Muhammed Gamira Davası Suriyelilerin Yaralarını Deşti

Lazkiye'de hemofili hastası genci gözaltı sonrası hayatını kaybetmesi üzerine İçişleri Bakanlığı geniş çaplı soruşturma başlatıp 72 saatlik komisyon kurarken; insan hakları savunucuları, hukukçular ve aktivistler olaya sert tepki gösterdi. Benzer işkence iddiaları ve eski rejim kadrolarının kurumlardaki varlığına dikkat çeken uzmanlar, adli soruşturmaların yanı sıra sesli/görüntülü sorgu kaydı ve bağımsız sağlık muayenesi gibi somut güvenceler ile güvenlik bürokrasisinde köklü bir zihniyet reformu çağrısında bulundu.
muhammed-gamira-davasi-suriyelilerin-yaralarini-desti.png

18.08.2026 - 14:03  |  Son Güncellenme:  18.08.2026 - 14:24

Lazkiye'nin Haffe ilçesinden genç bir Suriyeli olan Muhammed Hüsameddin Gamira, Haffe polis karakolundan çıkışının ardından sağlık durumunun hızla kötüleşmesi üzerine pazar günü Tişrin Üniversite Hastanesinin yoğun bakım ünitesinde hayatını kaybetti. Gamira, bir para hırsızlığına ilişkin şikâyet kapsamında üç gün gözaltında tutulmuş, ardından mahkeme kararıyla serbest bırakılmıştı. Ailesi ise gencin karakoldan çıktığında iç kanama ve beyin kanamasıyla son derece ağır bir hâlde olduğunu belirterek, gözaltı sürecinde karakol personelinin onu dövdüğünü ileri sürdü. Gamira'nın hemofili hastası olduğu ve eşiyle kardeşinin daha önceden polisi bu sağlık durumu hakkında bilgilendirdiği de ailenin aktardıkları arasında yer aldı.

Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, Gamira'nın gözaltı koşulları ve bu süreçte yaşananların sağlığına etkisine ilişkin resmî soruşturma başlatıldığını ve olayla bağlantılı yedi kişinin gözaltına alındığını duyururken, İçişleri Bakanı Enes Hattab da Pazar günü Gamira'nın ölümünün koşullarını araştırmak ve gerçek nedenleri ortaya koymak amacıyla bir soruşturma komisyonu kurulmasına karar verdi.

Komisyona, İçişleri Bakan Yardımcısı (Polis İşleri) Ahmed Muhammed Latuf başkanlık edecek; üyeler arasında ise İçişleri Bakanı'nın Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Danışmanı Samer Mahmud el-Hasen, Dava ve Disiplin Kovuşturmaları Müdürü Muaz Halid el-Cemmal ile Adli Soruşturmalar Müdürü Hüseyin Alavi el-Hammadi yer alıyor. Karara göre komisyon, başkanının çağrısıyla toplanacak ve 72 saat içinde bulgularını sunacak.

İhlallerin tekrarlanması, geçmişe dair bir fanteziyi yansıtıyor

Toplumsal aktivist Liyal Kerim, verdiği açıklamada iki gün önce Gamira'yı hastanede ziyaret ettiğini ve eşiyle görüştüğünü belirterek, o sırada gencin yoğun bakımda komada olduğunu ve durumunun son derece kritik olduğunu aktardı. Kerim, doktorların hastalığının sağlık durumunun kötüleşmesine katkıda bulunduğunu vurguladığını da sözlerine ekledi.

Kerim, yakınlarının ifadesine göre cezaevinde işkenceye maruz kaldığı ve ardından sağlık durumunun ağırlaştığı ileri sürülen Abdüsselam Akku adlı başka bir vakaya da dikkat çekti. Akku'nun kız kardeşi, ağabeyinin gözaltında bulunduğu süre zarfında 40 kilogram verdiğini ve hem fiziksel hem de psikolojik açıdan son derece kötü bir durumda olduğunu aktardı.

Kerim, bu örüntüyle tekrarlanan bireysel hataların ne görmezden gelinebileceğini ne de üstünden atlanabileceğini vurgulayarak şunları söyledi: "Bu hatalar, bozuk belleğimizde geçmişin flaşlarını yeniden canlandırıyor. Suçlanan kişi, suçu ne olursa olsun, hukuk çerçevesinde yargılanmalı ve hesap vermeli. Hiçbir suçlama, vatandaşın onuruna ve bedensel bütünlüğüne sahip çıkma hakkını ortadan kaldıramaz; hiçbir güvenlik personeli gözaltını sanığın hayatını tehdit eden bir araca dönüştüremez."

Kırmızı çizgilere yaklaşmaya başlıyoruz

İnsan hakları savunucuları ve aktivistler, yaptıkları açıklamalarda Gamira ile Akku'nun cezaevinde işkenceye uğradığı iddialarının soruşturulmasının Suriye makamları için gerçek bir sınav niteliği taşıdığını vurguladı. Bu davaların, bireylerin onuru ve güvenliğinden sorumlu devlet kurumlarını, Suriyeliler için en hassas dosyalardan birini nasıl ele aldıkları konusunda ciddi bir sınavla karşı karşıya bıraktığını da ifade ettiler.

Toplumsal aktivist Meysa Said ise Gamira olayına ilişkin değerlendirmesinde "işlerin kırmızı çizgilere yaklaşmaya başladığını" belirterek "güvenlik baskısı ve vatandaşı itaat ettirme politikasına" ve "İçişleri ile Savunma bakanlıklarında eski rejim yanlısı unsurların yeniden konumlandırılmasına" dikkat çekti. Said, bu politikaların halkı doğrudan tahrik ettiğini, denetim mekanizmalarının işlevsiz kaldığını ve iç politika tasarımcılarının yaşananları görmezden geldiğini vurguladı.

