Lübnan-İsrail Görüşmeleri: Ateş Altında Diplomasi!

Lübnan ile İsrail arasında Washington’da başlayan doğrudan görüşmeler, sahadaki çatışmaların gölgesinde ilerliyor. Tarafların temel talepleri arasındaki derin farklar, sürecin kısa vadede çözüme ulaşmasını zorlaştırıyor.
Lübnan-İsrail Görüşmeleri Ateş Altında Diplomasi

16.04.2026 - 16:59  |  Son Güncellenme:  16.04.2026 - 17:05

Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan müzakereler, bölgenin son derece karmaşık bir döneminden geçerken yapılıyor. Siyasi süreçlerle askeri gelişmeler iç içe geçmiş durumda, diplomasi ise sahadaki çatışmaların gölgesinde ilerliyor. Taraflar onlarca yıl sonra ilk kez Washington’da aynı masaya otururken, İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik hava saldırıları sürüyor, Hizbullah da kuzey İsrail’e roket atışlarına devam ediyor.

Öte yandan müzakere ile askeri tırmanışın aynı anda yaşanması, görüşmelerin boşlukta yapılmadığını açıkça ortaya koyuyor. Aksine süreç, Lübnan sınırlarını aşan ve tüm bölgesel dengeleri ilgilendiren daha geniş bir çatışma denklemine bağlı ilerliyor. Bu nedenle görüşmeler sadece savaşı durdurma girişimi olarak değil, aynı zamanda Lübnan ve bölgedeki güvenlik ve siyasi yapının yeniden şekillendirilmesinin bir parçası olarak görülüyor. Süreçte güçlü şekilde sahne alan ABD ise İran etkisini sınırlamayı hedefleyen daha geniş bir stratejiyle hareket ediyor.

Bombalar altında diplomasi

Müzakerelerin ilk turu Washington’da, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun katılımıyla gerçekleşti. 

Görüşme Toplantısına  katılanlar.

Toplantıya Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Mevved, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter ve ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa da katıldı.

Ancak diplomatik atmosfer sahadaki gerçeklikle örtüşmedi. Görüşmeler sürerken İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri operasyonları devam etti. Bu durum, müzakerelerden kısa vadede somut bir sonuç çıkma ihtimalini zayıflattı.

Öte yandan sahadaki gelişmeler ile siyasi süreç arasındaki bu çelişki, müzakerelerin doğasını da ortaya koyuyor. Bu, eşit iki tarafın uzlaşma aradığı bir süreçten ziyade; bir tarafın savaşı hızla durdurmak istediği, diğer tarafın ise savaşı yeni siyasi ve güvenlik şartları dayatmak için kullandığı bir tabloyu işaret ediyor.

İsrail’in hedefi: Önce silah, sonra barış

İsrail, görüşmelere iki temel hedefle giriyor: Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve uzun vadeli bir barış anlaşmasının önünün açılması. Benjamin Netanyahu hükümeti, herhangi bir anlaşmanın Hizbullah’ın askeri yapısının dağıtılmasını içermesi gerektiğini savunuyor.

Tel Aviv ayrıca Güney Lübnan’da, sınırın ötesine uzanan bir tampon bölge oluşturmayı hedefliyor. Amaç, bu bölgeden roket atışlarının ve askeri faaliyetlerin tamamen engellenmesi.

Ancak bu hedefler ciddi bir sorunu beraberinde getiriyor. Çünkü Hizbullah’ın silahsızlandırılması sadece Lübnan iç siyasetiyle ilgili değil; aynı zamanda İran’la olan bölgesel güç dengeleriyle doğrudan bağlantılı.

Lübnan yönetimi iki baskı arasında

Lübnan hükümeti oldukça hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan savaşın sona ermesini ve ülkedeki yıkımın durmasını istiyor, diğer yandan uluslararası baskılarla karşı karşıya. Bu baskılar, silahın yalnızca devletin kontrolünde olması ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde artıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ise çözümün önce ateşkesle başlaması gerektiğini savunuyor. Buna göre sonraki adım, İsrail’in çekilmesini ve Lübnan ordusunun uluslararası sınırlara kadar konuşlanmasını içeren bir müzakere süreci olmalı.

