Suriye'nin Enerji Altyapısı Hedef Alınıyor
02.10.2026 - 12:05 | Son Güncellenme: 02.10.2026 - 12:11
Suriye'de enerji sektörünü hedef alan ve son günlerde art arda yaşanan olaylar, teknik arızalar ile birbirinden bağımsız güvenlik vakalarının sınırlarını aşan bir soruyu gündeme getiriyor: Karşı karşıya olduğumuz şey eş zamanlı ve tesadüfi gelişmeler mi, yoksa enerji altyapısını kasıtlı olarak hedef alan sistematik bir operasyon örüntüsü mü? Resmî soruşturmalar hâlâ sürerken ve failleri -eğer varsa- henüz açıklanmamışken, olayların birbirini izleyen seyri, hedeflerin niteliği ve elektrik temini üzerindeki doğrudan etkisi, arka planı ve olası amaçları konusunda daha geniş bir okuma yapılmasını zorunlu kılıyor.
Bu olayların sonuncusu, geçtiğimiz 30 Eylül Çarşamba akşamı, Şam kırsalındaki Doğu Guta bölgesinde bulunan Tişrin Termik Santrali'nde bir gaz hattının patlamasıyla yaşandı. Patlama, Deir Ali, Nasıriye ve Tişrin santrallerinin devre dışı kalmasına yol açtı. Suriye Elektrik Şirketi, Çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, patlama ve ardından çıkan yangının, söz konusu üç santralin çalışması için gerekli gaz akışını durdurduğunu, bunun da üretim kapasitesinde düşüşe ve kesinti saatlerinde geçici bir artışa yol açtığını duyurdu. Suriye Enerji Bakanlığı Basın Dairesi Müdürü Abdülhamid Selat'ın Suriye Arap Haber Ajansı'na (SANA) verdiği bilgiye göre, olayın etkileri içme suyu pompalama ve arıtma tesislerine kadar uzandı.
Bu satırların yazıldığı sırada Tişrin Santrali'ndeki patlamanın nedeni henüz netlik kazanmamıştı. Resmî makamlar, gaz hattında bir patlama yaşandığını ve uzman ekiplerin bölgeyi güvenlik altına alma ve teknik inceleme çalışmalarına başladığını açıklarken, bazı gözlemciler patlamadan yaklaşık bir saat önce bölgede savaş uçağı sesleri duyulduğunu aktardı; ancak bu bilgi tek başına uçaklarla olay arasında bir bağlantı olduğunu kanıtlamaya yetmiyor. Patlama, Şula bölgesi ile Deyrizor arasında uzanan bir başka gaz hattında meydana gelen patlamadan yalnızca iki gün sonra gerçekleşti. Resmî açıklamaya göre, bu patlama hattın kesme vanasında "sabotaj eylemi" sonucu meydana gelmiş, yangın çıkmasına ve Cebse tesisinden elektrik santrallerine doğru gaz pompalamasının durmasına yol açmıştı.
Bu olay, zamanlaması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Zira olay, Suriye Petrol Şirketi'nin, Arap Gaz Hattı Projesi'nin ikinci aşamasının ikinci kısmına ilişkin çalışmaların başladığını duyurmasından bir gün bile geçmeden yaşandı. Bu proje, Ürdün sınırından Türkiye sınırına kadar Suriye topraklarından geçen bir sistemi kapsıyor. Sistemin toplam uzunluğu yaklaşık 566 kilometreyi buluyor; yeni aşama ise gaz depolama ve işletme kapasitesine katkı sağlayarak gelecekte taşıma kapasitesinin artırılmasına imkân tanıyor.
Bu olaylar, Humus'ta işçi ve mühendislere yönelik katliamla eş zamanlı yaşandı
Bu arada, söz konusu olaylar Humus ilinde yaşanan kanlı bir güvenlik vakasıyla da eş zamanlı gerçekleşti. Önceki akşam, memur ve işçileri taşıyan bir otobüs silahlı saldırıya uğradı; saldırıda yedi kişi hayatını kaybetti, dört kişi de yaralandı. Bu olayın doğrudan enerji sektörüne yönelik hedeflemeyle bağlantılı olduğuna dair bir kanıt bulunmamakla birlikte, kurbanların işçi ve mühendislerden oluşması, genel tabloya güvenlik boyutlu yeni bir katman ekliyor. Humus İç Güvenlik Komutanı Basım Muhammed Şaban, SANA'ya yaptığı açıklamada otobüsün "bir şirketin çalışanlarını evlerine dönerken taşıdığını" söylerken, Fransız basın ajansı AFP'nin bir güvenlik kaynağından aktardığına göre otobüste "özel bir elektrik şirketinde çalışan mühendis ve işçiler" bulunuyordu.
Suriye'de enerji projelerinde kargaşa
Gaz hatlarına yönelik saldırıların doğrudan gaz sektörünü mü hedef aldığı, yoksa daha geniş bir amaçla elektriği kesintiye uğratıp enerji ve yatırım projelerinde kargaşa yaratmayı mı amaçladığı sorusuna ilişkin olarak, Suriyeli araştırmacı Abdurrahman el-Hac ikinci ihtimali daha güçlü buluyor. El-Hac, geçtiğimiz Eylül ayında gaz hatlarına yönelik saldırıların doğrudan elektrik sektörünü vurmayı amaçladığını, bunun da "siyasi geçiş sürecinin kritik bir aşamasında halkı kışkırtma" sonucunu doğurabileceğini belirtti. Ona göre bu saldırılar aynı zamanda "yatırım ortamında kargaşa yaratarak yatırımcıları temkinli davranmaya itiyor; çünkü art arda gerçekleşen bu hedeflemelerin bırakacağı izlenim, Suriye'nin istikrarsız olduğu ve altyapısının tehdit altında bulunduğu yönünde olacak."
Abdurrahman el-Hac: Bu durumdan yararlanan dört taraf var: İsrail, İran, DEAŞ ve eski rejimin kalıntıları
El-Hac'a göre bu durumdan yararlanan dört taraf bulunuyor: İsrail tarafı, İran tarafı, bunlara ek olarak kendi ifadesiyle "DEAŞ ve eski rejimin kalıntıları". Ancak şu notu da ekliyor: "Bu geniş coğrafi alanda ve bu yöntemle sahada bu tür operasyonları gerçekleştirebilecek olanlar öncelikle DEAŞ, ardından rejim kalıntılarıdır." İsrail tarafının ise bunu hava saldırıları yoluyla gerçekleştirebileceğini vurguluyor. Suriyeli araştırmacı Bessam Ebu Adnan ise Suriye'deki güvenlik tehditleri haritasına dair daha geniş bir okuma sunarak, ülke içindeki dört ana tehdide dikkat çekti: "DEAŞ, rejim kalıntıları, Süveyda'da (Hikmet) el-Hicrî milisi ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) terör örgütüne bağlı hücreler."
Ebu Adnan, kendi değerlendirmesine göre bu unsurların farklı derecelerde dış faktörlerle bağlantılı olduğunu da sözlerine ekledi. Suriye'de enerji sektörünü hedef alan olayların sonuçlarına ilişkin olarak ise bunların "birbirine paralel iki mesaj" taşıdığını belirtti: "Dışa yönelik mesaj, Suriye'nin enerji hatları için güvenli bir geçiş koridoru olmaya güvenlik açısından hazır olmadığını göstermek; içe yönelik mesaj ise Suriye'nin enerji sistemine tekrarlanan arızalar yaşatmaktır." Ona göre bunun yansımaları "ekonomik ve hizmet durumuna" da sirayet ediyor.
Kaynak: Al-Araby Al-Jadeed