Said, söz konusu ihlallerin çözümünün "Esad dönemi personelinin yeniden istihdamı politikasıyla sert denetim mekanizmasının birlikte uygulanmasında" yattığını belirterek, İçişleri ve Savunma personelinin ahlaki ve mesleki rehabilitasyonunu, Halk Meclisi'nin denetim süreçlerine dâhil edilmesini ve tüm devlet birim ve bakanlıklarında iç denetim birimleri kurulmasını talep etti.

Kanun, ihlal edenleri korumaz

Uluslararası ceza hukuku uzmanı avukat Mutasım Billah el-Keylani ise yaptığı açıklamada Suriye hukukunun ölüme yol açan işkenceyi uygulayanlar için idam cezası öngördüğünü hatırlatarak, İçişleri ve Adalet bakanlıklarını "psikolojik hasta" olarak nitelendirdiği bu kişilere azami cezayı uygulamaya çağırdı. Keylani, söz konusu ihlallerin devrilmiş Esad rejiminin uygulamalarını akıllara getirdiğini de sözlerine ekledi.

Keylani, uluslararası hukukun işkenceyi açıkça yasakladığını hatırlatarak İşkenceye Karşı Sözleşme'nin 15. maddesinin işkence altında alınan ifadelerin delil olarak kullanılmasını yasakladığını, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 7, 10 ve 14. maddelerinin ise işkence yasağını, özgürlüğünden yoksun bırakılanların insanca muamele görmesini ve adil yargılanma hakkını güvence altına aldığını vurguladı. Sözleşmenin 12 ve 13. maddelerinin ise işkence yapıldığına dair makul şüphe bulunduğunda, mağdurun şikâyette bulunup bulunmadığından bağımsız olarak yetkilileri hızlı ve tarafsız soruşturma yürütmekle yükümlü kıldığını da belirtti.

Keylani, Suriye Anayasa Bildirgesi'nin sanığın mahkûmiyet kararı kesinleşene kadar masum sayılması, savunma hakkının korunması ve insan onuruyla bedensel dokunulmazlığın güvence altına alınması gibi temel ilkeleri benimsediğini de hatırlattı. Anayasa Bildirgesi'nin suçüstü hâller dışında mahkeme kararı olmaksızın gözaltı ve tutukluluk uygulamasını da yasakladığını vurguladı.

İşkence uygulamalarının önlenmesi için gözaltı anından itibaren pratik güvencelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Keylani, gözaltı saatinin, uygulayıcı personelin kimliğinin ve gözaltı yerinin kayıt altına alınmasını, sorgu oturumlarının sesli ve görüntülü olarak kaydedilmesini ve bu kayıtların bağımsız bir yargı merciinde saklanmasını talep etti. Gözaltına alınan kişinin giriş ve çıkışında bağımsız ve gizli tıbbi muayene yapılmasını, raporların doğrudan savcılığa ya da yargıya iletilmesini ve muayene sırasında gözaltı personelinin bulunmamasını da şart olarak sıraladı.

Keylani, İçişleri Bakanlığının 21 Kasım 2025 tarihli Davranış Kuralları Tüzüğü'nün insan onurunu koruma, işkence ve kötü muameleyi yasaklama, şüpheli ve sanıkların haklarına saygı gösterme ile üstlerin emirlerinin ihlaller için gerekçe sayılmaması gibi önemli ilkeler içerdiğini belirtirken, bu tüzüğün tek başına yeterli olmadığını da vurguladı. İşkence, yaralama, özgürlükten yoksun bırakma veya yetki istismarı oluşturan eylemlerin failleri için yetkili savcılığa sevkin adaleti sağlamanın ve ihlalleri önlemenin tek gerçek yolu olduğunu ifade etti.

İçişleri ve Savunma personelinin davranışlarını kontrol etme mekanizmaları

Avukat Hadi Bazglan ise yaptığı açıklamada Muhammed Gamira olayının İçişleri Bakanlığı yetkililerini hesap vermekle yükümlü kılan ağır bir ihlal olduğunu belirterek, güvenlik personelinin davranışlarının tam anlamıyla denetim altına alınması ve anayasal kurallara tabi kılınması için sert önlemler alınması gerektiğini vurguladı. Bazglan, İçişleri ve Savunma bakanlıklarının personel seçimini bireyin davranışına dayandırması, tepkisellik, sinirlilik, saldırganlık ve diğer psikolojik boyutları kapsayan kapsamlı değerlendirmelerden geçirmesi ve ardından vatandaşlarla ilişkiler konusunda yoğun eğitim programları düzenlemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Bazglan bu önlemleri, vatanı ve vatandaşı korumakla görevli bireyin onlara karşı bir tehdit unsuruna dönüşmesini engelleyecek sosyal ve adli bir önleyici davranış modeli olarak nitelendirdi. Köklü çözümler için ise İçişleri Bakanlığının kendi iç düzenini aşiret zihniyetiyle değil, devlet aklıyla yeniden yapılandırması, personelini bilimsel yöntemlerle yetiştirmesi, psikoloji, davranış bilimleri ve adli bilimlerden yararlanması ve insan haklarını herkesin üzerinde kutsal bir hak olarak yerleştirmesi gerektiğini vurguladı.

Kaynak: UltraSawt