Ancak öte yandan devletin Hizbullah’ın silahlarıyla ilgili herhangi bir taahhüdü uygulama kapasitesi sınırlı. Çünkü örgüt hem güçlü bir askeri yapıya hem de geniş bir toplumsal tabana sahip.

Hizbullah: Müzakereye kapalı, çatışmaya devam

Hizbullah ise İsrail’le doğrudan müzakereleri kesin bir dille reddediyor. Örgütün Genel Sekreteri Naim Qassem, bu görüşmelerin yalnızca karşılıksız tavizlere yol açacağını savunuyor. Ona göre öncelik, İsrail saldırılarının durması ve Lübnan topraklarından çekilmesi olmalı.

Hizbullah ayrıca silah meselesinin tamamen iç mesele olduğunu vurguluyor ve bunun İsrail ya da ABD ile yürütülen görüşmelerin parçası olamayacağını belirtiyor. Öte yandan bu konuya ilişkin herhangi bir tartışmanın, İsrail’in tam çekilmesi ve askeri operasyonların sona ermesi şartına bağlı olduğunu ifade ediyor.

ABD arabuluculuğu: Tarafsız mı, taraf mı?

Müzakerelerde ana arabulucu rolünü üstlenen ABD’nin tutumu Lübnan’da tartışmalı. Washington yönetimi İsrail’in kendini savunma hakkını açıkça desteklerken, Lübnan hükümetinin devlet dışı silahlı grupları silahsızlandırma planına da destek veriyor.

Bu durum, birçok Lübnanlı aktörün ABD’nin tarafsız olmadığı görüşünü güçlendiriyor. Yaygın kanaate göre Washington’un asıl hedefi, İsrail’in stratejik çıkarlarını güvence altına almak ve İran’ın bölgedeki etkisini azaltmak.

Buna karşılık ABD, Lübnan’a ekonomik teşvikler de sunuyor. Yeniden imar yardımları ve yatırım fırsatları, Beyrut yönetimini zor siyasi kararlar almaya ikna etmenin araçları olarak öne çıkıyor.

Yarım kalan bir müzakere tarihi

Washington’daki görüşmeler, iki ülke arasındaki ilk temas değil. Lübnan ile İsrail arasında 1949’da bir ateşkes anlaşması imzalanmış ancak bu anlaşma kalıcı bir barış getirmemişti.

1983’te İsrail’in Lübnan’ı işgalinin ardından imzalanan siyasi anlaşma ise iç ve bölgesel itirazlar nedeniyle kısa sürede çöktü. 1991-1993 yılları arasında yine Washington’da yapılan görüşmelerden de somut bir sonuç çıkmadı.

Öte yandan son yıllardaki en önemli anlaşma, 2022’de ABD arabuluculuğunda yapılan deniz sınırı anlaşması oldu. Ancak bu süreç doğrudan değil, dolaylı müzakereler yoluyla yürütüldü.

Belirsiz bir gelecek

Taraflar görüşmelerin olumlu geçtiğini açıklasa da sahadaki gerçekler sürecin uzun ve zorlu olacağını gösteriyor. Talepler arasındaki fark hala büyük ve çatışma ortamı hızlı ilerlemeye izin vermiyor.

İsrail, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını savaşın bitmesi için ön şart olarak öne sürerken, Hizbullah önce saldırıların durması ve İsrail’in çekilmesi gerektiğini savunuyor. Lübnan devleti ise bu iki pozisyon arasında denge kurmaya çalışıyor.

Bu tabloya bakıldığında Washington’daki görüşmeler, kısa vadeli bir çözümden çok uzun sürecek bir siyasi çekişmenin başlangıcı gibi görünüyor. Sürecin aylar hatta yıllar alması ihtimal dahilinde.

En kritik soru hala ortada: Bu müzakereler savaşı bitirip Lübnan’a istikrar getirecek mi, yoksa geçmişteki birçok girişim gibi sonuçsuz kalan bir süreç olarak mı kalacak?