Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan İttifakı: Krizler Döneminde Stratejik Ortaklık

Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında savunma ve güvenlik alanlarında stratejik ortaklık kurulmasına yönelik üçlü ittifak taslağı üzerinde müzakereler devam ediyor.
Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan İttifakı Krizler Döneminde Stratejik Ortaklık

24.01.2026 - 17:07  |  Son Güncellenme:  06.02.2026 - 08:37

Bölgeyi ve genel olarak uluslararası sistemi sarsan derin çalkantılar, yeni ittifak arayışlarını yeniden gündeme taşırken, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında olası bir üçlü ittifak ihtimali bölgenin en dikkat çekici konularından biri haline geldi. 

Henüz ileri düzey istişareler aşamasında bulunan bu ittifak, geçici ya da anlık bir güvenlik mutabakatı olmanın ötesinde, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra genel olarak İslam dünyasının karşı karşıya olduğu ortak tehditlere karşı bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmeyi amaçlayan stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor. 

Bu bağlamda, Pakistan Savunma Üretim Bakanı Rıza Hayat Harraj geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, yaklaşık bir yıl süren müzakerelerin ardından Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında bir savunma ittifakı taslağının hazırlandığını duyurdu. 

Nihai mutabakata varılarak resmi imza sürecine geçilmesi için görüşmelerin sürdüğünü belirten Harraj, söz konusu ittifakın Pakistan’ın geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan ile imzaladığı ikili ortak savunma anlaşmasından farklı bir çerçeveye sahip olduğunu vurguladı. Ancak bu farklılığın hangi unsurları kapsadığına ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

Muhammed bin Selman ve Şahbaz Şerif

Öte yandan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçen yıl Eylül ayında Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile, “iki ülkenin güvenliğini güçlendirme ve bölgede ile dünyada güvenlik ve barışı sağlama çabaları” kapsamında Stratejik Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamıştı. 

Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’da yayımlanan haberde, söz konusu anlaşmanın iki ülke arasındaki savunma iş birliğini geliştirmeyi, ortak caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçladığı ve taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının her iki ülkeye yapılmış sayılacağı belirtilmişti. 

Pakistan Başbakanı Şerif de anlaşmanın ardından yaptığı açıklamada, İslamabad’ın Riyad için önemli bir güvenlik ortağı haline geldiğini vurgulayarak, Pakistan’ın Suudi Arabistan topraklarının savunulmasında kilit bir rol üstleneceğini ifade etmişti.

Şerif, anlaşmanın, herhangi bir devlete yönelik saldırının diğerine yapılmış kabul edilmesini ve bu saldırıya karşı iki ülkenin derhal, ortak ve etkili biçimde karşılık vermesini öngördüğünü de dile getirmişti. 

Diğer taraftan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz günlerde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan arasında şekillenen savunma ittifakına katılmak üzere görüşmeler yürüttüğünü açıkladı. 

Müzakerelerin sürdüğünü belirten Fidan, şu aşamada herhangi bir anlaşmaya imza atılmadığını kaydederek, “Cumhurbaşkanımızın vizyonu kapsayıcı, daha geniş, daha büyük dayanışma ve istikrar üreten bir platform” ifadelerini kullandı. 

Pakistan–Türkiye–Suudi Arabistan İttifakının Önemi 

Bu olası ittifakın taşıdığı önem, üç ülkenin sahip olduğu jeopolitik konum, askeri kapasite ve siyasi nüfuzdan kaynaklanıyor. 

Suudi Arabistan, İslam dünyasında ekonomik ve dini ağırlık merkezi olmasının yanı sıra, bölgesel güvenlik ve küresel enerji piyasalarının istikrarında belirleyici bir rol oynuyor. 

Türkiye, Orta Doğu ve Kafkasya’da etkili askeri gücü ve gelişmiş savunma sanayisiyle öne çıkarken, Pakistan ise İslam dünyasındaki tek nükleer güç ve Güney Asya’nın başlıca aktörlerinden biri konumunda bulunuyor. 

Üç ülke arasında artan yakınlaşma, mevcut güvenlik ve siyasi sorunların artık her devletin kendi politikalarıyla yönetilemeyeceğini ortaya koyarken, ortak hareket etme ve tutarlı politikalar geliştirme ihtiyacına da işaret ediyor. 

Türkiye–Pakistan ilişkilerinin temeli, Pakistan Devleti’nin 1947’deki kuruluşuna kadar uzanıyor.  

Türkiye, Pakistan’ın bağımsızlığını tanıyan ve destekleyen ilk ülkeler arasında yer almış, Birleşmiş Milletler’e (BM) üyelik sürecinde de katkı sağlamıştı. 

Pakistan–Suudi Arabistan ilişkileri ise dini, siyasi ve güvenlik ekseninde gelişirken, Türkiye–Suudi Arabistan ilişkileri tarihsel süreçte zaman zaman rekabet ile koordinasyon arasında değişen bir seyir izledi. Mevcut yakınlaşma aşamasında ise bölgesel gelişmeler belirleyici oldu. 

Pakistanlı akademisyen Muhammed Arslan Han, Al Araby Al Jadeed’e yaptığı değerlendirmede, Türkiye–Pakistan ve Pakistan–Suudi Arabistan ilişkilerini ayırt eden temel unsurun tarihsel derinlik ve siyasi istikrar olduğunu belirtti.  

