Mısır Babülmendep’teki Gelişmeleri Nasıl Okuyor? 

Kahire, Husilerin Babülmendep çevresindeki artan nüfuzunu Süveyş Kanalı’nın güvenliği ve Kızıldeniz’deki güç dengeleri açısından kritik bir tehdit olarak değerlendiriyor. Mısır, doğrudan askerî müdahaleden kaçınırken diplomasi, deniz güvenliği ve Suudi Arabistan’la koordinasyonu öne çıkarıyor.
Mısır Babülmendep’teki Gelişmeleri Nasıl Okuyor?

16.09.2026 - 13:28  |  Son Güncellenme:  16.09.2026 - 13:42

Kahire, Yemen, Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz'de yaşanan son gelişmeleri büyük bir dikkat ve temkinle takip ediyor. Mısır yönetimi, bölgede yaşananların artık yalnızca Yemen'in iç meselesi olmaktan çıktığını; Mısır'ın ulusal güvenliğini, Süveyş Kanalı'ndaki seyrüsefer güvenliğini, ticaret ve enerji akışının istikrarını doğrudan etkileyen bir konuya dönüştüğünü düşünüyor. Gelişmeler aynı zamanda Kızıldeniz'deki güç dengelerinde de köklü değişikliklere yol açıyor.

Bu gerilim, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Kahire ziyaretiyle aynı döneme denk geldi. Daha önce açıklanan programda yer almayan sürpriz ziyaret, bu nedenle protokolün ötesinde siyasi bir önem taşıyor. Veliaht Prens'in Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüşmelerinde, Yemen ve Babülmendep'teki gelişmeler başta olmak üzere bölgedeki acil meseleleri ve bu gelişmelerin Kahire ile Riyad'ın ortak çıkarlarına ve bölge güvenliğine etkilerini ele alması bekleniyor.

Mısır, son yıllarda Yemen krizine karşı dengeli ve temkinli bir tutum benimsemeye, ülkenin karmaşık iç dengelerine doğrudan müdahil olmamaya özen gösterdi. Ancak ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaşın ardından bölgede yaşanan değişimler, birçok hesabı altüst etti ve Mısırlı karar alıcıların önüne yeni bir tablo koydu.

Peki Kahire son gelişmeleri nasıl okuyor? Mısır, bölgesel dengelerde hızla yaşanan bu değişime karşı hangi araçları kullanabilir?

Son derece tehlikeli bir gelişme

Yemen sahasında yaşanan son gelişmeler artık ülkenin coğrafi sınırlarını aşmış durumda. Yaşananları yalnızca Yemen içindeki rakip taraflar arasındaki bir çatışma ya da Husi-Suudi Arabistan karşılaşması olarak değerlendirmek artık mümkün değil. Çünkü gelişmeler, Kızıldeniz'in güvenliğini ve uluslararası deniz trafiğini doğrudan etkileyen çok daha tehlikeli bir boyuta taşındı.

Husilerin oluşturduğu tehdit de artık Babülmendep Boğazı'ndan geçen gemilerin zaman zaman füze veya insansız hava araçlarıyla hedef alınmasıyla sınırlı değil. Husiler, bölgede stratejik ve lojistik öneme sahip adalar ve noktalar üzerinde de kontrol sağladı. Bunların başında Muha, Zubab'a yakın bölgeler, Babülmendep'in merkezinde bulunan Meyyun/Perim Adası ile Büyük ve Küçük Haniş adaları geliyor.

Sahadaki bu değişimler, Husilerin Babülmendep Boğazı'nın Yemen tarafındaki nüfuzunu daha önce görülmemiş ölçüde artırabilir. Husiler Afrika kıyısını kontrol etmediği için boğazın tamamen kapatılması ihtimali hâlâ sınırlı görülüyor. Ancak Yemen tarafındaki kontrollerini sıkılaştırmaları, deniz ulaşımına yönelik tehdit seviyesini önemli ölçüde yükseltiyor.

Bu durum Husilere gemi trafiğini aksatma, güvenlik risklerini ve sigorta maliyetlerini artırma konusunda daha büyük bir kapasite kazandırıyor. Böyle bir tablo, boğaz fiilen kapatılmasa bile deniz taşımacılığı şirketlerinin bu güzergâhtan uzak durmasına yol açabilir.

Tablonun tehlikesini artıran bir diğer gelişme ise İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki artan nüfuzu. Böylece enerji ticareti ve küresel ticaret açısından dünyanın en önemli iki deniz geçidi aynı anda güvenlik baskısı altına giriyor. Bu da Kızıldeniz'deki deniz trafiğini tehdit ve aksamalara daha açık hale getirirken, sonuçları doğrudan Mısır'ın Süveyş Kanalı'na yansıyor.

