Mısır’ın Çehresini Değiştiren Trabzonlu: Lazoğlu Paşa’nın Unutulan Hikâyesi
10.08.2026 - 17:20 | Son Güncellenme: 10.08.2026 - 17:43
Karadeniz’de bu yaz diğerlerinden farklı. Tüm gözler Trabzon’a çevrilmiş durumda. Milyonlarca Arap ve Mısır Kralı’nın hayranı, Trabzonspor tribünlerinden onlarca yıldır duyulmayan bir tezahürata tanıklık etti. Mısırlı yıldız ve eski Liverpool efsanesi Muhammed (Mohamed) Salah, ilk kez Trabzonspor formasını giyerken, Türk ve Mısır bayraklarının birlikte dalgalandığı büyük bir kalabalık tarafından karşılandı.
Türk taraftarlar Nil kıyılarından gelen Arap futbolcuyu coşkuyla karşılarken tribünlerden şu tezahürat yükseldi: “Ya Allah, Bismillah, Muhammed Salah!”
Ancak bu heyecanlı taraftarların çok azı, tarihin daha önce Trabzon’dan çıkıp tam tersine bir yol izleyen başka bir adama tanıklık ettiğini biliyordu. O, Karadeniz kıyılarından Nil kıyılarına gitmişti. Futbolcu değildi, bir devlet kurucusuydu. Bordo bir forma kaldırmadı, bütün bir orduyu ayağa kaldırdı. Bu kişi, Muhammed Lazoğlu Paşa ya da Osmanlı belgelerindeki adıyla Mehmed Lazoğlu Paşa idi. Muhammed Salah’tan 250 yılı aşkın süre önce Trabzon’dan çıkan Lazoğlu Paşa, Mısır’ın çehresini kalıcı biçimde değiştirdi.
Gözden Kaçmasın
Muhammed Salah bugün attığı gollerle Trabzon taraftarlarını sevindirmek için bu kente gelirken, Lazoğlu Paşa Trabzon’dan ayrılarak Mısır için modern bir ordu kurdu, çağdaş bir ekonominin temellerini attı ve izleri bugün dahi görülebilen bir devletin inşasına katkı sağladı. Tarihin dikkat çekici bir cilvesi olarak Trabzon ile Kahire iki kez buluştu: Birinde bir golcünün ayaklarında, diğerinde ise bir devlet adamının omuzlarında.
Bu yazıda, değerli okur, bu sıra dışı ismin izini süreceğiz: Trabzon’daki köklerinden Mısır’a göçüne, siyasi ve askerî gücünün zirvesinden Kahire’nin kalbinde bugün hâlâ onu yaşatan heykeline kadar…
Trabzon’un bir köyünden paşa divanına
Tam adı Muhammed Vehbi Efendi olan Lazoğlu Paşa, yak. 1768 yılında Trabzon köylerinden birinde dünyaya geldi. Laz kökenli bir aileye mensuptu. Laz’ın oğlu anlamındaki Lazoğlu lakabını da buradan aldı. Bu lakap, Memlükler döneminde ve ardından Mısır’da Kavalalı Mehmed Ali Paşa yönetiminde en üst makamlara yükseldikten sonra dahi onunla birlikte anılmaya devam etti.
Gençlik yılları zorlu, dağlık ve sahil kesimindeki bir çevrede geçti. Trabzon’daki sıbyan mekteplerinde eğitim gördükten sonra küçük yaşta Osmanlı ordusuna katıldı. Keskin zekâsı ve dikkat çekici idari yeteneğiyle öne çıktı, askerî görevlerde hızla yükselerek Yeniçeri birliklerinde subaylığa kadar ilerledi.
Ancak kader onu, bir daha yalnızca hatıralarında döneceği Trabzon’dan güneye sürükledi. İki buçuk asır sonra Muhammed Salah’ın taraftarların omuzlarında Trabzon’a gelişi gibi, Lazoğlu da Trabzon’u kalbinde taşıyarak Mısır’a gitti ve burayı ikinci vatanı hâline getirdi.
