Suriye-Hizbullah İlişkisinin Geleceği Nasıl Şekillenecek?
02.10.2026 - 14:43 | Son Güncellenme: 02.10.2026 - 18:12
Türkiye'de yeni Suriye hükûmeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı arasında bir toplantı yapıldığına dair haberler, 2024 sonunda Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye'nin yaşadığı siyasi ve güvenlik alanındaki dönüşümler ışığında, iki taraf arasındaki ilişkinin geleceğine dair soru işaretleri doğuruyor.
Reuters ajansı iki taraf arasında bir toplantı yapıldığını duyururken, Şam, örgüt yetkilileriyle herhangi bir doğrudan görüşme yapıldığını resmen yalanladı. Ancak bu yalanlama, Suriye hükûmetinin Hizbullah ile iletişime açık olma ihtimalini ortadan kaldırmıyor. Nitekim Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, geçtiğimiz Temmuz ayında Lübnan'a yaptığı ziyaret sırasında, "menfaat gerektirirse" ülkesinin örgüt temsilcileriyle görüşmeye hazır olduğuna işaret etmişti.
Hizbullah, Suriye savaşı sırasında Esed rejiminin yanında askerî olarak müdahale etmişti. Şam ise şu anda örgütü, Suriye içindeki güvenlik ve istikrarı bozmakla, bunun yanı sıra Suriye-Lübnan sınırından silah kaçakçılığı ve nakliyatıyla ilişkili suçlamalarla itham ediyor.
Bu muhtemel gelişme, Şam'ın yıllar süren çatışma ve askerî müdahalelerin ardından bölgesel ilişkilerini yeniden şekillendirmeye çalıştığı bir dönemde yaşanıyor. Bu arada Hizbullah, İsrail ile yaptığı son savaşın sonuçlarıyla boğuşurken, ABD de Suriye hükûmeti üzerinde örgütün Lübnan'daki nüfuzunu sınırlandırması yönünde baskı uyguluyor.
Suriye-Hizbullah ilişkisinin seyri
Suriye ile Hizbullah arasındaki ilişki, sıkı askerî ittifak dönemleriyle gerginlik ve çatışma dönemleri arasında gidip gelen büyük gelişmeler ve dönüşümler yaşadı.
1980'lerde, Hizbullah'ın kuruluşunun ardından, Esed rejimi ile Hizbullah'ın gündemlerindeki farklılıklar ve İran'ın bölgedeki nüfuzunu pekiştirme çabası nedeniyle, Suriye ile örgüt arasındaki ilişki çıkar çatışmasına, hatta zaman zaman sürtüşmeye sahne oldu.
Ardından iki taraf arasındaki ilişki 1990'larda başka bir aşamaya girdi. Lübnan iç savaşı 1990'da, Hizbullah'ın Lübnan'daki Suriye hâkimiyetini kabul etmesi ve silahını Şam ile koordinasyon hâlinde İsrail'e karşı yöneltmesiyle sona erdi.
2005'te Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesinin ardından Hizbullah, kendi nüfuzunu pekiştirirken Suriyeli müttefikiyle olan çıkarlarını korumada temel bir rol oynadı.
2011'de Suriye devrimi başladığında Hizbullah, Beşşar Esed rejiminin yanında askerî olarak yer aldı ve en belirgini Kusayr ve Kalamun muharebeleri olmak üzere, ikmal yollarını ve yönetim sistemini korumak için savaşlara girdi. Örgüt büyük insan kayıpları verdi, bu da onu Suriye güvenlik denkleminin ayrılmaz bir parçası hâline getirdi.
2024 sonunda Esed rejiminin devrilmesinin ardından yeni Suriye hükûmetiyle ilişkiler gerginleşti; Şam, örgütü Suriye-Lübnan sınırından silah kaçakçılığı ve nakliyatı yapmakla suçladı.
Suriye Savunma Bakanlığının, Hizbullah unsurlarını sınırı geçip Suriye ordusu mensuplarını öldürmekle itham etmesiyle gerginlik tırmandı; bunu karşılıklı bombardıman ve çatışmalar izledi, ardından bir ateşkes sağlandı.
