Soykırım savaşı 1000. gününde Gazzeliler için ölüm, göç ve zulüm

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları 1000. gününe girerken bölgede yıkım, açlık, zorunlu göç ve sağlık krizi derinleşiyor. On binlerce kişinin hayatını kaybettiği Gazze’de yüz binlerce Filistinli, çadırlar ve hasarlı yapılar arasında hayatta kalmaya çalışıyor.
Soykırım savaşı 1000. gününde Gazzeliler için ölüm, göç ve zulüm

03.07.2026 - 14:26  |  Son Güncellenme:  03.07.2026 - 14:47

Bin gündür süren soykırım savaşı ve etnik temizliğin ardından Gazze Şeridi, üst üste binen insani krizlerin ağırlığı altında eziliyor. Yıkılmış şehirler, yıpranmış çadırlar, yüz binlerce yerinden edilmiş insan, ayakta kalmaya çalışan bir sağlık sistemi, aksayan eğitim ve ekonomi, belirsizliğe sürüklenen bir gelecek... Tüm bunların ortasında İsrail ablukası, Gazzelileri tedavi, ilaç, gıda, yeniden imar ve hatta yaşam hakkından mahrum bırakıyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları bininci gününe girerken, bu sayı artık yalnızca zamana dair bir eşik değil; Filistinlilerin modern tarihlerinde yaşadığı en uzun ve en ağır trajedilerden birinin adı haline gelmiş durumda. Bin gün bombardıman, göç, açlık ve hastalıkla geçti. Günlük hayat, hayatta kalma mücadelesine dönüşürken Gazze Şeridi’nin çehresi daha önce görülmemiş şekilde değişti. İşgal güçlerinin, 7 Ekim’deki Aksa Tufanı operasyonunun ardından 8 Ekim 2023’te başlattığı soykırım savaşı öncesinde şehirleri dolduran hayat izleri kayboldu; mahalleler tamamen enkaza döndü.

Cuma günü bininci gününe ulaşan saldırılar boyunca, geçen 29 Haziran’a kadar 73 bin 66 Filistinli şehit oldu, 173 bin 514 kişi yaralandı. Ayrıca 9 bin 500 kişi hâlâ enkaz altında ya da akıbeti bilinmiyor. Gazze’deki hükümet medya ofisinin verilerine göre şehit çocukların sayısı 21 bin 500’ü, şehit kadınların sayısı ise 12 bin 500’ü aştı. Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar toplam kurbanların yüzde 55’inden fazlasını oluşturdu. Sağlık ekiplerinden 1700 kişi, 262 gazeteci ve 145 sivil savunma görevlisi de saldırılarda hayatını kaybetti. 39 binden fazla aile katliamlara maruz kalırken, 2 bin 700’den fazla aile tamamen yok edildi ve nüfus kayıtlarından silindi. 

Gazze Şeridi’nde yıkım

Gazze Şeridi’nde genel yıkım yüzde 90’ı aşarken işgal güçleri, kara saldırıları, ateş ve zorla yerinden etme yoluyla bölgenin yüzde 80’inden fazlasını kontrol altına aldı. Binlerce ev moloz yığınına döndü; yollar, pazarlar, ekonomik tesisler ve temel hizmet altyapısı yok edildi. Bu tablo, hayatı eski haline döndürmeyi uzak ve son derece zor bir hedef haline getirdi.

Gazze kentindeki evini kaybeden 47 yaşındaki yerinden edilmiş Filistinli Ebu Muhammed Nasr, “Evden birkaç gün sonra döneceğimizi düşünerek çıktık. Ama günler aylara, sonra yıllara dönüştü. Evimizden geriye sadece taşlar kaldı. Hatıralarımız ve ömrümüz boyunca biriktirdiğimiz her şey enkazın altında kaldı” diyor. 

Nasr, Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada şunları söylüyor: “Beni en çok acıtan şey, çocuklarımın artık ev diyebilecekleri bir yerlerinin olmaması. Enkazın yakınından her geçtiğimizde bana ne zaman döneceğimizi soruyorlar. Verecek bir cevabım yok. Savaş sadece duvarları yıkmadı, güven duygumuzu da yıktı.”

