Refah: İşgal Güçleri ve İşbirlikçi Milislerin Kontrolündeki Bir Hapishane Kapısı

Gazze ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasının ardından, İsrail’in geçişlere yönelik sıkı kısıtlamalar ve sorgulamalar uyguladığı bildirildi.
Refah İşgal Güçleri ve İşbirlikçi Milislerin Kontrolündeki Bir Hapishane Kapısı

06.02.2026 - 14:46  |  Son Güncellenme:  13.02.2026 - 08:58

İsrail hükümeti tarafından alınan kararın ardından, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı, geçtiğimiz Pazartesi günü her iki yönde de yeniden açıldı. 

Bu karar, ABD Başkanı Donald Trump'ın 10 Ekim'de imzalanan Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasının bir parçasıydı. Ancak Refah Sınır Kapısı'nın yeniden açılmasının ilk iki gününde, İsrail'in geçiş yapanlara karşı sıkı uygulamaları görüldü. Bu uygulamalar arasında, giden ve dönenlerin sayısının kontrol edilmesi, geri dönenlerin yoğun bir şekilde aranması ve sorgulanması yer alıyordu. Geri dönenler daha sonra Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah bölgesinde İsrail ordusuyla işbirliği yapan gruplara teslim edildi.

Refah sınır kapısı tamamen israil kontrolü altında

Gazze İnsan Hakları Merkezi, dün yayımladığı raporda, işgal makamlarının uyguladığı bir dizi prosedürü belgeledi. Buna göre İsrail, 50 hasta arasından yalnızca 5’inin Gazze dışına çıkmasına izin verdi. Ayrıca yolcular, dikenli teller ve gözetleme kameralarıyla çevrili bir koridordan geçmeye zorlandı; bu manzara, sistematik bir sindirme politikasını yansıtıyordu. Merkeze göre bu İsrail kısıtlamaları, Gazze Şeridi’ndeki sivil halkın hareket özgürlüğü ve temel haklarının açıkça ihlal edilmesi pahasına, sürecin tüm ayrıntıları üzerinde tam bir İsrail kontrolü olduğunu ortaya koydu.

(Gazze’ye ilk dönenler)

Rapora göre, Gazze’ye dönen ve sayıları yalnızca 12 kişiyle sınırlı tutulan yolcuların maruz kaldığı ağır ihlaller, üç kadının tutuklanmasına, ellerinin saatlerce kelepçeli tutulmasına ve bazı geri dönenlerin İsrail tarafından oluşturulan silahlı bir milis tarafından alıkonulmasına yol açtı. Söz konusu kişiler daha sonra İsrail ordusunun konuşlandığı bir noktaya götürüldü ve yaklaşık üç saat süren sorguya tabi tutuldu. Merkezin aktardığına göre sorgulamalar; Gazze’ye dönüş nedenlerine ilişkin aşağılayıcı sorular ile Filistinli gruplara karşı kışkırtma girişimlerini içerdi ve bu durum, insan onurunu ihlal eden ve sivillerin korunmasına dair kurallarla açıkça çelişen bir davranış olarak nitelendirildi.

Gazze İçişleri Bakanlığı ise dün yaptığı açıklamada, bir gün önce yeniden açılan Refah Sınır Kapısı'ndan sekiz Filistinli hasta ve refakatçinin ayrıldığını, gece geç saatlerde ise aralarında dokuz kadın ve üç çocuğun da bulunduğu 12 vatandaşın Gazze Şeridi'ne giriş yaptığını duyurdu. Dün, yani ikinci günde, İsrail işgali aynı davranışı tekrarladı. 130 Filistinli hasta ve refakatçisinin ayrılacağına karar verildikten sonra, işgal yetkilileri son anda 29 hasta ve 58 refakatçinin seyahat etmesini engelledi ve sadece 16 hasta ve 32 refakatçi Gazze'den ayrılabildi.

Aşağılama ve karmaşık prosedürler

Bu arada Gazze’deki Sivil Toplum Kuruluşları Ağı Başkanı Emced eş-Şeva, Gazze’ye dönenlerle ilgili mevcut uygulamaların Filistin halkının beklentilerini ve Refah Sınır Kapısı’nın gerçek anlamda açılmasına dair umutlarını yansıtmadığını söyledi. 

Eş-Şeva, Alaraby Al-Jadeed'e yaptığı açıklamada, İsrail işgalinin ilk andan itibaren bir dizi engel dayattığını ve bunların geri dönenlere yönelik hakaretler ve karmaşık prosedürler şeklinde tezahür ettiğini belirtti. Bunun amacının, Gazze’ye dönüşü engellemek ve oradan çıkışı kolaylaştırmak olduğunu, böylece Filistinlilere büyük bir hapishane gerçeğini dayatan sistematik bir politikanın uygulandığını ifade etti.