Kahire açısından bakıldığında bu değişimler yalnızca Yemen sahasında yaşanan askerî bir gelişme anlamına gelmiyor. Dünyanın en önemli deniz arterlerinden birindeki seyrüsefer güvenliğini, özellikle de Süveyş Kanalı'nı tehdit ediyor. Bunun yanı sıra enerji nakil hatları, tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret de gelişmelerden etkileniyor. Bu nedenle Babülmendep ve Kızıldeniz'deki gelişmeler, Mısır'ın ulusal güvenlik hesaplarının merkezinde yer alıyor.

Kahire gelişmeleri nasıl okuyor?

Son gelişmeler Kahire'yi tabloyu farklı bir açıdan yeniden değerlendirmeye zorluyor. Süveyş Kanalı'nın güvenliği artık yalnızca Port Said veya Süveyş'ten başlamıyor; güneyde Babülmendep'e kadar uzanıyor. Çünkü boğaz, bölgesel çatışmanın seyrini etkileyen stratejik bir koz haline gelmiş durumda.

Gemilerin güneyden Kızıldeniz'e girişinin aksaması veya bu güzergâhtan geçişle ilgili risklerin artması, Süveyş Kanalı'ndaki gemi trafiğine doğrudan yansıyor ve kanalın operasyonel öneminin ve ekonomik gelirlerinin azalması riskini beraberinde getiriyor.

Bu nedenle Mısır'ın hesaplarında Babülmendep ve Süveyş Kanalı artık birbirinden ayrı düşünülemeyecek tek bir stratejik koridorun iki ucu olarak görülüyor. Kızıldeniz'in güney girişine yönelik herhangi bir tehdidin etkisi kaçınılmaz olarak kuzeydeki Süveyş Kanalı'na kadar uzanıyor.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati ve Yemen Dışişleri Bakanı Afrah Abdülaziz ez-Zube

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati'nin 7 Eylül'de Yemen Dışişleri Bakanı Afrah Abdülaziz ez-Zube ile yaptığı görüşmede Yemen'in istikrarı ile Kızıldeniz ve Babülmendep'in güvenliği arasında doğrudan bağlantı kurması da bu yaklaşımı ortaya koydu.

Mısır'ın gelişmelere ilişkin ikinci değerlendirmesi ise Kızıldeniz'in İran'a açık bir nüfuz alanına dönüşmesini engelleme isteğiyle ilgili. Böyle bir durum, Mısır'ı çevreleyen stratejik ortamı daha da karmaşık hale getirebilir.

Kahire halihazırda güneyde Sudan'daki savaş, doğuda Filistin krizi, batıda Libya'daki istikrarsızlık ve kuzeyde Doğu Akdeniz'deki kaynak ve nüfuz rekabeti dahil geniş bir kriz ve bölgesel baskı çemberiyle karşı karşıya.

Yemen ve Babülmendep'teki gerilimin tırmanmasıyla birlikte Mısır'ın güneydoğu cephesi de benzer ölçüde önemli bir stratejik sarsıntıyla karşı karşıya kaldı. Deniz geçidi, bölgesel çatışmalar her tırmandığında Tahran'ın doğrudan ya da müttefikleri aracılığıyla kullanabileceği bir baskı aracına dönüşmüş durumda.

Mısır'ı kaygılandıran nokta da tam olarak bu. Kahire, Kızıldeniz'in nüfuz mücadelesinin yaşandığı yeni bir cepheye dönüşmesini ya da deniz trafiği ile Süveyş Kanalı'nın İran ve rakipleri arasındaki çekişmenin sürekli rehinesi haline gelmesini istemiyor.

Bu nedenle Mısır, yaşanan değişimlere büyük bir temkinle yaklaşıyor ve konuyu Yemen krizinin sınırlarını aşan, doğrudan kendi ulusal güvenliği ve stratejik çıkarlarıyla ilgili bir mesele olarak görüyor.

Mısır'ın geleneksel yaklaşımı zorlu bir sınavda

Mısır'ın Yemen'e yönelik geleneksel yaklaşımı bazı temel ilkelere dayanıyor. Bunların başında Yemen devletinin birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak geliyor. Kahire, kuzey ile güney arasındaki bölünmeyi kalıcı hale getirecek veya ülkeyi farklı silahlı güçlerin paylaşacağı nüfuz alanlarına dönüştürecek her türlü sürece karşı çıkıyor.

Bu kapsamda Kahire, Yemen devletinin kurumlarını ve uluslararası toplum tarafından tanınan hükümeti desteklemeyi sürdürüyor. Öte yandan tutumunun Husilere karşı açık bir askerî çatışmaya indirgenmemesine de özen gösteriyor. Bunun temelinde, Yemen krizinin yalnızca güç kullanılarak çözülemeyecek kadar karmaşık olduğu düşüncesi bulunuyor.

