Suriye ve Türkiye: Koordinasyondan Stratejik Ortaklığa
15.09.2026 - 14:53 | Son Güncellenme: 25.09.2026 - 09:48
Suriye-Türkiye ilişkileri, Şam'ın karşı karşıya bulunduğu iç içe geçmiş iç ve bölgesel zorluklar gölgesinde daha ileri düzeyde siyasi, güvenlik ve ekonomik koordinasyona doğru evriliyor. Bu zorlukların başında silahın devlet tekelinde toplanması dosyası, İsrail'in tırmandırdığı saldırganlık, yeniden imar süreci ile ticari ve yatırım ilişkilerinin canlandırılması geliyor.
Dün Şam'da düzenlenen basın toplantısında konuşan Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Türk mevkidaşı Hakan Fidan ile görüşmelerinin iki ülke arasındaki Yüksek Ortak Komite'nin faaliyete geçirilmesi etrafında şekillendiğini belirterek görüşmelerde enerji ve eğitim dosyalarının da ele alındığını söyledi. Şeybani, Şam yönetiminin devlet kurumlarını güçlendirme ve silahı devletin tekeline alma yönündeki kararlılığını sürdürdüğünü, İsrail'e karşı sürmekte olan ihlallere rağmen diplomatik çözümden yana tutumunu koruduğunu vurguladı.
Şeybani, Türkiye ile stratejik ortaklık inşa etmenin, İsrail'in Suriye egemenliğine yönelik ihlallerini sürdürmesi ve güney topraklara sızmasıyla nitelendirdiği bölgesel tabloyu bilinçli bir şekilde okumayı gerektirdiğinin altını çizdi. Ebu Zuhur Havaalanı'na yönelik saldırının askeri boyutu aşan anlamlar taşıdığını, Suriye devlet inşası sürecini sekteye uğratmayı amaçladığını değerlendirdi.
Şeybani, Şam'ın İsrail tırmanışı karşısındaki tutumunun sabit olduğunu; 2024 yılının 8 Aralık'ından önceki hatlara İsrail'in geri çekilmesi talebi ve 1974 Kuvvet Ayrıştırma Anlaşması'na bağlılık ilkesi üzerinden şekillendiğini vurgulayarak diplomatik yolun önceliğine ve savaştan kaçınılmasına dikkat çekti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise İsrail politikalarının Suriye'nin kalkınma çabaları ve istikrarının güçlendirilmesi önünde bir engel oluşturduğunu belirterek, İsrail saldırılarının terörle mücadele çabalarına yansımalarına karşı uyarıda bulundu. Fidan, Suriye'deki tüm silahlı yapıların devlet kontrolü altına girmesi ve Suriye'nin birliği ile egemenliğini koruyacak şekilde Ulusal Ordu şemsiyesi altında birleşmesi gerektiğinin altını çizdi.
Suriye TV ekranlarında yayınlanan "Suriye El-Yevm" programında konuşan akademisyen ve siyasetçi Ahmed Tume, Suriye-Türkiye ilişkisinin geleneksel komşuluk ilişkileri çerçevesini aştığını, son yıllarda daha da pekiştiğini değerlendirdi. Tume, iki ülke arasındaki iletişimin belirli dosyalarla sınırlı kalmadığını, İsrail tehditleri, Suriye Demokratik Güçleri'nin (terör örgütü YPG/PYD'nin uzantısı olan SDG) devlet kurumlarına entegrasyonu dosyası, Süveyda'daki gelişmeler, ekonomik ilişkiler ile kültürel ve sosyal etkileşimi de kapsayan stratejik konulara uzandığını söyledi.
Tume, geçtiğimiz yıllar boyunca milyonlarca Suriyelinin Türkiye'de bulunmasının, kendi görüşüne göre, iki halk arasındaki sosyal ve kültürel bağları güçlendirdiğini, bu ilişkilerin iki ülke arasındaki iletişimin doğasını etkileyen bir unsur haline geldiğini belirtti.
Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Mahmud Aluş ise aynı programda, Türk-Suriye hareketliliğinin yoğunlaşmasının, iki ülke için önemli dönüm noktaları oluşturan dosyalarda koordinasyon düzeyinin artırılması ihtiyacından kaynaklandığını söyledi. Bu dosyaların başında terör örgütü YPG/PYD'nin siyasi kanadı olan SDG meselesi ile İsrail tehdidinin geldiğini belirtti.