Mehmed Ali Paşa ile tarihin akışını değiştiren buluşma
Lazoğlu, Fransızların Mısır’dan çekilmesinin ardından eyaletteki karışıklığı kontrol altına almak üzere gönderilen Osmanlı birlikleriyle birlikte 1805 yılında Mısır’a geldi.
Kahire’de ise kaderini değiştirecek buluşma gerçekleşti. Yıldızı hızla yükselen hırslı Arnavut komutan Mehmed Ali Paşa ile tanıştı. Kısa sürede iki isim arasında sıra dışı bir uyum ortaya çıktı. Yeni vali, Lazoğlu’nda hem kendi vizyonunu paylaşan hem de bu vizyonu hayata geçirebilecek yetkinliğe sahip bir kişilik buldu.
Lazoğlu sıradan bir yardımcı değildi. Adeta Mehmed Ali Paşa devletinin düzenleyici aklı hâline geldi. Günümüzde başbakanlığa denk kabul edilebilecek Hidiv Divanı Başkanlığı görevini üstlendi. Devletin sırlarının güvenilir koruyucusu ve vali ile yönetimin diğer unsurları arasındaki başlıca aracı oldu.
Herkesten önce göreve başlayan, herkesten sonra çıkan ve Mehmed Ali Paşa’nın imzalamasından önce kararnamelerin önüne getirildiği kişi oydu.
Kale katliamı: Silinmeyen kanlı gölge
1 Mart 1811’de Lazoğlu Paşa’nın hayatındaki en tartışmalı olay yaşandı.
Mehmed Ali Paşa, Memlüklerin modernleşme projesi açısından varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna kanaat getirdikten sonra Lazoğlu Paşa ile birlikte meşhur planlarını hazırladı. Yaklaşık 470 Memlük emirini, Mısır ordusunun Hicaz’a hareketi dolayısıyla Kahire Kalesi’nde düzenlenen görkemli bir törene davet ettiler. Ardından demir kapılar kapatıldı ve emirler, daha sonra Memlükler Yolu olarak anılacak dar bir geçitte öldürüldü.
Tarihî anlatılara göre planın uygulanmasını bizzat Lazoğlu yönetti ve kayaların üzerinden mevzilenen Arnavut askerlere ateş açılması emrini verdi. Kaynaklarda ayrıca, kanla kaplanan geçidi işaret ederken söylediği ileri sürülen şu söz aktarılır: “Saltanatın yolu budur.”
Bu olay büyük bir dönüm noktasıydı. Mısır’ı altı yüzyıl boyunca yönetmiş savaşçı elit sınıf ortadan kalkarken, alternatif güç merkezlerini kabul etmeyen yeni ve mutlak merkezî yönetim dönemi başladı.
Tarihçiler ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Lazoğlu Paşa’yı Kale Katliamı’ndaki kandan bütünüyle arındırmak mümkün değil. Ancak dönemin sert koşulları ve siyasi mantığı içinde Lazoğlu, Mehmed Ali Paşa ile birlikte kurmayı hedeflediği modern Mısır devletinin Memlükler tasfiye edilmeden hayata geçirilemeyeceğine inanıyordu.
Modern devletin mimarlarından biri
Memlüklerin tasfiye edilmesi ve siyasi alanın tamamen Mehmed Ali Paşa’ya açılmasının ardından Lazoğlu, en büyük projesine yöneldi: Merkezi Kahire olan modern bir devlet inşa etmek.
Devletin üzerinde hiçbir şey yoktur anlayışıyla hareket eden Lazoğlu, etkileri günümüze kadar ulaşan bir dizi reformun yürütülmesinde başrol oynadı.
Orduda: Avrupa modelinde ilk modern ve düzenli Mısır ordusunun kurulmasını denetledi. Fransa ve İtalya’dan uzmanlar getirdi, Asvan ve Hartum’da askerî okulların kurulmasına öncülük etti. Subayların eğitiminden sorumlu olması için Süleyman Paşa el-Fransavi’yi seçen isim de oydu. Ayrıca ordunun ana gövdesinin paralı askerlerden değil, Mısırlı köylülerin çocuklarından oluşmasında ısrar etti.
