planlı bir askerî vizyon doğrultusunda ilerlediğini söyledi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Macid El-Nuzili de operasyonun Sana’yı tüm Yemenlilerin başkenti olarak geri almayı amaçladığını belirtti.

Hükûmet güçleri, sivillere başkente ve çevresindeki bölgelere ulaşan bazı yolları kullanmamaları konusunda uyarıda bulundu.

Bu kesin söyleme rağmen askerî analistler, mevcut ilerlemenin gerçek bir askerî sonuca dönüşebilmesi için Sana’yı çevreleyen vilayetlerde, özellikle Beyda, Cevf ve Marib’de büyük çaplı ilerlemeler sağlanması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu vilayetler, başkente yönelik herhangi bir ilerlemenin kontrolünü sağlayan birer yol kavşağı konumunda.

Bu, hükûmetin veya koalisyonun Sana’yı geri alma niyetini ilk kez açıklaması da değil.

2015’te savaşın başlamasından bu yana birçok kez benzer açıklamalar yapıldı ancak bunlar başkente yönelik somut bir saha ilerlemesine dönüşmedi.

Bu nedenle mevcut açıklamanın, gerçek bir stratejik değişimin göstergesi olduğuna kesin gözüyle bakmadan önce, belirli bir takvime bağlı operasyon planı olduğu kadar iç kamuoyuna ve bölgesel destekçilere yönelik siyasi ve moral amaçlı bir mesaj olarak da değerlendirilmesi gerekiyor.

Dört Suudi kenti bombardıman altında

Yemen’deki iç cepheyle eş zamanlı olarak Husiler, sınır ötesi saldırılarını da artırdı.

Gruba bağlı güçler tarafından 8 Eylül Salı günü yayımlanan açıklamada, nitelikli ve geniş kapsamlı olarak tanımlanan bir askerî operasyon gerçekleştirildiği duyuruldu.

Husilere göre onlarca balistik füze ve İHA ile Abha ve Necran’daki Aramco tesisleri, Ekonomi Şehri, Cizan’daki Aramco tesisleri ve Hamis Muşayt’taki Kral Halid Hava Üssü hedef alındı.

Grup, saldırıların “tam isabetle” gerçekleştirildiğini ve büyük hasara yol açtığını öne sürdü. Ancak bu açıklama saldırıyı gerçekleştiren taraftan geldi ve henüz kapsamlı ve bağımsız bir değerlendirmeyle doğrulanmadı.

Nispeten bağımsız biçimde doğrulanabilen tek bölüm ise iki dış kaynağa dayanıyor.

Uydu görüntülerinde Cizan ve Abha’daki Aramco rafinerisi ile dağıtım tesislerinin üzerinde yoğun duman sütunları görüldü.

Wall Street Journal ise konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı haberinde, saldırıların Cizan rafinerisinde yangına yol açtığını ve tesisi hizmet dışı bıraktığını, Abha’daki petrol depolama tesislerinin de vurulduğunu aktardı.

Hamis Muşayt’taki hava üssünde meydana gelen hasarın boyutu ise tam olarak netleşmedi.

Suudi Arabistan, ülkenin güneyindeki enerji tesisleri ve altyapısının hedef alındığını resmen açıkladı ve Hamis Muşayt’ta alarm seviyesini yükseltti.

Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon ise kendi açıklamasında, hedef alınan dört kent olan Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran’da aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 73 sivilin yaralandığını bildirdi.

Dolayısıyla ortaya konan iki veri, çatışmanın iki tarafına ait paralel anlatılara dayanıyor. Hasarın boyutuna ilişkin veriler Husilerden, yaralı sayısına ilişkin bilgiler ise koalisyondan geliyor.

Şu ana kadar bu iki anlatıyı karşılaştıran veya tamamen doğrulayan bağımsız bir saha araştırması yayımlanmadı.

Arap Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, saldırıların Suudi Arabistan’ın egemenliğinin açık bir ihlali olduğunu ve ülkede yaşayan vatandaşlarla yabancıların güvenliğine doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

Maliki, Husileri caydırmak, tehdit kaynaklarına karşı koymak ve oluşturdukları tehlikeyi etkisiz hâle getirmek için gerekli tüm operasyonel tedbirlerin alınacağını belirtti.

Katar, Ürdün ve Cezayir saldırıları kınadı. Cezayir, bölgede her türlü gerilimin derhâl durdurulması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Yemen’de yaşanan gelişmelerin arkasında İran’ın bulunduğunu öne sürdü.

Husiler ise saldırılarının, Suudi Arabistan’ın Yemen’in çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarına karşılık gerçekleştirildiğini açıkladı. Gruba göre bu saldırılar arasında Marib’deki Cevbe bölgesine düzenlenen dört hava saldırısı da bulunuyordu.

Husiler ayrıca 24 saat içinde Beyda semalarında Wing Loong 2 tipi dört silahlı keşif İHA’sını düşürdüklerini iddia etti. Bu iddia şu ana kadar Suudi Arabistan veya Yemen hükûmeti tarafından doğrulanmadı.

Hürmüz’den Babülmendep’e: Tek bir bölgesel hat

Yemen’deki gerilim, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilimden bağımsız değerlendirilemez.