Aluş, İsrail'in artık Türkiye-Suriye ilişkileri üzerindeki en belirgin baskı kaynaklarından biri haline geldiğini değerlendirerek, iki ülke yetkilileri arasındaki karşılıklı ziyaretlerin, İsrail baskısının Ankara-Şam iş birliğinin sürmesine engel olmayacağı mesajını taşıdığını söyledi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yakında gerçekleştirmesi beklenen Şam ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkileri yeni bir düzeye taşıyabilecek muhtemel bir dönemeç olarak öne çıkıyor. Aluş'un "Suriye El-Yevm" programında dile getirdiği değerlendirmeye göre, ziyaretin duyurulması, özellikle İsrail'in Suriye'deki son tırmanışının ardından hassas bir bölgesel bağlamda gerçekleşiyor.
Aluş, ziyaretin teyit edilmesinin İsrail'e, Türkiye-Suriye ilişkilerinin baskı veya gözdağı politikasından etkilenmeyeceği mesajını taşıdığını, aynı zamanda Türkiye'nin Şam'a verdiği desteğin sürekliliğini ve farklı düzeylere evrildiğini yansıttığını değerlendirdi.
Aluş, iki ülke arasındaki Yüksek Ortak Komite'nin kurulmasının beklenen ziyaretin çıktılarından biri olabileceğini, ilk toplantısının ziyaret sırasında yapılabileceğini, bunun da komiteye protokol niteliğini aşan siyasi ve ekonomik bir boyut kazandıracağını belirtti.
Şara, Türkiye-Suriye ortaklığını güçlendirmeyi görüşmek üzere Fidan'ı Şam'da ağırladı
Silahın devlet tekelinde toplanması dosyası, Türkiye-Suriye koordinasyonunda merkezi bir konumda bulunuyor. Bu bağlamda Ahmed Tume, Türk ve Suriye liderlikleri arasındaki yakın ilişkilerin, başında SDG meselesi olmak üzere çeşitli Suriye dosyalarına yansıyabileceğini değerlendirdi.
Tume, Ankara ve Şam'ın entegrasyon anlaşmalarının uygulanması yönünde baskı yaptığını, bazı maddelerin uygulanmasındaki oyalama olarak nitelendirdiği tutumun, nihayetinde Suriye devlet kurumları bünyesinde tam entegrasyona ulaşılmasını engellemeyeceğini değerlendirdi.
Tume ayrıca Suriye içinde tek bir komuta ve tek bir egemenliğin bulunmasının önemine işaret ederek, silahlı grupların çokluğunun sürmesinin istikrar ve kalkınma projelerinin uygulanması önünde bir engel oluşturduğunu belirtti.
Mahmud Aluş ise Türkiye'nin Kürt meselesine yönelik yaklaşımının Suriye sürecine kesiştiğini, Türkiye ve Suriye'deki gelişmelerin birbirini karşılıklı olarak etkileyebileceğini değerlendirdi. İki ülke arasındaki güvenlik ve istihbarat iş birliğinin, kendi değerlendirmesine göre, Şam'ın geçtiğimiz dönemde terör hücreleriyle mücadelesine katkı sağladığına dikkat çekti.
Aluş, kendi görüşüne göre Ankara'nın, SDG dosyasının Türkiye açısından hassasiyeti ve terör örgütü PKK ile bağlantısına rağmen, bu grubun devlet kurumları bünyesinde eritilmesi seçeneği dahil olmak üzere, konuyla ilgilenmesi için Suriye hükümetine bir alan bıraktığını sözlerine ekledi.
Türkiye-Suriye koordinasyonu iç dosyalarla sınırlı kalmıyor; İsrail'in tırmandırdığı saldırganlık da iki ülke arasındaki iş birliği masasında yer alan öne çıkan dosyalardan birini oluşturuyor.
Bu bağlamda Ahmed Tume, Şam ve Ankara'nın İsrail'deki gelişmeleri yalnızca Suriye'yle sınırlı olmayan, Türkiye'yi çevreleyen bölgesel ortama da uzanan bir meydan okuma olarak gördüğünü değerlendirdi.
Tume, kendi görüşüne göre Şam'ın İsrail ile diplomasi yoluyla başa çıkmaya, uluslararası toplumu savaş peşinde olmadığına ve komşu ülkeler için bir tehdit oluşturmadığına ikna etmeye çalıştığını, bununla birlikte dayatılan barış olarak nitelendirdiği yaklaşımı reddettiğini de vurguladığını belirtti.