Tarımda: Tarımsal tekel politikasının mimarlarından biri oldu. Toprak mülkiyetini yeniden düzenledi, arazilerin ayrıntılı biçimde ölçülmesini sağladı ve onlarca yıl boyunca Mısır ekonomisinin temel direklerinden biri hâline gelecek uzun elyaflı pamuk üretimini başlattı.
Sanayide: Tekstil fabrikaları, silah üretim tesisleri ve imalathanelerin kurulmasına katkı sağladı. Böylece Mısır’ın Avrupa’dan yapılan ithalata bağımlı olmayan, bağımsız bir üretim gücü hâline gelmesini hedefledi. Lazoğlu’nun hayali, Mısır’ın kendi kendine yetmesi ve Japonya henüz bu yolu keşfetmeden önce Doğu’nun Japonya’sı olmasıydı.
Eğitimde: Avrupa’ya bilim heyetlerinin gönderilmesinin yanı sıra Diller Okulu ile Tıp Okulunun kurulmasının arkasındaki isimlerden biriydi. Devletin yalnızca silahla değil, bilimle de ayakta durabileceğini erken dönemde fark etmişti.
Lazoğlu şafak vaktinden gece yarısına kadar çalışıyor, dinlenmeyi bilmiyor ve şöhret peşinde koşmuyordu. Mehmed Ali Paşa’nın ona duyduğu güven zamanla öylesine arttı ki tarihçi Abdurrahman er-Rafii onun hakkında şu ifadeyi kullandı: “Lazoğlu Paşa devletin ikinci adamıydı, hatta günlük işlerin yönetiminde birinci adamdı.”
İsim ve lakap meselesi
Burada Lazoğlu’nun adı ve lakabı konusuna ayrıca değinmek gerekiyor.
Lazoğlu, doğumunda kendisine verilen isim değildi. Türkçedeki iki kelimeden oluşan bir lakaptı: Mensubu olduğu Laz halkını ifade eden Laz ve oğlu kelimeleri.
Osmanlı kayıtlarında resmî adı Mehmed Lazoğlu Paşa veya Mehmed Vehbi Paşa olarak geçerken, bazı Mısır belgelerinde ismi kısaca Lazoğlu Paşa şeklinde yer aldı.
İsimdeki bu ikilik aslında onun kimliğini de yansıtıyordu. Doğuştan Mısırlı değildi ancak Mısır’a, ülkenin pek çok evladından daha güçlü bir bağlılık gösterdi.
Bugün Muhammed Salah’ın Trabzon’da taşıdığı çift yönlü kimlik gibi; Salah Türk sahalarında Mısırlı kimliğiyle yer alırken Lazoğlu da Laz kökenli bir Türk ve gönlü ile sadakati Mısır’a bağlı bir isim olarak çift kimlik taşıdı.
Hidiv devletinin askerî gücü
Lazoğlu yalnızca masa başında çalışan bir yönetici değildi. Gerektiğinde askerî seferlerin yönetimine de doğrudan katıldı.
Necid Seferi (1811-1818): Tosun Paşa ve ardından İbrahim Paşa komutasında yürütülen Necid ve Hicaz savaşlarında ordunun bazı birliklerini bizzat yönetti ve cephede dikkat çekici bir direnç gösterdi.
Sudan’ın Fethi (1820): İsmail Kamil Paşa’nın Sudan’ı Mısır’a bağlayan ve Nil’in kaynaklarına doğru ilerleyen seferinin stratejik planlamasını yapan isimdi.
Mora Savaşı (1824-1827): Mehmed Ali Paşa’nın, Osmanlı Sultanı II. Mahmud ile ittifak hâlinde Yunan isyanını bastırmak amacıyla gönderdiği Mısır donanmasını yönetti. Bu savaş, Avrupa’daki ulusal bilincin gelişiminde önemli bir dönüm noktası olurken Mısır’ın artık dikkate alınması gereken bölgesel bir güç hâline geldiğini de ortaya koydu.
Görevinin başında ölen bir devlet adamı
Lazoğlu Paşa, hayatının son anına kadar görevini sürdürdü.