Mısır'ın yaklaşımına göre siyasi çözüm, krizin sona erdirilmesi için hâlâ en gerçekçi ve sürdürülebilir seçenek. Kahire bu nedenle askerî çözümlere bel bağlamak yerine siyasi sürecin desteklenmesini savunuyor.

Bununla birlikte Mısır, Yemen'deki iç siyasi çözüm süreciyle Kızıldeniz'deki seyrüsefer güvenliği meselesini mümkün olduğunca birbirinden ayırmaya çalışıyor. Çünkü bu hayati deniz yolundan serbest geçiş, Yemen'deki çatışan tarafların sınırlarını aşan uluslararası ve bölgesel bir çıkar olarak görülüyor ve pazarlık ya da baskı aracına dönüştürülmemesi gerektiği düşünülüyor.

Ancak bu yaklaşım, bölgesel tabloda yaşanan son değişimlerle birlikte daha hassas bir sınavla karşı karşıya. Gelişmeler artık yalnızca Yemen'in içiyle sınırlı değil; sonuçları Kızıldeniz ve Babülmendep'in güvenliğiyle doğrudan bağlantılı ülkeleri, özellikle de Mısır ve Suudi Arabistan'ı etkiliyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Kahire'ye yaptığı sürpriz ziyaret de bu noktada özel bir önem kazanıyor. Ziyaret, Yemen ve Kızıldeniz'deki gelişmelerin ortaya çıkardığı iç içe geçmiş güvenlik, siyasi ve ekonomik sorunlar nedeniyle Kahire ile Riyad arasında daha geniş kapsamlı koordinasyona ihtiyaç duyulan bir dönemde gerçekleşiyor.

Suudi Veliaht Prens'ten kritik ziyaret

Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin Kahire ziyareti sıradan bir protokol ziyareti olarak değerlendirilemez. Ziyaret, Riyad açısından son derece hassas bir dönemde gerçekleşiyor.

Suudi Arabistan, hem Kızıldeniz ve Babülmendep'te hem de uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetiyle çatışma alanlarında Husilerin artan baskısıyla karşı karşıya. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan topraklarını hedef alan tehdit ve saldırılar da sürüyor.

Öte yandan Riyad daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye'den oluşan üçlü Mekke İttifakı'nın şimdiye kadar krizin seyrinde beklenen değişimi yaratamadığı görülürken, ABD de Yemen sahasına doğrudan müdahil olmaktan kaçınıyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi 

Bu durum Suudi Arabistan'ın bölgesel düzeydeki girişimlerinin önemini daha da artırırken, Kahire ziyaretine de özel bir siyasi ve güvenlik ağırlığı kazandırıyor.

Ziyaretin öneminin büyük bir bölümü, Yemen ve Kızıldeniz'deki gelişmeler karşısında Mısır ile Suudi Arabistan'ın çıkarlarının örtüşmesinden kaynaklanıyor. Babülmendep'teki gelişmeler artık yalnızca tek bir tarafı tehdit etmiyor; ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından her iki ülkenin çıkarlarına da doğrudan dokunuyor.

Mısır açısından mesele Süveyş Kanalı ve deniz trafiğinin güvenliğiyle ilgiliyken, Suudi Arabistan açısından kıyıların, tesislerin, ticaret ve enerji hatlarının güvenliği öne çıkıyor.

Bu nedenle mevcut dönem, Kahire ile Riyad arasında daha yüksek düzeyde koordinasyon ve istişareyi gerekli kılıyor. Amaç yalnızca mevcut tehdidi kontrol altına almak değil; aynı zamanda bunun kalıcı bir gerçekliğe veya bölgesel gerilimlerin her tırmandığı dönemde kullanılabilecek bir baskı ve şantaj aracına dönüşmesini engellemek.

İki ülkenin ortak çıkarı, bu tehdidin caydırılmasını, yayılmasının sınırlandırılmasını ve hayati çıkarlarının zaman zaman hedef alınan ya da pazarlık konusu yapılan unsurlar haline gelmemesini gerektiriyor.

Kahire'nin önünde üç seçenek

Son gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni tablo ve Husilerin Babülmendep çevresindeki nüfuzunun genişlemesi karşısında Kahire'nin önünde üç temel seçenek bulunuyor. Mısır'ın bunu yaparken Yemen'in birliğini, egemenliğini ve devlet kurumlarını desteklemeye dayalı geleneksel ilkelerinden vazgeçmemesi ve doğrudan askerî bir çatışmanın içine sürüklenmekten kaçınması bekleniyor.