İran’ın, varlıklarını hedef alacak yeni Amerikan saldırılarına karşılık verme tehdidinde bulunduğu bir dönemde, Kpler şirketinin verilerine göre boğazdan geçen yük gemisi sayısı pazar günü sekizken geçen pazartesi günü yediye geriledi.

Öte yandan petrol fiyatlarına yönelik yükseliş beklentileri artarken Brent petrolün varil fiyatı 10 Eylül işlemlerinde yaklaşık 102,4 dolara ulaştı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Washington’a doğrudan mesaj vererek İran’a ait varlıkların hedef alınmasının aynı şekilde karşılık bulacağı uyarısında bulundu.

Hürmüz’de bu gerilim yaşanırken, çatışmaların devam ettiği Babülmendep’te gemi trafiğinde artış kaydedildi.

Batıya yönelen küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 12’sinin ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 8’inin geçtiği Babülmendep’te trafik, Husilerin boğazı kontrol altına alma girişimlerine ve buradan geçen Suudi petrol ihracatındaki artışa rağmen yükseldi.

İran meseleleri uzmanı araştırmacı Hüda Rauf’a göre Husilerin Babülmendep ve Kızıldeniz’deki son hareketleri, boğazların kapatılmasına yönelik tehditlerle birlikte değerlendirildiğinde, İran’ın Hürmüz krizini Babülmendep’e taşımaya çalıştığını gösteriyor.

Bu senaryoda iki boğazdaki deniz trafiğinin aynı anda aksaması, küresel ekonomi üzerindeki baskıyı iki katına çıkarabilir.

İran’ın bu noktada, en dar kesiminde genişliği yalnızca 29 kilometre olan Babülmendep’in coğrafi darboğaz niteliğinden faydalanmaya çalıştığı değerlendiriliyor.

Ancak bu değerlendirme, gündemdeki birçok yorumdan yalnızca biri ve tek açıklama değil.

Husiler

Tahran’ın bölgesel hesaplarının yanı sıra Husilerin doğrudan İran yönlendirmesine indirgenemeyecek kendi yerel hedefleri de bulunuyor.

Batı kıyısındaki askerî nüfuzlarını Babülmendep’e kadar genişletmeleri, Husilere bağımsız bir müzakere baskısı aracı kazandırabilir ve gelecekteki herhangi bir siyasi süreçte ellerini güçlendirebilir.

Bunun yanında kontrol ettikleri bölgelerde kötüleşen yaşam koşullarını dengeleyecek iç kamuoyuna yönelik zaferler sergileme ihtiyacı da grubun hesapları arasında bulunuyor.

Dolayısıyla neyin İran gündemi, neyin Husilerin yerel hesabı olduğunu kesin biçimde birbirinden ayırmak, mevcut gerilimin tek başına cevaplayamadığı açık sorulardan biri olmayı sürdürüyor.

Dikkat çeken eksiklik: BM süreci nerede?

Tüm bu gerilim, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg’in yürüttüğü ve zaten uzun süredir tıkanmış durumda olan siyasi süreç devam ederken yaşanıyor.

Grundberg önceki aylarda defalarca gerilimin derhâl düşürülmesi çağrısında bulunmuş ve tarafları Yemen’in daha geniş bölgesel gerilim sarmalına sürüklenmesinin yaratacağı riskler konusunda uyarmıştı.

Bu raporun hazırlandığı ana kadar BM’den bu haftaki gelişmelere özel yeni bir açıklama gelmedi.

Ancak gerilimi düşürme sürecine ilişkin herhangi bir işaretin görülmemesi, bu sürecin tamamen durduğu anlamına gelmeyebilir. Daha çok sahadaki askerî tırmanışın hızıyla diplomatik çabaların temposu arasındaki farkı ortaya koyuyor.

Bu nokta, çatışmaların yoğunlaştığı batı kıyısı cephelerinin merkezinde bulunan Hudeyde Limanı nedeniyle daha da önem kazanıyor.

Hudeyde Limanı, Husilerin kontrolündeki bölgelere insani yardım ve gıda girişinin ana damarlarından biri olmayı sürdürüyor.

Dünya Gıda Programı daha önce, on yılı aşkın süredir savaşın yıprattığı Yemen’de tekrarlanan gerilim dalgalarını halk açısından “dayanılmaz” olarak nitelendirmişti.

Kriz nereye gidiyor?

Ortaya çıkan bu karmaşık tablo, Yemen’i kendi sınırlarını aşan daha geniş bir bölgesel denklemin merkezine yerleştiriyor.

Yemen hükûmeti, Cevf, Beyda ve Marib’deki saha ilerlemesini Sana’ya ulaşacak bir yarılmaya dönüştürmeyi hedefliyor.

Husiler ise buna karşılık Babülmendep yakınlarında kalıcı bir tutunma noktası oluşturarak, İran’ın Körfez’deki daha geniş hesaplarıyla da kesişen yeni baskı araçları elde etmeye çalışıyor.

Bu iki mücadele arasında Taiz ve batı kıyısındaki siviller ile Suudi Arabistan’ın güneyinde yaşayanlar, sınırlarının nereye kadar uzanacağı henüz belli olmayan bu gerilimin sonuçlarına en açık kesimler olmaya devam ediyor.