Yıkımın giderek genişlemesiyle yüz binlerce aile defalarca yerinden edilmek zorunda kaldı. Daha güvenli bir yer arayışıyla okullar, barınma merkezleri ve çadırlar arasında savruldular. Ancak nüfusun büyük bölümü için göç yolculuğu hala bitmiş değil. On binlerce aile evlerinden uzakta yaşamaya devam ederken, bazıları da başka hiçbir seçenekleri olmadığı için hasarlı ve yıkılma tehlikesi bulunan evlerde kalıyor.

Açık kalan bir trajedi

Bin günün ardından Filistinliler artık evlerinin eski haline dönmesini hayal etmiyor. Sadece ailelerini sıcaktan, soğuktan ve bombardıman şarapnellerinden koruyacak güvenli bir çatı istiyorlar. Yeniden imar vaatlerinin gerçeğe dönüşmesini ve Gazze Şeridi’nin tanık olduğu en büyük yerinden edilme dalgalarından birinin sona ermesini bekliyorlar. 

Filistinlilerin acısı, evlerini kaybetmekle sınırlı kalmadı. Asıl ağır dönem, yerinden edilme kamplarında başladı. Çadırlar, aylar boyunca en temel yaşam koşullarından bile yoksun kalan on binlerce aile için kalıcı konutlara dönüştü. Çadırlar yazın sıcağından korumuyor, kışın soğuğuna ve yağmuruna karşı sığınak olamıyor. Devam eden bombardıman ve açılan ateş altında güvenlik sağlamadığı gibi, insanlara mahremiyet ya da istikrar hissi de vermiyor.

Sekiz kişilik ailesiyle küçük bir çadırda yaşayan 39 yaşındaki yerinden edilmiş Filistinli Suad Ebu Şimale, “Güne su ve yemek arayarak başlıyoruz, günü ise yeni bir bombardımana uyanma korkusuyla bitiriyoruz. Yazın sıcaktan çadırın içinde duramıyoruz, kışın ise yağmur suları çadırı basıyor” diyor. 

Ebu Şimale, Al-Araby Al-Jadeed’e şöyle konuşuyor: “Çocuklarım artık evin ne anlama geldiğini bilmiyor. Normal hayatın yerde uyumak, su ve yardım kuyruklarında beklemek olduğunu sanmaya başladılar. Korku artık günlerinin bir parçası oldu. En küçük yüksek seste titriyorlar.”

Binlerce ailenin kamplarda ve barınma merkezlerinde üst üste yaşamasıyla çevre koşulları da tehlikeli biçimde kötüleşti. Çadırların arasında çöp yığınları birikiyor, kanalizasyon suları taşıyor, böcekler ve kemirgenler her yeri sarıyor. Belediyelerin imkânlarının sınırlı olması ve felaketin boyutuyla başa çıkamaması tabloyu daha da ağırlaştırıyor.

51 yaşındaki yerinden edilmiş Filistinli Mahmud Aşur, Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada ailesinin artık sadece bombardımandan değil, hastalıklardan da korktuğunu söylüyor. Çocukların sürekli deri döküntüsü, öksürük ve ateşle mücadele ettiğini belirten Aşur, sineklerin, sivrisineklerin ve farelerin günlük hayatlarının bir parçası haline geldiğini anlatıyor. Aşur’un yaşadığı kriz, çevre koşullarıyla da sınırlı değil. Su şebekeleri ve pompa istasyonlarının zarar görmesi nedeniyle temiz suya ulaşmak da büyük bir sorun haline geldi. Aşur, ailesinin günlük ihtiyacını bile karşılamayan sınırlı miktarda su için uzun mesafeler yürümek zorunda kaldığını söylüyor.