Han, Ankara ve Riyad’ın Pakistan’ın kuruluşundan bu yana İslamabad’ı desteklediğini ve Keşmir meselesinde Pakistan’ın tutumunu uluslararası platformlarda savunduğunu ifade etti. 

Bunun da bugün daha geniş bir koordinasyonu kapsayan stratejik bir güven temelinin oluşmasına zemin hazırladığını dile getirdi. 

Han’a göre, nükleer güce sahip Pakistan, askeri ve sanayi kapasitesi yüksek Türkiye ve siyasi, ekonomik ve dini ağırlığı bulunan Suudi Arabistan’ın birleşmesi, uluslararası alanda kayda değer bir güç ve etki yaratabilecek potansiyele sahip. 

Pakistan’ın söz konusu ülkelerle ilişkileri, hükümet ve rejim değişikliklerinden mümkün olduğunca bağımsız tutmaya çalıştığını belirten Han, Pakistanlı siyasetçilerin Türkiye’yi etkili bir bölgesel askeri güç, Suudi Arabistan’ı ise İslam dünyasında öncü rol oynayabilecek kilit bir destekçi olarak gördüğünü dile getirdi.  

Özellikle Keşmir meselesinde Hindistan ile süregelen ihtilaf ve İsrail’in artan nüfuzu nedeniyle, bu üçlü ittifakın mantıklı bir adım olduğunun altını çizdi. 

Buna karşın, geçmişte özellikle Afganistan iç savaşı gibi bazı konularda görüş ayrılıkları yaşandı.  

Bu dönemde Ankara Kuzey İttifakı’nı, İslamabad Taliban’ı desteklerken, Riyad ise sürece göre değişen tutumlar benimsedi. Ancak bu farklılıklar, temel bir anlaşmazlığa dönüşmeden yönetildi. 

1990’lı yıllardan itibaren Türkiye ve Pakistan arasında, Suudi Arabistan’ın siyasi ve manevi desteğiyle daha geniş kapsamlı bir iş birliği gelişmeye başladı.  

Bu işbirliği, askeri ve güvenlik alanlarının yanı sıra bilgi, deneyim ve teknik uzmanlık paylaşımını da kapsadı. 

2016 sonrasında askeri tatbikatlar, savunma anlaşmaları ve Türkiye’nin Pakistan’daki altyapı ve enerji yatırımlarıyla bu süreç daha da hız kazandı.  

Suudi Arabistan ise Pakistan’daki ekonomik ve siyasi istikrarın korunmasında destekleyici rolünü sürdürdü. 

Niteliksel bir dönüşüm 

Pakistanlı güvenlik analisti Muhammed Enver Abbas, Al Araby Al Jadeed’e yaptığı değerlendirmede, söz konusu ülkeler arasındaki mevcut yakınlaşmanın niteliksel bir dönüşümü temsil ettiğini ve çok boyutlu bir stratejik ortaklığa doğru evrildiğini ifade etti. 

Abbas, Pakistan’ın Ermenistan-Azerbaycan çatışmasında Türkiye’nin tutumunu desteklediğini, Suudi Arabistan ile Türkiye arasında bölgesel konularda sağlanan uyumun ise ortak hareket etme kapasitesini artırdığını söyledi. 

Bu yakınlaşma ile birlikte hareket etme imkanlarının, üçlü ittifakın hayata geçirilmesini engelleyebilecek zorluk ve engellerden daha güçlü olduğunu ifade etti. 

Abbas’a göre, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, İran’la artan tansiyon ve İsrail’in Suriye’deki müdahaleleri bu üçlü yakınlaşmayı hızlandıran başlıca faktörler arasında yer alıyor.  

Hindistan ve İsrail arasındaki iş birliğinin derinleşmesi, Ankara, Riyad ve İslamabad’ı koordinasyonu artırmaya yönelttiğini söyleyen Abbas, bunun bölgesel zorluklarla yüzleşme ve bölgede belirli bir güvenlik dengesi ile istikrarı koruma yönünde ortak bir vizyondan kaynaklandığını vurguladı. 

Öte yandan, Pakistanlı siyasi analist Abdullah Han da dünyanın yeni bir ittifaklar dönemine girdiğini ve hızlı değişimlerin, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi nüfuz sahibi ülkelerin öncülük edeceği bir İslami ittifakı zorunlu kıldığını belirtti.  

Han, savunma sanayii, savaş uçakları ve insansız hava araçları alanlarında Ankara ile İslamabad arasında ileri düzey teknoloji ve deneyim paylaşımına yönelik görüşmelerin sürdüğüne dikkat çekti. 

Han’a göre, bu ittifak Hindistan, Çin ve bazı bölgesel ve küresel aktörlerin çekinceleriyle karşılaşacak olsa da, Pakistan’ın nükleer gücü, Türkiye’nin askeri ve sanayi kapasitesi ve Suudi Arabistan’ın dini ağırlığı, bu yapının etkisinin göz ardı edilmesini zorlaştırıyor. 

Han, bu etkinin yalnızca ittifaka dahil ülkelerle sınırlı kalmayacağını, başta Filistin ve Keşmir olmak üzere İslam dünyasını ilgilendiren temel meseleleri de kapsayacağını vurguladı. 

Ancak ittifakın gerçek anlamda etkili olabilmesi, taraf ülkelerin bu yapıya ne ölçüde bağlı kalacağına ve yakın dönemde kamuoyuna açıklanması beklenen maddelerin nasıl uygulanacağına bağlı olacak.

 

Kaynak : Al Araby Al Jadeed