Trump Babülmendep'te İlerleyen Husilere Neden Saldırmadı?
22.09.2026 - 17:35 | Son Güncellenme: 24.09.2026 - 15:44
Yaklaşık bir buçuk yıl önce ABD, Yemen'deki Husilere karşı en şiddetli askerî kampanyalarından birini başlatmış, 1000'den fazla hedefe yaklaşık 2 bin mühimmat kullanmış, sadece mühimmat maliyeti 750 milyon doları aşmıştı. Ancak Husiler Eylül 2026'da yeniden harekete geçip Yemen'in batı sahilinde hızla ilerleyerek Babülmendep Boğazı'ndaki stratejik ada ve mevzileri ele geçirdiğinde, Başkan Donald Trump yönetimi bu kez doğrudan hava saldırılarına başvurmamayı tercih etti.
Washington, savaşa doğrudan girmek yerine rolünü istihbarat paylaşımı ve başta Suudi Arabistan olmak üzere müttefiklerine destek sağlamakla sınırlı tuttu; aynı zamanda Husilerle doğrudan bir iletişim kanalı açtı. Örgüt, Amerikalı yetkililere Amerikan gemilerine saldırmayı düşünmediğini ve taraflar arasındaki çatışmayı Mayıs 2025'te sona erdiren ateşkese bağlı kaldığını bildirdi.
Washington'ın bu tutumu, ABD'nin İran'la sürmekte olan bir savaş yürüttüğü, Trump yönetiminin ise Kasım ayındaki ara dönem seçimleri öncesinde yükselen yakıt fiyatları nedeniyle iç baskıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde geldi. Husilerin ilerlemesi, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 7'sinin ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği bir deniz güzergâhını tehdit ederken, Babülmendep, Washington'ın karşı karşıya olduğu askerî ve ekonomik baskıları artırabilecek ek bir cephe hâline geldi.
Peki Trump bu kez Husilere saldırmaktan neden kaçındı? 2025'teki kampanyadan bu yana ne değişti?
Yeni bir cephe açmak yerine İran'a odaklanmak
Amerikan kaynakları, Husilere karşı doğrudan askerî müdahalenin gerçekleşmemesini, Trump yönetiminin Amerikan kuvvetlerinin dikkatini İran'la savaş ve Hürmüz Boğazı üzerinde tutmayı sürdürürken yeni bir cephe açmaktan kaçınma isteğine bağladı.
Axios'un aktardığına göre, Amerikalı yetkililer Trump yönetiminin şu an için Husilere karşı doğrudan müdahale planlamadığını söyledi. Amerikan askerî ve sivil yetkilileri, Suudi muhataplarına Trump'ın talimatının Amerikan kuvvetlerini İran ve Hürmüz Boğazı'na odaklanmış tutmak ve İran'la savaş yedinci ayına girmişken ek bir askerî cephe açmaktan kaçınmak yönünde olduğunu bildirdi.
Reuters'a göre Husilerle bir çatışma, hâlihazırda İran'la savaşla meşgul olan kuvvetlere yeni bir askerî görev daha ekleyecek; önemli deniz ve hava kaynaklarına ihtiyaç duyulmasının yanı sıra, önceki Amerikan kampanyasından bu yana değişmiş olan Husi konumlarını tespit etmek için istihbarat kapasitelerinin de kaydırılmasını gerektirecek.
Washington, çatışmaya doğrudan girmek yerine şimdiye kadar müttefiklerine destek olmayı tercih etti. Yönetimden üst düzey bir yetkili Reuters'a, ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarına odaklandığını, bunlar arasında Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınmasının yer aldığını, bölgesel ortaklarının ise güvenlik zorluklarıyla mücadelede öncü rolü üstlenmesinin sağlandığını söyledi. Husilerin ilerlemesinin ardından Washington, doğrudan askerî müdahale yerine istihbarat desteği sunmayı önerdi.
Füze stokları, yeni bir cephe açılmasına engel teşkil ediyor
İran'la savaşın yarattığı baskı yalnızca Amerikan kuvvetlerinin konuşlanmasıyla sınırlı değil; füze ve mühimmat stoklarını, özellikle Washington'ın Kızıldeniz'de Husilerle yeniden çatışmaya girmesi hâlinde ihtiyaç duyacağı önleme füzelerini de kapsıyor.