Öte yandan pişirme gazındaki neredeyse tam kesinti, elektriğin tamamen olmaması ve alternatif enerji malzemelerinin girişinin engellenmesi nedeniyle halk yemek pişirmek için odun, karton ve plastik yakmak zorunda kalıyor. Bu da çadırların içinde dumanın artmasına ve özellikle çocuklar ile yaşlılarda solunum yolu hastalıklarının çoğalmasına yol açıyor. Su eksikliği, elektriğin yokluğu ve kötü barınma koşulları arasında yerinden edilmiş Filistinliler her geçen gün daha da ağırlaşan bir hayat yaşıyor. Geçici bir sığınak olması gereken çadır, artık süren bir acının sembolüne dönüşmüş durumda. Gazze halkı, daha güvenli ve onurlu bir hayata dönebilmelerini sağlayacak gerçek bir savaş sonunu bekliyor.

Ağır gerçeklik ve yenilenen korkular

Savaştan önce fabrikalardan birinde çalışan 44 yaşındaki Esad Halef, saldırıların etkisinin evler ve yerinden edilme kamplarıyla sınırlı kalmadığını, ekonomik hayatın bütün alanlarını felç ettiğini söylüyor. Yüzlerce ticari, sanayi ve hizmet tesisinin yıkıldığını, üretim çarkının neredeyse tamamen durduğunu belirten Halef, Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, on binlerce işçi ve memur gibi kendisinin de işini ve geçim kaynağını kaybettiğini ifade ediyor. Böylece ailelerin büyük kısmı işsiz ve gelirsiz kaldı; neredeyse tamamen insani yardımlara bağımlı hale geldi. 

Halef şöyle konuşuyor: “Ailemin ihtiyaçlarını onurlu bir şekilde karşılıyordum. Bugün ise saatlerce herhangi bir iş fırsatı arıyorum ama sonuç alamıyorum. Geçici bir iş bulunsa bile verilen ücret, fiyatlardaki çılgın artış yüzünden temel ihtiyaçları almaya yetmiyor.”

Piyasalarda temel ürünlerde ciddi eksiklik yaşanıyor. Gıda ve günlük ihtiyaç malzemelerinin fiyatları büyük ölçüde arttı. Bu durum, birçok aileyi ihtiyaçlarını karşılamak için karaborsaya yöneltti. Ancak karaborsadaki fiyatlar da halkın alım gücünün çok üzerinde. Bu koşullarda aşevleri ve insani yardımlar, Gazze Şeridi’nde yaşayanların büyük bölümü için ana gıda kaynağı haline geldi. Buna rağmen bu yardımlar ihtiyaçların yalnızca çok küçük bir bölümünü karşılıyor. Halk, yardımların miktarının yetersiz olmasından, düzenli şekilde giriş yapmamasından ve dağıtım sürecinde yaşanan zorluklardan şikâyet ediyor.

48 yaşındaki yerinden edilmiş Filistinli Ümmü Yusuf es-Susi, “Yardım kuyruklarında saatlerce bekliyoruz. Bazen çadıra hiçbir şey alamadan dönüyoruz. Aldığımız az miktardaki malzeme yetebilsin diye günlük öğün sayısını azaltmaya başladık. Büyükler daha az yiyor ki çocuklar aç uyumasın” diyor. 

42 yaşındaki Sümeyye Hamed ise Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı açıklamada, “Çocuklarım en küçük yüksek seste korkuyla uyanıyor ve bombardımanın yeniden başladığını sanıyor. Huzurlu uyuyamıyorlar. Oyun oynarken bile yüzlerinde korku ve kaygı görülüyor. Savaş sadece evlerimizi çalmadı, çocukluklarını da çaldı” ifadelerini kullanıyor. 

Yeniden imar dosyasının hala askıda kalması, inşaat malzemelerinin girişinin engellenmesi ve savaşın yıktıklarını yeniden inşa edecek kapsamlı bir mekanizmanın belirsizliği Sümeyye’nin ailesinin acısını daha da artırıyor. Sümeyye, “Her gece tavan başımıza çökecek diye korkuyoruz. Ama gidecek başka bir yerimiz yok. Yeniden imardan çok söz edildiğini duyuyoruz ama gerçekte hiçbir şey değişmedi. Hala yeniden normal bir hayat yaşayacağımız günü bekliyoruz” diyor.