Eş-Şeva’ya göre şu anda yaşananlar, sınır kapısının gerçek bir açılışı değil; son derece sınırlı, kısmi bir açılış olup çok küçük sayılarla yürütülmektedir ve asgari ihtiyaçları dahi karşılamamaktadır. 

Tüm tarafların Refah Sınır Kapısı’nın çalışma kapasitesini genişletmek ve işgalin dayattığı karmaşık prosedürleri ortadan kaldırmak için yoğun çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan eş-Şeva, geri dönen vatandaşların aşağılanıp küçük düşürüldüğü yeni kontrol noktalarının kaldırılması gerektiğini ifade etti.

Eş-Şeva, en yüksek önceliğin hasta, yaralı ve özel insani vakaların çıkışının sürdürülmesi olduğunu belirterek, yaklaşık 20 bin hasta ve yaralının hayati tıbbi müdahalelere acilen ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ayrıca kuşatma nedeniyle dışarıda mahsur kalan hasta ve yaralıların ve diğer grupların geri dönüşünün, binlerce Filistinli ailenin yeniden bir araya gelmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Şu ana kadar çıkanların sayısının, gerçek ihtiyacın çok gerisinde kaldığını ve beklentileri karşılamadığını belirten Eş-Şeva, hastaların seyahatinin yavaşlatılmasının sağlık durumlarını daha da kötüleştireceği ve ölüm oranlarını artıracağı uyarısında bulundu. Bu bağlamda, hem çıkanların hem de dönenlerin sayısını artırmak için İsrail'e ciddi baskı uygulanması çağrısında bulundu.

Beklenen davranış

Filistinliler, işgalin ilerleyen aşamalarda yolculara veya Gazze’ye dönenlere yönelik tutuklama operasyonları gerçekleştirmesinden endişe ediyor. Bu tutuklamaların doğrudan ya da İsrail ordusuyla işbirliği yapan milis ve gruplar aracılığıyla yapılabileceği belirtiliyor. 

Filistinli yazar ve siyasal analist Mustafa İbrahim, yaşananların ilk günden itibaren beklendiğini söyledi.

Alaraby Al-Jadeed'e konuşan İbrahim, İsrail işgalinin tutumunun, Gazze Şeridi’nde güvenlik egemenliğini dayatmaya ve güvenlik politikaları üzerinde mutlak kontrol kurmaya yönelik yeni bir gerçekliği pekiştirme çabasını teyit ettiğini ifade etti.

İbrahim’e göre yaşananlar, özellikle dışarıdan Gazze’ye dönenlere yönelik sorgulama ve muamele biçimi açısından suç teşkil eden bir davranışı yansıtıyor. Bu uygulamaların, geri dönmeye karar verenlerin bu akıbetle karşılaşacağı yönünde açık bir korkutma mesajı vermeyi amaçladığını belirten İbrahim, işgalin bu politikalarla, uluslararası kamuoyuna gönüllü göç olarak pazarladığı sürecin gerçekte zorunlu göçü yerleştirmeye çalıştığını vurguladı. Bu tanımlamanın siyasi bir tuzak olduğunu, sahada yaşananların ise tüm ölçütlere göre zorunlu göç anlamına geldiğini ifade etti.

İbrahim, işgalin direniş gruplarıyla bağlantı şüphesi gerekçesiyle tutuklama ve sorgulama politikasını kullandığını, bunun Gazze üzerinde tam kontrol sağlamaya yönelik güvenlik projesine hizmet ettiğini ifade etti. Mevcut durumun, 7 Ekim 2023’ten önceki dönemden köklü biçimde farklı olduğunu ve Filistinlilere karşı süregelen saldırgan ve tehlikeli İsrail yaklaşımını yansıttığını belirten İbrahim, Gazze’ye dönmeye karar verenlerin, kapsamlı yıkım ve yaşam koşullarının yokluğu nedeniyle risklerin farkında olduğunu; pek çoğunun evsiz kaldığını ve ailelerinin çadırlarda yaşadığını hatırlattı. Buna rağmen, İsrail’in baskı ve tutuklamalar yoluyla bu gerçeği dayatmayı sürdürdüğünü dile getiren siyasi analist, ayrıca askeri bölgelerde faaliyet gösteren çetelerden de faydalanarak, kendisine yöneltilecek eleştirilerde sorumluluğu bu gruplara yüklemeye çalıştığını sözlerine ekledi.

 

 

Kaynak : Alaraby Al-Jadeed