"Suriye-Hizbullah yakınlaşmasının şartları"
Bu çerçevede Arap Araştırmalar ve Politika Çalışmaları Merkezi Siyasi Araştırmalar Birimi Direktörü Mervan Kabalan, yeni Suriye liderliği temsilcileri ile Hizbullah arasında toplantı yapıldığına dair haberlerin ilk kez ortaya atılmadığını, birkaç ay önce Türkiye'de benzer bir toplantının zaten yapıldığına işaret etti.
Kabalan, toplantının gerçekten yapılıp yapılmadığından bağımsız olarak, bu türden bir görüşmenin bir aşamada mutlaka gerçekleşeceğini düşündüğünü, ancak bunun Hizbullah'ın bir dizi temel tutum sergilemesini gerektirdiğini belirtti. Bunların ilki, Suriye'de Esed rejimi döneminin sona erdiği ve geriye dönüşün olmadığı yeni gerçekliğin kabul edilmesi.
İkinci husus ise Hizbullah'ın Suriye'deki geçmiş deneyimini gözden geçirmesi ve eski rejimin yanında yer alma hatasını itiraf etmesi, diye ekledi Kabalan. Örgütün ayrıca, Suriye halkının iradesine karşı durarak işlediği büyük hatalardan dolayı Suriye halkından kamuoyu önünde özür dilemekle de yükümlü olduğunu vurguladı.
Kabalan, geçmişin sayfasının kapatılmasının o dönemin mirasından kurtulmayı gerektirdiğini vurgulayarak, Hizbullah'a dost bir Suriye'nin örgütün varlığının devamı için temel bir unsur olduğunu, hatta kendisi için İran'dan bile daha önemli olduğunu değerlendirdi.
Lübnan ve Suriye'nin, geçtiğimiz yıllarda yaşanan siyasi anlaşmazlıklara rağmen, nihayetinde ortak bir düşman olan İsrail karşısında tek bir ülke oluşturduğuna, iki tarafın da bu yüzden ciddi şekilde acı çektiğine işaret eden Kabalan, bunun aralarındaki iş birliğini güçlendirecek ortak paydaların aranmasını gerektirdiğini kaydetti.
"Şam ile Hizbullah arasında dolaylı iletişim"
Siyasi araştırmacı Muhammed Aluş ise Hizbullah'ın, yeni Suriye liderliğiyle görüşmeler yapıldığına dair ortaya atılan iddialar karşısında tam bir sessizlik politikası izlediğini, ancak buna karşılık birden fazla kez Suriye'nin istikrarlı olması ve kendisiyle normal ilişkiler kurması arzusunu dile getirdiğini söyledi.
Aluş, bu süreçte Türkiye'nin rolünün gizli olmadığını, yaklaşık sekiz-on haftadır temasların yoğunlaştığını, Ankara'nın özellikle Lübnan-Suriye sınırında herhangi bir anlaşmazlık veya çatışma yaşanmamasını garanti altına almak için yeni Suriye liderliği ile Hizbullah arasında en azından güvenlik konusunda mutabakatlar düzenlemeye çalıştığını açıkladı.
En önemli sorunun Türkiye'de doğrudan bir görüşmenin yapılıp yapılmadığı değil, böyle bir haberin neden bu zamanlamada sızdırıldığı olduğunu değerlendirerek, bu sızıntının ne Hizbullah'ın, ne Türkiye'nin, ne de Suriye'nin işine yaradığını belirtti.
Sınırları kontrol altına alarak ve her türlü dış nüfuzu engelleyerek bugün iç ve dış meşruiyetini yeniden kazanmaya çalışan Şam'ın, örgüt bölgesel ve uluslararası düzeyde geniş çaplı bir saldırıya maruz kalırken Hizbullah ile toplantılar yapıyormuş gibi görünmesinin kendi çıkarına olmadığını açıklayan Aluş, bunun Suriye'nin imajına zarar vereceğini, resmî yalanlamanın da bu nedenle geldiğini değerlendirdi.
Bu türden herhangi bir görüşmenin gerçekleşmesi hâlinde İsrail'in çıkarına olmayacağını, aksine hem Suriye'ye hem de Lübnan'a hizmet edeceğini vurgulayan Aluş, Şam ile Hizbullah arasındaki iletişimin dolaylı da olsa zaten var olduğunu, belirsiz olanın ise toplantının Türkiye'de yapılıp yapılmadığı olduğunu kaydetti.