Reuters bu faktörü Trump'ın karşı karşıya kaldığı çıkmazın bir parçası olarak değerlendiriyor ve Husilerle çatışmanın, stokların zaten azaldığı bir dönemde Amerikan kuvvetlerinin ve daha fazla hava savunma mühimmatının tahsis edilmesi anlamına geleceğine dikkat çekiyor. Amerikan gemi ve kuvvetlerinin savaşa yeniden dönmesi de Husi füze ve İHA saldırılarına yeniden maruz kalmaları ve dolayısıyla daha fazla önleme füzesi tüketmeleri anlamına gelebilir.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinin (CSIS) tahminleri, İran savaşı sırasında stokların ne denli baskı altında kaldığını ortaya koyuyor. Merkezin Temmuz ayında yayımladığı bir değerlendirmeye göre, Patriot önleme füzesi stoku bin adedin altına düşerken, THAAD sistemi füze stoku, hava savunmanın yoğun kullanımı sonrasında yaklaşık 250 adede geriledi.
Merkez, stoklardaki azalmanın, Patriot ve THAAD'a balistik füzelere karşı iyi bir alternatif bulunmaması nedeniyle, ABD ve müttefiklerini hangi füzelerin önlenmesi gerektiğine karar verirken daha büyük riskler almaya zorlayabileceği konusunda uyarıyor.
Savaş öncesi seviyelere hızlı bir dönüş de görünmüyor. Merkezin başka bir çalışmasına göre, üretim artırılsa bile, bir dizi kilit füzenin stoklarının savaş öncesi seviyelere yeniden getirilmesi bir ila dört yıl arasında sürecek; ABD'nin askerî planlamacıların istediği seviyelere ulaşması ise daha uzun bir zaman alacak. Çalışma ayrıca İran savaşı öncesindeki stokların, Çin gibi büyük bir rakiple olası bir çatışmaya karşı zaten yetersiz olduğuna işaret etti.
Associated Press, 17 Eylül Perşembe günü kaynaklara dayandırdığı haberinde, Suudi Arabistan'ın önleme füzelerinde kıtlık yaşadığını bildirdi. Yetkililer, Suudi Arabistan'ın Husilerin fırlattığı füze ve İHA'lara karşı koymaya yardımcı olmak amacıyla Fransa, Britanya, Pakistan ve Mısır'dan bölgeye hava savunma takviyesi konuşlandırmalarını talep ettiğini söyledi.
Ara seçimler hesaplamalara dahil ediliyor
Askerî hesapların yanı sıra, 3 Kasım'da yapılacak ara dönem seçimleri de savaş sürerken Trump yönetiminin karşı karşıya olduğu baskılara siyasi ve ekonomik bir boyut daha ekliyor.
Reuters, 2 Eylül'de, yönetim içindeki görüşmelere aşina dört kişiye dayandırdığı haberinde, Trump'ın üst düzey yardımcılarının, Kongre'deki Cumhuriyetçiler üzerindeki siyasi sonuçlarından endişe ederek seçimler öncesinde İran'la savaşın tırmanmasını sınırlamaya çalıştığını bildirdi. Beyaz Saray'dan bir yetkili, ajansa, Kasım ayının "bir öncelik" olduğunu söyledi.
Haberde yer alan Reuters/Ipsos anketlerine göre, Ağustos ayı sonunda Amerikalıların yalnızca yüzde 31'i İran'la savaşı desteklerken, yüzde 63'ü karşı çıkıyordu; yükselen yakıt fiyatları da yönetim ve Cumhuriyetçiler üzerinde ek bir baskı unsuru oluşturuyor. Buna karşılık Trump, seçimlerin İran'a yönelik stratejisini belirlemede bir etken olduğunu reddetti.
Ardından Husilerin ilerlemesi başka bir ekonomik risk daha ekledi. Reuters, Washington'ın Babülmendep'te karşı karşıya olduğu çıkmaza ilişkin raporunda, kilit bir deniz güzergâhının kesintiye uğraması ihtimali ile seçimler öncesi dönemde enerji fiyatları ve Amerikan ekonomisi üzerindeki baskıların artması riski arasında bağlantı kurdu.