İlk seçenek, gerilimi kontrol altına almak ve bir tarafta Husiler, diğer tarafta Yemen hükümeti, Suudi Arabistan ve diğer taraflar arasındaki görüş ayrılıklarını azaltmak için diplomatik girişimleri yoğunlaştırmak.

Bununla eş zamanlı olarak Riyad, Abu Dabi, Maskat ve etkili uluslararası güçlerle iletişim kanallarının açık tutulması da bu seçeneğin bir parçası.

Kahire bu süreçte askerî bir sonuç elde etmeye bel bağlamak yerine kapsamlı bir siyasi çözümün önünü açmayı hedefliyor. Mısır diplomasisi de bu yaklaşımın Yemen'de uzun vadeli istikrar sağlayabilecek, maliyeti daha düşük bir yol olduğunu birçok kez vurguladı.

İkinci seçenek ise Mısır'ın Kızıldeniz'deki güvenlik ve deniz gücü varlığını artırması ve Suudi Arabistan'ın yanı sıra diğer bölgesel ve uluslararası ortaklarla koordinasyon seviyesini yükseltmesi.

Buradaki hedef, Babülmendep'te Husilere deniz trafiği üzerinde kalıcı bir baskı aracı sağlayacak yeni bir durumun yerleşmesini engellemek.

Ancak bu durum Mısır'ın mutlaka askerî bir ittifaka katılacağı veya Yemen topraklarındaki operasyonlara dahil olacağı anlamına gelmiyor. Bunun yerine istihbarat iş birliğinin genişletilmesi, deniz gözetleme ve keşif faaliyetlerinin artırılması, deniz kuvvetlerinin hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve deniz yollarının güvenliğini sağlamaya yönelik düzenlemelere daha fazla katılım gibi adımlar gündeme gelebilir.

Kahire, Yemen savaşına doğrudan taraf olmasının ağır siyasi, askerî ve ekonomik maliyetler doğurabileceğinin farkında. Bu nedenle hareket alanını kendi çıkarlarını ve ulusal güvenliğini koruma sınırları içinde tutmayı tercih ediyor.

Üçüncü seçenek ise Kızıldeniz ve Babülmendep'in güvenliği meselesinin Birleşmiş Milletler, BM Güvenlik Konseyi ve seyrüsefer özgürlüğüyle ilgilenen uluslararası kurumlar üzerinden daha fazla uluslararasılaştırılması.

Çünkü söz konusu deniz yolu yalnızca Mısır veya Suudi Arabistan'ın çıkarları açısından önemli değil; küresel ticaret ve enerji taşımacılığının ana damarlarından birini oluşturuyor. Bu nedenle Kahire, geçidin güvenliğini sağlama sorumluluğunun yalnızca bölge ülkelerinin omuzlarına bırakılmaması gerektiğini düşünüyor.

Her ne kadar bu seçeneğin Mısır'ın öncelikleri arasında hayata geçirilme ihtimali daha düşük görünse de böyle bir adım Kahire ile Riyad'ın üzerindeki yükü hafifletebilir ve deniz trafiğini korumaya yönelik olası girişimlere daha geniş uluslararası meşruiyet kazandırabilir.

Aynı zamanda Babülmendep'in bölgesel çatışmaların hesapları doğrultusunda kullanılabilecek bir baskı aracına dönüşme ihtimalini de azaltabilir.

Sonuç olarak Kahire, son gelişmeleri Kızıldeniz'deki güç dengelerini etkileyen ve Yemen krizinin sınırlarını aşarak doğrudan Mısır'ın ulusal güvenliği ve hayati çıkarlarıyla bağlantılı hale gelen bir dönüşüm olarak değerlendiriyor.

Ekonomik, güvenlik ve siyasi sonuçları dikkate alan Mısır, hassas bir denklem içinde hareket ediyor. Kahire bir yandan seyrüsefer özgürlüğünü korumayı, Babülmendep'in güvenliğini sağlamayı ve Husilere bu hayati geçit üzerinde kalıcı nüfuz kazandıracak yeni bir düzenin yerleşmesini engellemeyi hedefliyor; diğer yandan bölgesel tabloyu daha da karmaşık hale getirebilecek açık bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınıyor.

Öte yandan Mısır yönetimi, gerek İran'la gerekse diğer bölgesel ve uluslararası güçlerle yürüttüğü temaslar üzerinden diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. Amaç, diyalog için hareket alanını korumak, gerilimi düşürmek ve nihayetinde Kızıldeniz'in güvenliğini sağlayacak, aynı zamanda tüm tarafların çıkarlarını koruyacak daha istikrarlı düzenlemelere ulaşmak.

Kaynakça : ultrasawt