Mısır’ın Yemen’e Müdahalesi: Tarihin Düğümü, Coğrafyanın Açmazı.
23.09.2026 - 17:03 | Son Güncellenme: 23.09.2026 - 17:35
Yemen krizindeki gelişmelere, özellikle askeri boyutuyla, Mısır'ın nasıl yaklaşacağına dair kimi analistlerin falcılık yapmasına gerek kalmaması için, Kahire ile Sana'yı savaş bağlamlarında bir araya getiren tarihsel gerçekler var; bu gerçeklerden karar alıcının zihninde köklü sonuçlar çıkarmak mümkün.
Nitekim Prens Muhammed bin Selman'ın ziyareti ve Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüşmesi, Suudi Arabistan veliaht prensinin Amerikan Ordusu Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper'ı kabul etmesinden sadece birkaç saat sonra gerçekleşti. Bu eşzamanlılık, hızlanan Suudi hareketliliğinin, Husiler örgütünün Yemen sahillerindeki yayılmasının sonuçlarıyla mücadeleye yönelik çalışmalarla bağlantılı olduğuna işaret ediyor.
Taktik açıdan bugün Suudi Arabistan tek başına savaşmak istemiyor; özellikle de 2015-2018 arasında Husilere karşı verdiği önceki savaş, ağır bir askeri, ekonomik ve insani yıpranmaya dönüşmüş, uluslararası alanda tanınan ve Suudi Arabistan'ın müttefiki olan hükümetin ("meşru hükümet") Sana'daki "Yemen Kapısı"nı geri almasını sağlama hedefine ulaşamamıştı. O tarihten bu yana Husiler güçlenerek Bab-ül Mendeb'e kadar yayılmayı başardı.
Bu nedenle stratejik açıdan Riyad, doğuda İran'ın kontrolündeki Hürmüz Boğazı'nın kapatılması -İran, Yemen'in kuzeyine hâkim örgütün en önemli müttefiki ve destekçisi- ve batıda Kızıldeniz üzerindeki alternatif çıkışın kapatılması şeklinde çift taraflı bir deniz kuşatmasıyla bir arada yaşamayı kabul edemez. Buna ek olarak, Suudi Arabistan'ın "doğu-batı" petrol boru hattının hedef alınması, petrolünü küresel pazarlara ulaştıracak alternatif bir güzergâhın devre dışı bırakılması anlamına geliyor. Bu bağlamda, Kahire'den askeri olarak ne beklendiğine dair senaryolar dolaşıma girdi; bazıları çatışmalara katılımını desteklerken, diğerleri sonuçlarına karşı uyarıda bulundu. Her iki tarafın da kendine göre gerekçeleri var ve bu arzu veya kaygıları besleyen unsur, Kahire'nin uzun süredir devam eden ekonomik kırılganlığı ve sürekli mali destek arayışı.
Mısır’ın Yemen’deki askeri tecrübesi
Bu durumda, geçmişte Mart 2015'te ilan edilen Suudi Arabistan öncülüğündeki "Kararlılık Fırtınası" operasyonu çerçevesinde Mısır'ın askeri katılımının doğası ve büyüklüğüne bakmak yerinde olur. Operasyonun başında Cumhurbaşkanı Sisi, katılımın deniz ve hava güçleriyle sınırlı kalacağını vurgulamıştı. O dönemin yerel medya kaynaklarına göre, temel katkı, İran silahlarının Husilere ulaşmasını engellemek amacıyla dört savaş gemisiyle yapılan deniz ablukası ve Dışişleri Bakanlığı'nın bir açıklamasında teyit edilen hava saldırılarından ibaretti. Bu açıklamada "gerekmesi halinde" kara gücüyle katkı sağlanabileceğine dair bir vaat de yer alıyordu ve savaşın gerekleri böyle bir katkıyı gerektirebilirdi. Ancak Kahire bu rolü üstlenmedi; söz konusu açıklamadan sadece iki hafta sonra Mısır Silahlı Kuvvetleri sözcüsü, Yemen'de herhangi bir kara gücünün bulunmadığını yalanladı.
Bunun ardından, tam olarak Şubat 2016'da, eski Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, Mısır ile Suudi Arabistan arasında "anlaşmazlıklar" değil "farklılıklar" bulunduğunu belirtti ve bir televizyon röportajında şöyle dedi: "Mısır, Yemen'e kara gücü gönderme talebini reddetti. Mısır'ın Yemen'e kara gücü gönderebileceğini düşünen kimse, ne bölge tarihini ne de mevcut koşulları anlamış demektir." İşte mesele de bu: Mısır'ın Yemen'de başarısızlıkla sonuçlanan müdahaleler tarihi var. Bazıları bunun Cemal Abdünnâsır dönemindeki bilinen olaylar olduğunu düşünebilir, ama mesele çok daha eskiye dayanıyor.
Roma İmparatoru Augustus döneminde, Mısır valisi Aelius Gallus komutasında Arap Yarımadası'nın güneyine bir sefer düzenlenmiş, 80 savaş gemisi ve 130 nakliye teknesi seferber edilmişti. Ancak Meʾrib'de büyük bir çarpışmanın ardından bu ordu dağılıp parçalanmış, Yemen'in zorlu arazi koşulları nedeniyle askerlerin çoğu hayatını kaybetmişti. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise 17. yüzyıl başlarına ait divan defterlerine göre, Kahire'nin Yemen seferi için hazırladığı 80 bin askerden sadece yedi bini Mısır'a geri dönebilmişti.