1831 yılında, bazı kaynaklara göre ise 1832’de, yaklaşık 63 yaşındayken Kahire’de hayatını kaybetti. Ömrünün neredeyse tamamını, o dönemde Doğu’nun en güçlü devletlerinden biri hâline gelen Mısır yönetiminin hizmetinde geçirmişti.
Mehmed Ali Paşa’nın ölümüne büyük üzüntü duyduğu ve defnin ardından çevresindekilere, “Devletimin yarısı öldü” dediği rivayet edilir.
Kahire’nin kalbinde bir bronz hatıra
1872 yılında Mehmed Ali Paşa’nın torunu Hidiv İsmail, Lazoğlu Paşa’nın heykelinin o tarihten itibaren onun adını taşıyan Lazoğlu Meydanı’na dikilmesini emretti.
Meydan, Kahire şehir merkezinde, İçişleri Bakanlığı ile Kahire Valiliği binasının yakınlarında bulunuyor. Heykel ise Paris ve Kahire’de birçok esere imza atan ünlü Fransız heykeltıraş Alfred Jacquemart tarafından tasarlandı.
Heykelde Lazoğlu, askerî kıyafetleriyle ayakta ve sağ elinde bir harita ya da kararname tutarken tasvir ediliyor. Bu ayrıntı, onun modern devletin planlayıcısı ve düzen kurucusu rolünü simgeliyor.
Devasa taş bir kaidenin üzerinde yükselen heykelin çevresinde Kahire’nin günlük yaşamı akıp gidiyor. Çok uzak olmayan başka bir meydanda ise Mısır ordusunun kuruluşunda birlikte çalıştığı Süleyman Paşa el-Fransavi’nin heykeli bulunuyor. İki isim, Hidiv Kahiresi olarak bilinen şehir merkezinin hafızasını sessiz bir diyalog içinde paylaşır gibi duruyor.
Lazoğlu’ndan geriye ne kaldı?
Meydan kaldı, cadde onun adıyla anılmaya devam etti ve Kahire’deki Lazoğlu Okulu varlığını sürdürdü.
Ancak daha önemlisi, onun şekillenmesine katkı sağladığı devlet yapısının izleri kaldı: Merkezî ve düzenli bir ordu, modern bir bürokrasi ve projeleriyle merkezine iz bıraktığı kadim bir şehir, Kahire.
Bununla birlikte Kale Katliamı’nın gölgesi Lazoğlu’nun peşini hiçbir zaman bırakmadı. Bazıları onu, Mısır’ın emirlerini bir ihanet anında öldüren kanlı bir planın mimarı olarak hatırlıyor. Bazıları ise modern devletin kurucularından biri olarak görüyor.
Gerçek şu ki Lazoğlu her iki yönü de bünyesinde taşıyordu: Kelimenin bütün ihtişamı ve sertliğiyle bir devlet adamıydı. Lazoğlu ve Mehmed Ali Paşa’nın çevresindeki isimler, devletlerin kan dökülmeden kurulamayacağına inanıyordu.
Mısır’ı seven iki Trabzonlu
Değerli okur, bir dahaki sefere Kahire’ye gittiğinizde Lazoğlu Meydanı’ndan geçerken başınızı kaldırıp o bronz heykele bakın. Karadeniz kıyılarından binlerce kilometre yol kat ederek modern Mısır’ın kurucularından biri hâline gelen adamı düşünün.
Trabzon’da Muhammed Salah’ın stadyumda taraftarların tezahüratları arasında koşmasını izlerken Lazoğlu Paşa’yı da hatırlayın.
İkisi de aynı toprakla buluştu: Biri bir devlet kurmak için, diğeri futbol sahasında yeni bir başarı hikâyesi yazmak için.
Her ikisi de Trabzon ile Kahire’yi, tarihin görünmez bir bağıyla birbirine bağlıyor.
Lazoğlu kendisini Mısır’a adadı, Mısır da onu ölümsüzleştirdi. Salah, Trabzon’a geldi; Trabzon da onu kendi evlatlarından biri gibi karşıladı.
Her iki durumda da geriye aynı soru kalıyor: Tarihin çehresini değiştiren Trabzonlu hangisiydi?