Husilerle ateşkesi sürdürmek
Washington'ın çatışmadan uzak durması, önceki askerî kampanyasını sona erdiren ateşkesi korumaya çalışmasıyla eş zamanlı gerçekleşiyor.
Çeşitli basın haberleri, örgütün Kızıldeniz sahilinde büyük bir ilerleme kaydetmesinden birkaç gün sonra, Amerikalı yetkililerin Maskat'taki Amerikan Büyükelçiliği'nde Husi temsilcileriyle bir araya geldiğini ortaya koydu. Reuters'a konuşan beş kaynak, toplantının gerçekleştiğini doğrularken, iki kaynak da Umman hükûmetinin toplantının düzenlenmesine yardımcı olduğunu belirtti.
Toplantı sırasında Husiler, Amerikalı yetkililere Amerikan gemilerine saldırmayı düşünmediklerini bildirdi ve 2025'te Washington'la varılan ateşkese bağlılıklarını teyit etti. Toplantı, ABD'nin örgüte karşı doğrudan askerî müdahaleden kaçındığı bir dönemde gerçekleşti.
Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD'nin Husilerle temaslarının sürdüğünü doğrularken, Axios, Maskat görüşmelerinin taraflar arasındaki ateşkesin korunmasına ve Babülmendep'in seyrüsefere açık kalmasının güvence altına alınmasına odaklandığını bildirdi.
İngiliz Guardian gazetesi, bu toplantının, Trump'ın Babülmendep Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü tehdit ettiği gerekçesiyle Husilerin Yemen'in batı sahilindeki ilerleyişini kınama kararını, Riyad'a destek amacıyla herhangi bir asker3i karşılık vermeden almasını anlamaya yardımcı olduğunu belirtti.
ABD'nin Yemen'deki eski büyükelçi yardımcısı Nabil Khoury, Guardian'a Trump yönetimi ile Husiler arasında "bir tür örtük mutabakat" sağlandığını söyledi. Khoury şöyle ekledi: "Husiler, Amerikan yönetimine Amerikan ve uluslararası seyrüseferin Kızıldeniz'de etkilenmeyeceğine dair söz veriyor; ancak tek risk Suudi gemilerinde ya da Suudi petrolü taşıyan gemilerde."
Önceki bir kampanya, ABD'nin hava saldırılarının sınırlarını ortaya koymuştu
Önceki Amerikan kampanyasının deneyimi, askerî seçeneğin neden bu denli zor olduğunu anlamaya yardımcı olan bir başka unsur daha ekliyor.
Associated Press'e konuşan bir Amerikalı askerî yetkiliye göre, ABD kuvvetleri 2025 kampanyası boyunca 1000'den fazla Husi hedefine yaklaşık 2 bin mühimmat kullandı; yalnızca mühimmat maliyeti 750 milyon doları aştı. Husiler ise her biri 30 milyon doları aşan yedi adet "MQ-9 Reaper" tipi Amerikan insansız hava aracını düşürdü.
Ancak asıl önemli sonuç, kampanya durduktan sonra ortaya çıktı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, ABD, Britanya ve İsrail'in yıllarca süren saldırılarına rağmen Husiler önemli askerî kapasitelerini korudu; ardından Eylül ayında Kızıldeniz sahilinde yeni bir sahra ilerlemesi kaydetmeyi başardılar.
Associated Press, örgütün direnç gösterebilme yeteneğini birçok faktöre bağlıyor: kontrol ettiği bölgelerin dağlık yapısı, bu yapının savaşçıları ve askerî altyapıyı dağıtmasına imkân tanıması; İran ve müttefiklerinden gelen destek, deneyim ve silahlar; ayrıca Husi karşıtı Yemenli güçler arasındaki bölünmüşlük. Haberde ayrıca, kontrolü sağlayabilecek bir kara gücü olmaksızın, yalnızca hava saldırılarının toprak kazanımlarını geri alamadığına da dikkat çekiliyor.
Kaynak: Arabic Post