Bu olayların üzerinden uzun yıllar geçmiş olsa da, 20. yüzyılın altmışlı yıllarındaki Mısır müdahalesinin olayları ve sonuçları, siyasi/askeri aktörlerin zihninde bugün hâlâ canlı. Yemen'e gönderilen kuvvetlerin ilk ciddi sınavında, 22 Ekim 1962'de Meʾrib'in doğusundaki Sirvah'a indirilen paraşütçü müfrezesinin tüm mensupları şehit olmuştu. Sonrasında birçok Mısır askeri birliği, engebeli ve çeşitlilik gösteren coğrafyanın -düzlük, dağ veya sahil, her birinin kendine özgü operasyonel taktikleri olan- yol açtığı çok sayıda pusuya düşmüştü. Bu durum, savaşın ilk iki yılında ağır kayıplara neden olmuş; bazı tahminlere göre şehit sayısı 15 bine ulaşmış, Mısır müdahalesinin zirvesinde savaşa yaklaşık 70 bin asker katılmıştı. Bazı çalışmalar, dönüşümlü sistemle Yemen'de görev yapanların toplam sayısının 150 bin askere ulaştığını tahmin ediyor. Günlük maliyet ise 500 bin ile 1 milyon dolar arasında değişiyordu; o dönemin standartlarına göre muazzam sayılan bu rakamlar döviz rezervlerinin tükenmesine yol açmış, Kahire mali krizini aşabilmek için altın rezervinin bir kısmını satmak zorunda kalmıştı. Bu durum, özellikle kabile şeyhlerinin sadakatini satın almak için Suudi Arabistan ile girilen mali savaşla daha da ağırlaşmıştı.
Muharebelere katılan subaylar, Havlan, Nihm ve Erhab cephelerinde yaşanan ve durumun karmaşıklığını, sadakatlerin ne kadar hızlı ve ticari bir şekilde değişebildiğini kavramanın zorluğunu ortaya koyan olaylar anlatmıştı. Bu şeyhlerden biri sabah Mısır'dan kağıt para alıyor, akşam ise Suudi altını alıyor; her taraf, öbürü arkasını döner dönmez onu satıyordu. Bunun bir örneği, Mısır kuvvetlerinin Yemenlilerle güvenliğini sağlamak konusunda anlaştığı bir dağ yoluydu; Havlan kabilelerine para ve silah sağlanıyor, kendilerine her türlü iyilik vaat ediliyordu. Ancak kuvvetler bu yola ihtiyaç duyduğu anda, kralcı milislerin mermileri üzerlerine yağmaya başladı; gerekçe ise onları destekleyen Suudilerin "sizden daha fazla ödediği" idi.
Yemen savaşının Mısır hafızasında bıraktığı izler
Askeri müdahale tarihine dönersek, Sudan'ın kara kuvvetleriyle katılım deneyimi de kuşkusuz karar alıcının önünde duruyor. Bu deneyim, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne muharebe tecrübesi, operasyonel bütünlük ve bölgesel bir ilişkiler ağı kazandırmış, bu da onlarla Sudan Ordusu arasında bir uçurum yaratılmasına katkıda bulunmuştu. Katı ve disiplinli bir komuta zincirine dayanan Mısır askeri kurumu söz konusu olduğunda bu durum farklı biçimde de olsa tekrarlanabilir; kesinlikle böyle bir savaşa katılımın, merkezden uzakta, nispeten görece bağımsız bağlantılara sahip, örgütlü ve büyükçe bir kuvvetin oluşmasına yol açma olasılığı hesaba katılmalıdır. Bu da gelecekte gerginliğe yol açabilir.
Bu senaryoyu destekleyen bir örnek de "Wagner" kuvvetlerinin Haziran 2023'te Rus Ordusu'na karşı isyanıdır. Özel görevlerle uzun süre görevlendirilen kuvvetler, ana kurumdan ayrı ve coğrafi olarak uzak kalmaları nedeniyle operasyonel ve örgütsel bağımsızlık kazanma olasılığına, ayrıca merkezi komutanın bilgisi dışında özel çıkarları olan tarafların bu kuvvetlerle gizlice iletişime geçme olasılığına kapı açıyor. 1967 yenilgisi sonrası gerginlik anında yaşananlarla benzerlikler var: Nâsır, Mareşal Abdülhakim Amir'e yakın ve onunla birlikte Yemen savaşına katılmış bazı önde gelen subayların dahil olduğu bir darbe girişimini bastırmıştı.
Bunun anlamı şu: Mısır hafızasında Yemen deneyimi, Kahire için bir yıpratma savaşı ve İsrail'e karşı yaşanan çarpıcı başarısızlığın nedenlerinden biri olarak kalmıştır. Engebeli dağlık arazide edinilen savaş tecrübesi, müşterek silahların uyumuna, zırhlı araç ve topçu manevralarına, hava savaşına dayanan geniş çaplı düzenli bir savaşa hazırlık için uygun değildi. Ayrıca Sovyet ve Batı askeri akademilerinde eğitilmiş en iyi ve en donanımlı subaylardan bir kısmının ölmesi veya kaybedilmesi, ordunun asıl düşmanından uzaklaşmasına da yol açmıştı.
Bunu Necib Mahfuz, 1980'lerde yayımlanan "el-Baki min ez-Zeman Saa" adlı romanında kaydetmiş, "kahramanların kanına ve yoksulların parasına açlık duyan kanlı bir labirente dönüşen Yemen gezintisi"nden bahsetmişti. Romandaki bir karakterin dilinden şöyle demişti: "Ümmü Gülsüm'ün 'Aseybek lizzeman' (Seni zamana bırakacağım) şarkısı hakkında söylenenleri duydun mu? Aslının 'Aseybek li'l-Yemen' (Seni Yemen'e bırakacağım) olduğu söyleniyor!... Sınırında İsrail gibi bir düşman varken, aklı olan biri buna razı olur mu?"
Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed