Palmira’da Kanlı Provokasyon: DEAŞ, Suriye–ABD Hattını Sabote mi Ediyor?
17.12.2025 - 16:38 | Son Güncellenme: 19.12.2025 - 11:02
Palmira’da yaşanan saldırı, yalnızca Suriye iç güvenliğinde görevli aşırı uçlara mensup bir unsurun gerçekleştirdiği silahlı bir eylem olarak görülemez. Bu saldırı, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’nin girdiği geçiş sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu açık biçimde ortaya koyan bir dönüm noktası oldu. Son derece hassas bir zamanda, Şam yönetiminin ABD ile ilişkilerini yeniden inşa etmeye yönelik temkinli adımlar attığı ve DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona resmen dahil olmaya hazırlandığı bir süreçte gelen saldırı, bu çizginin tam ortasına darbe vurdu. Aynı zamanda güvenlik aygıtlarının yapısı, hazırlık seviyesi ve yeni Suriye devletinin karşı karşıya olduğu gerçek tehditler konusunda ağır soruları da beraberinde getirdi.
İki Amerikan askeri ile bir sivil tercümanın bir genel güvenlik birimine mensup bir unsur tarafından öldürülmesi, sıradan bir güvenlik açığı olarak okunamaz. Aksine bu olay, devletin kurumlarını denetleme kapasitesinin, ortaklarını koruma becerisinin ve aşırı örgütlerin daha karmaşık ve tehlikeli biçimlerde yeniden ortaya çıkmasını engelleyip engelleyemeyeceğinin sert bir testi niteliğini taşıyor.
Neden Palmira?
Palmira, hem güvenlik hem de coğrafi açıdan özel bir simgeye sahip. Suriye çölünün kalbinde yer alan kent, DEAŞ’ın büyük şehirleri kaybettikten sonra hücrelerini ayakta tuttuğu alanların başında geliyor. Aynı zamanda Amerikan varlığı, Suriye’nin resmi askeri hareketliliği ve örgütün kalıntıları arasında bir temas hattı konumunda. Bunun yanı sıra bölge, olası bölgesel yeniden konumlanmalar açısından da hassas bir izleme noktası.
Gözden Kaçmasın
Bu nedenle Palmira’nın saldırı için seçilmesi tesadüf değil. Verilmek istenen mesaj çok katmanlı: DEAŞ hala çölün derinliklerinde varlığını sürdürüyor ve güvenli olduğu varsayılan alanlara ulaşma kapasitesine sahip. Öte yandan Suriye-ABD işbirliği de saldırılardan muaf değil; tam tersine operasyonun ana hedeflerinden biri konumunda.
Suriye–ABD ilişkileri: Sınama altında
Olayın ağırlığına rağmen siyasi tepkiler, Washington ve Şam’ın saldırının arkasındaki hedefleri gördüğünü ortaya koydu.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki doğrudan temas, karşılıklı taziye mesajları ve saldırının iki ülke arasındaki yeni ilişkiyi sabote etmeyi amaçladığı yönündeki ortak vurgu, tarafların krizi kontrol altında tutma isteğini gösterdi.
Ancak öte yandan bu yakınlaşmanın yalnızca iyi niyet üzerinden ilerlemeyeceği de netleşti. Şam yönetiminden, güvenlik aygıtlarını ciddi biçimde yeniden düzenlemesi, ihmali olanları hesap vermeye zorlaması ve benzer olayların tekrarlanmayacağına dair somut güvenceler sunması beklenecek.
Suriyeli araştırmacı Samir Saifan, Fokus Plus’a yaptığı değerlendirmede, “Bu olay ABD ile ilişkiler açısından doğrudan olumsuz bir etki yaratmadı. Amerikan yönetimi ve Başkan Donald Trump, açıklamalarında Suriye hükümetini sorumlu tutmadı ve saldırıyı DEAŞ’a bağladı. Böylece bu hadisenin Suriye–ABD ilişkilerine zarar vermesi engellendi” dedi.
Ancak Saifan’a göre tablo bununla sınırlı değil. ABD’nin iç çevrelerinde, mevcut yönetimin DEAŞ’la mücadele kapasitesine dair ciddi bir güvensizlik söz konusu. Bu durum, özellikle ‘SDG’nin elini güçlendiriyor. Çünkü SDG, DEAŞ’la mücadelede kendisiyle koordinasyonun sürmesi gerektiğini savunuyor ve bu argüman, Şam’la yürütülen müzakerelerde konumunu daha da sağlamlaştırıyor.
Saifan, “Bu durum SDG’nin Washington nezdindeki değerini artırsa da ABD’nin genel tutumunu değiştirmiyor. Washington, SDG’nin Şam yönetimiyle bir anlaşmaya varmasını istiyor ve her iki tarafa da çözüm için baskı yapmayı sürdürüyor” ifadelerini kullandı.
Güvenlik zafiyeti: Asıl tehlike içeride
Palmira saldırısının en tehlikeli yönü yalnızca can kaybı değil, saldırıyı gerçekleştiren kişinin kimliği. Failin genel güvenlik birimine mensup olması, eğitim almış ve farklı kentlerde görev yapmış olması, yeni güvenlik yapıları içindeki denetim ve eleme mekanizmalarında ciddi bir yapısal soruna işaret ediyor.
Bu tür unsurlar genellikle klasik, organize hücreler halinde hareket etmiyor. Aksine idari boşluklardan, personel ihtiyacının yarattığı baskıdan ve güvenlik teşkilatlarının hızlı biçimde genişletilmesinden faydalanarak içeriden darbe vuruyor. Bu da DEAŞ’la mücadelenin bugün, açık savaştan çok daha karmaşık bir hal aldığını gösteriyor. Artık karşıda net bir düşman değil; toplumun ve kurumların içine sızmış fikirler ve uyuyan ağlar var.
Saifan, bu noktada son derece kritik bir uyarıda bulunuyor:
“Saldırıyı gerçekleştiren kişinin genel güvenlikten bir unsur olması, aşırı ideolojik düşüncenin hala birçok eski militanın zihninde canlı olduğunu gösteriyor. Bu kişiler kendilerini feshedip Suriye güvenlik güçlerine entegre olduklarını ilan etseler bile, bu ideoloji pek çoğunun zihninde köklü biçimde varlığını sürdürüyor. Bu da güvenlik birimleri için son derece tehlikeli bir tablo yaratıyor ve DEAŞ’ın bu unsurları devşirmesini kolaylaştırıyor. Bu nedenle güvenlik aygıtlarının radikal unsurlardan arındırılması acil bir zorunluluk. ABD’nin bu konuda açık baskı uygulamasının nedeni de bu.”
Yeni Suriye devleti, ciddi bir ikilemle karşı karşıya. Ülke genelinde güvenliği sağlamak için on binlerce personelin hızla sahaya sürülmesi gerekiyor. Ancak profesyonel ve uyumlu bir güvenlik aygıtı inşa etmek için zaman ve kaynaklar son derece sınırlı. Bu çelişki, yalnızca can kaybına değil, iç ve dış güvenin sarsılmasına yol açabilecek ölümcül hatalara kapı aralıyor.
Palmira’daki saldırı, güvenlik kurumlarını yeniden inşa etmenin yalnızca sayısal yayılmayla sınırlı olamayacağını bir kez daha gösterdi. Özellikle yıllarca aşırıcılığın kök saldığı bölgelerde, bu süreç zaman, sıkı denetim mekanizmaları ve ideolojik-fikri yeniden yapılandırma gerektiriyor.
DEAŞ’ın mesajı
DEAŞ, askeri yenilginin ardından strateji değiştirmiş görünüyor. Artık toprak kontrolü yerine, devleti itibarsızlaştırmaya odaklanan akıllı sabotaj yöntemlerine başvuruyor. Palmira’daki saldırının amacı, Suriye hükümetini müttefiklerini bile koruyamayan, kurumlarını denetleyemeyen bir yapı gibi göstermek. Bu da uluslararası baskıların artmasına ya da siyasi açılım sürecinin sekteye uğramasına yol açabilir.
Öte yandan örgüt, bu tür eylemlerle bölgesel güvenlik denkleminde hala etkin bir aktör olduğunu hatırlatmak istiyor. Mesaj açık, DEAŞ’ı bitmiş bir tehdit olarak görmek ya da görmezden gelmek stratejik bir hata olur.
ABD’nin çekilmesi: Ertelenen bir seçenek mi?
Saldırı, ABD içinde Suriye’deki askeri varlığın geleceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Ancak mevcut göstergeler, Washington’un hızlı bir çekilmeyi güvenli bir seçenek olarak görmediğine işaret ediyor. En büyük endişe, oluşabilecek bir boşluğun DEAŞ tarafından doldurulması ihtimali.
Bu anlamda saldırıyı planlayanların ABD’yi geri adım atmaya zorlama hedefi, ters bir sonuç doğurabilir. Yani daha sıkı güvenlik koordinasyonu, Şam’la ortaklığın güçlenmesi ve ancak çok daha sert koşullar altında ilerleyen bir işbirliği süreci gündeme gelebilir.
Devlet en zor sınavla karşı karşıya
Palmira’daki olay, Suriye yönetiminin önüne iki seçenek koyuyor. Ya bu sarsıntı, derin ve kapsamlı bir güvenlik reformunun başlangıcı olacak ve hem içeride hem dışarıda güven tesis edilecek; ya da geçici çözümlerle yetinilecek ve yeni sızmalara açık bir yapı korunacak.
Palmira’da yaşananlar bir son değil, bir başlangıç. Yeni Suriye devleti bugün, kaosu kontrol etme anlayışından gerçek anlamda devlet inşa etme aşamasına geçip geçemeyeceği konusunda sınanıyor. Bu sınavda güvenlik, yalnızca silahlı güçlerin sahaya yayılması değil; güven, profesyonellik ve hesap verebilirlikten oluşan bütünlüklü bir sistem anlamına geliyor.