Aluş ise Türkiye'nin, Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinden ve bazı uluslararası karar alma çevrelerindeki etkisinden yararlanarak Suriye'ye İsrail meydan okumasını yönetmede yardımcı olabilecek konumda bulunduğunu değerlendirdi. Türkiye'nin oynadığı rolün, Suriye-İsrail anlaşmazlığını mutlaka çözmesi anlamına gelmediğini, ancak bu meydan okumanın Suriye devlet inşası sürecini etkileme kapasitesini sınırlamaya katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Şam'dan Şeybani ve Fidan, Türkiye-Suriye ortaklığını güçlendirmek için yeni adımlar açıkladı
Mahmud Aluş'un "Suriye El-Yevm" programında dile getirdiğine göre, Türkiye'nin rolü siyasi destekle sınırlı kalmıyor, güvenlik ve askeri alana da uzanıyor. İki ülkenin güvenlik ve istihbarat kurumları arasında iş birliği bulunduğuna, ayrıca Türkiye'nin yeni Suriye ordusunun eğitim ve yetiştirilmesinde rol oynadığına işaret etti.
Aluş, bu askeri iş birliğinin İsrail baskıları nedeniyle henüz ulaşabileceği düzeye erişmediğini, ancak Suriye ordusu için Türkiye'de sürdürülen eğitim programlarına dikkat çekti.
Aluş'a göre Devlet Başkanı Ahmed Şara, devlet kurumlarının inşa edildiği bu aşamada Türkiye'nin rolüne güveniyor; zira Ankara'nın güvenlik, ekonomi, kalkınma ve uluslararası ilişkileri kapsayan çok katmanlı destek sunma kapasitesine sahip olduğunu değerlendiriyor.
Ekonomik açıdan, Yüksek Ortak Komite, Şam ve Ankara'nın önümüzdeki dönemde iş birliğini düzenlemek için bel bağladığı araçlardan biri olarak görünüyor. Gündemdeki dosyalar arasında sınır kapılarının yeniden açılması, serbest ticaret bölgelerinin canlandırılması, ticari değişim ve yatırımların artırılması ile yeniden imar yer alıyor.
Aluş, Suriye Dışişleri Bakanı'nın iki ülke arasındaki ticaret hacmini on milyar dolara çıkarma hedefinden söz ettiğini, ancak bu düzeye ulaşmayı güvenlik durumunun istikrara kavuşması ve iç dosyaların çözülmesine bağladığını belirtti.
Ayrıca petrol, doğal gaz ve Suriye kaynaklarına yatırım dosyalarına yönelik muhtemel bir Türk ilgisinin bulunduğuna dikkat çekerek, bu alanlarda ilerleme kaydedilmesinin bölgedeki güvenlik ve siyasi ortama bağlı kalacağını değerlendirdi.
Aluş, hem Türkiye'de hem Suriye'de Kürt meselesinin ele alınmasının ekonomik ilişkilerde bir dönüm noktası oluşturabileceğini, özellikle sınır bölgeleri ve buradaki zenginliklerin onlarca yıl boyunca güvenlik ve siyasi çatışmalarla iç içe geçmiş olduğunu belirtti.
Aynı bağlamda Ahmed Tume, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin derinleştirilmesinin iki ülke arasındaki bağları güçlendirebileceğini, kendi bakış açısına göre Türkiye-Suriye ilişkilerinin doğrudan ekonomik çıkarları aşarak daha geniş sosyal ve kültürel bağlara uzandığını belirtti.
Böylece Türkiye-Suriye ortaklığı çok cepheli bir sınavla karşı karşıya görünüyor: devlet otoritesinin tesisi ve silahın devlet tekeline alınması, SDG dosyasının çözülmesi, İsrail baskılarıyla mücadele ve ekonomik-güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi. Şam, devlet kurumlarının yeniden inşası aşamasında Türk desteğine güvenirken, Ankara da bölgesel dönüşümlerin Suriye'nin istikrarını kendi güvenlik ve ekonomik hesaplarının bir parçası haline getirdiği bir ortamda güney komşusuyla stratejik ilişkisini sürdürmeye çalışıyor.
Kaynakça : Syria TV