Aluş sözlerini, Hizbullah'ın Suriye'den birincil olarak istediği şeyin, Suriye'nin kendisini hedef alan ya da zayıf noktalarından baskı yapan güçlerin bir parçası olmamasının garanti edilmesi olduğunu söyleyerek tamamladı.
"Milli menfaat çerçevesinde herkesle diyalog"
Suriye Halk Meclisi üyesi Hasan ed-Değim ise, Şam'ın kurtuluş gününden bu yana Hizbullah'a yönelik ilk mesajının, millî siyasetin intikam üzerine değil devlet inşası üzerine kurulduğunun teyit edilmesi olduğunu söyledi ve millî menfaatin, Suriye'nin inşası lehine intikam mantığının aşılmasını gerektirdiğine işaret etti.
Ed-Değim, ikinci noktanın devletler arası ilişkinin doğasıyla ilgili olduğunu açıkladı: Hizbullah bir devlet değil, kendi ülkesinde kanun dışı faaliyet gösteren silahlı bir milis gücü, dolayısıyla Suriye bugün örgütle bu temelde ilişki kuruyor ve Lübnan devletinin topraklarının tamamı üzerindeki egemenliğini destekleyerek onunla resmî bir kurum olarak muhatap olduğunu teyit ediyor.
Şam'ın, Hizbullah da dahil olmak üzere herkesle diyalog ilkesine dayanan ilk aşamada bir açılım sergilediğine, ancak devletlerle muamelenin milislerle muameleden farklı olduğunun vurgulandığına işaret etti.
Ed-Değim sözlerini, Hizbullah'la muhtemel herhangi bir görüşmenin hareket noktasının Suriye'nin millî menfaati olması ve Suriye ile Lübnan halklarına hizmet etmesi gerektiğini söyleyerek tamamladı.
Suriye ile Hizbullah arasında iletişim kanalları açma çabaları
El-Müdün gazetesi Yazı İşleri Müdürü Münir er-Rabii ise, bir süredir ister Türkiye üzerinden ister başka kanallar üzerinden Hizbullah ile Suriye arasında iletişim hatları açma çabaları bulunduğunu, bunun Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Şeyh Naim Kasım'ın yeni Suriye liderliğiyle doğrudan görüşmeye hazır olduğunu açıkladığı beyanatlara kadar uzandığını, bunu da daha önce Suriye Dışişleri Bakanı'nın bir açıklamasının takip ettiğini söyledi.
Er-Rabii, bu sürecin bir açılım ve dolaylı iletişim hâlini yansıttığını, birçok farklı kanal üzerinden mesaj alışverişi yapıldığını açıkladı. İlk aşamalarda yalanlamanın, işler netleşip ister müzakere yoluyla ister bu açık kanalların devamı yoluyla düzenli bir seyir alana kadar, bu türden hassas dosyalarda doğal bir durum olduğuna işaret etti.
İki taraf arasında karşılıklı şartlar ve suçlamaların yanı sıra şüphe ve mahcubiyetlerin de bulunduğunu ekleyen er-Rabii, Hizbullah'ın Suriye'deki geçmiş rolü nedeniyle eleştirilerle karşı karşıya kaldığını, Şam'ın ise Lübnan'la devletten devlete ilişki kurmaya özen gösterdiğini, bunun da örgütle her türlü doğrudan iletişimi karmaşık hâle getirdiğini belirtti.
Er-Rabii, Suriye'nin tutumunun birden fazla vesileyle net olduğuna işaret ederek, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın aylar önce Şam'ın Lübnan devletini destekleme ve egemenliğini güçlendirmeye hazır olduğunu vurguladığını, bu tutumun, Hizbullah'ı kuşatma ve İsrail'in Lübnan veya Suriye'deki askerî operasyonlarını tamamlamasını önleme konusunda kendisini arabulucu olarak ortaya koyan Türkiye gibi bölgesel ülkelerin vizyonlarıyla kesiştiğini belirtti.
Er-Rabii sözlerini, Şam'ın Hizbullah'ı İran çizgisinden ayıracak bir çerçeve içinde Lübnan devletini güçlendirmeye hazır olduğunu göstermesinin, Lübnan ile Suriye arasında İsrail'in meydan okumaları karşısında iş birliği ve dayanışmaya dayanan ortak bir çıkarı yansıttığını söyleyerek tamamladı.
Kaynak: Al Araby TV