Süren mahrumiyet

Yaşam krizine paralel olarak sağlık sistemi de çökmeye devam ediyor. İlaç ve tıbbi sarf malzemelerinde ciddi eksiklik yaşanıyor. Bazı hastaneler ve sağlık merkezleri hizmet dışı kalırken, çalışmayı sürdüren sağlık tesisleri de ihtiyaçların büyüklüğüne karşılık veremeyecek kadar sınırlı imkanlarla hizmet vermeye çalışıyor. 

Gazze’de Refah sınır kapısı

Sınır kapılarının kapalı kalması, binlerce hasta ve yaralının acısını daha da artırıyor. 21 binden fazla hasta ve yaralı, tedavilerini Gazze dışında tamamlamak için seyahat izni bekliyor. Tıbbi raporları tedavinin Gazze’de mümkün olmadığını ortaya koysa da İsrail işgali, yalnızca çok az sayıda hastanın çıkışına izin veren sınırlı bir mekanizmayı uygulamayı sürdürüyor. Bu durum, kritik vakalar için riskleri büyütüyor.

35 yaşındaki yaralı Muhammed es-Serhi, “Bütün tıbbi raporlar Gazze dışında tedavi görmem gerektiğini doğruluyor. Ama aylardır bekliyorum. Yaralanmam daha karmaşık hale geliyor. Her gecikme günü, iyileşme şansımın azalması demek. Seyahat iznini beklemek, savaştan sonra verdiğimiz başka bir mücadeleye dönüştü” diyor. 

Serhi, ilaç eksikliğinin ve seyahatin engellenmesinin kendisinin ve binlerce yaralı ile hastanın hayatını tehdit ettiğini belirtiyor. Özellikle kronik hastalığı olanlar için tehlikenin daha büyük olduğuna dikkat çekiyor. Bu sırada sağlık sektörü, sınırlı imkânlar ve ilaç ile tıbbi malzemelerin geçişine kapatılan sınır kapıları nedeniyle çok büyük zorluklarla karşı karşıya.

Saldırıların etkisi yalnızca fiziki yıkımla sınırlı kalmadı. Doğal eğitim hakkından mahrum bırakılan bir neslin geleceğine de uzandı. Yüzlerce okul ve üniversite yıkıldı ya da hasar gördü. Bazı okullar ise yerinden edilmiş Filistinliler için barınma merkezlerine dönüştü. Bu durum eğitim sürecinin uzun süreler aksamasına yol açtı. Öğrenciler, en temel imkânlardan yoksun olağanüstü koşullarda ders çalışmak zorunda kaldı.

16 yaşındaki öğrenci Ahmed İsa, savaşın başlangıcından bu yana öğrencilerin normal hayatını yaşayamadığını söylüyor. İsa, “Başarılı olmayı ve üniversiteye girmeyi hayal ediyorduk. Bugün ise okuyabileceğimiz sakin bir yer ya da savaşın parçalamadığı bir kitap arıyoruz” diyor. 

Al-Araby Al-Jadeed’e konuşan İsa, “Geleceğimin her gün biraz daha buharlaştığını hissediyorum. Savaş sadece okulları yıkmadı, bizden eğitim yıllarımızı ve kendimiz için kurduğumuz hayalleri de çaldı” ifadelerini kullanıyor.

Soykırım savaşı, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar üzerinde derin psikolojik izler bıraktı. Binlerce Filistinli ailesinden birini, evini ya da geçim kaynağını kaybetti. Gazze’de pek çok kişi, bombardımanın sürmesi ve askeri operasyonların yeniden genişleyebileceği korkusu nedeniyle tekrar eden travmalarla yaşamaya devam ediyor. Tüm bu ağır koşullara rağmen halk, savaşın dayattığı bu cehenneme uyum sağlamaya ve umuda tutunmaya çalışıyor.

Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed