Kızıldeniz Güvenliğinin Anahtarı Yemen’de
10.09.2026 - 11:39 | Son Güncellenme: 10.09.2026 - 12:03
Son birkaç yılda Kızıldeniz, dünyanın en hassas deniz geçitlerinden biri olarak yeniden uluslararası ilginin odağına yerleşti. Bunun nedeni yalnızca uluslararası ticaret ve enerji akışı açısından taşıdığı önem değil; aynı zamanda bölgesel çatışmalarla bağlantılı güvenlik tehditleri, silah kaçakçılığı, silahlı gruplar ve Yemen devletinin zayıflamasının ardından uluslararası ve bölgesel güçler arasındaki rekabetin artması.
Bu ortamda Yemen, stratejik konumuyla yeniden öne çıkıyor. Ülke, Babülmendep Boğazı'nın doğu kıyısında yer alıyor, Kızıldeniz ve Aden Körfezi boyunca uzun bir sahil şeridine sahip bulunuyor. Boğazın merkezindeki Meyyun Adası da Yemen toprağı olarak stratejik önem taşıyor.
Yemenli yazar ve araştırmacı Nabil Al-Bukairi, dün AlArabyAlJadeed'de yayımlanan yazısında, asıl sorunun Yemen'in coğrafi olarak Kızıldeniz güvenliğinde rol oynayıp oynayamayacağı olmadığını belirtiyor. Al-Bukairi'ye göre temel mesele, bu rolü nasıl bir Yemen'in üstlenebileceği.
Yazar, denizlerin ve su yollarının güvenliğinin yalnızca denizde devriye gezen gemiler ve güvenlik botlarıyla sağlanamayacağını, güvenliğin karadan, sahillerden ve çevredeki bölgelerden başladığını savunuyor. Siyasi ve güvenlik açısından bölünmüş, gücün silahlı gruplar, askerî oluşumlar ve farklı nüfuz merkezleri arasında dağıldığı bir devletin, bölgesel deniz güvenliği sisteminde istikrarlı bir ortak haline gelemeyeceğini ifade ediyor.
Deniz güvenliğinin düğümü karada
Al-Bukairi'ye göre Kızıldeniz güvenliğine ilişkin güncel yaklaşımların temel sorunlarından biri, denizin bağımsız bir askerî ve güvenlik alanı olarak ele alınması. Yazar, denizde yaşanan krizin büyük ölçüde karadaki devlet krizinin bir yansıması olduğunu savunuyor.
Yemen'deki savaşın başlamasından bu yana devlet, silah üzerinde tek otorite olma ve ülkenin tamamında kamu güvenliğini sağlama kapasitesini kaybetti. Farklı siyasi ve askerî hesaplara, ayrıca farklı bölgesel ilişkilere sahip güç merkezleri ortaya çıktı. Bu koşullarda sahillerin, limanların, adaların ve deniz geçitlerinin korunması da daha geniş bir egemenlik mücadelesinin parçası haline geldi.
Yerel deniz kuvvetlerine veya ayrı güvenlik oluşumlarına verilen destek; kaçakçılıkla mücadele, silah sevkiyatlarının engellenmesi ve bazı kıyı bölgelerinin güvenliğinin sağlanması gibi taktik başarılar getirebilir. Ancak Al-Bukairi, bunun devletin yeniden inşası ile siyasi, güvenlik ve askerî kurumların tek yapı altında toplanmasını hedefleyen daha geniş bir projenin parçası olmaması halinde stratejik sorunun çözülemeyeceğini düşünüyor.
Yazara göre rakip yerel güçlere aşırı bağımlılık, parçalanmayı daha da kalıcı hale getirebilir ve deniz güvenliğini Yemen'in iç bölünmüşlüğünün bir uzantısına dönüştürebilir. Yemen'in yalnızca daha güçlü bir deniz kuvvetine değil, gücün kim tarafından, hangi otorite altında ve hangi ulusal strateji doğrultusunda kullanılacağını belirleyecek bir devlete ihtiyacı olduğunu vurguluyor.
Kızıldeniz'in iki yakasında devlet sorunu
Al-Bukairi, sorunun yalnızca Yemen'le sınırlı olmadığını belirtiyor. Sudan'daki savaşın devlet kurumlarını ağır biçimde etkilediğini, Somali'de devlet inşa sürecinin ilerlemeye rağmen ciddi siyasi ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu, Etiyopya'daki iç çatışmaların ise Afrika Boynuzu'nun dengelerini etkilediğini ifade ediyor.
Yazar, Eritre dahil bölgedeki diğer ülkelerin de farklı ölçülerde kurumsal zayıflık, aşırı merkeziyetçilik, iç gerilimler veya siyasi tıkanıklıklarla karşı karşıya olduğunu savunuyor.
Bu nedenle Kızıldeniz'i yalnızca istikrarlı devletlerin çıkar mücadelesi yürüttüğü bir deniz alanı olarak görmenin eksik olduğunu belirten Al-Bukairi, bölgenin siyasi ve güvenlik kırılganlıklarının korsanlık, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, göç ve silahlı grupların faaliyetleri için uygun ortam oluşturduğunu ifade ediyor.
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi de Temmuz 2026'da Yemen sularında silah, uyuşturucu ve göçmen kaçakçılığı ile insan ticaretini başlıca deniz güvenliği tehditleri arasında sıraladı.
Savaş gemileri devletin yerini tutmuyor
Al-Bukairi'ye göre uluslararası toplum çoğu zaman sorunların nedenlerinden çok sonuçlarına müdahale ediyor. Deniz taşımacılığı tehlikeye girdiğinde daha fazla savaş gemisi ve devriye gönderiliyor, silah kaçakçılığı arttığında gözetim güçlendiriliyor, korsanlık yükseldiğinde ise ticari gemileri korumak amacıyla uluslararası güçler oluşturuluyor.
Yazar, bu tedbirlerin belirli dönemlerde gerekli olabileceğini ancak uzun vadeli stratejik çözüm sunmadığını düşünüyor. Kızıldeniz'deki askerî gemilerin sayısı ne kadar artarsa artsın, karada istikrarlı bir devletin bulunmamasının bu yöntemle telafi edilemeyeceğini savunuyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de 14 Temmuz 2026'da aldığı kararla Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarına ilişkin raporlama mekanizmasını Ocak 2027'ye kadar uzattı. Bu karar da Kızıldeniz'deki deniz güvenliğinin uluslararası gündemdeki yerini koruduğunu gösteriyor.
Yemen'de tek ulusal kurum vurgusu
Al-Bukairi, Yemen özelinde uluslararası tartışmanın “Kızıldeniz'i koruyabilecek Yemenli güçler nasıl desteklenebilir?” sorusunun ötesine geçmesi gerektiğini savunuyor.
Yazara göre asıl soru, Husilerin kontrolü ele geçirmesiyle parçalanan Yemen devletinin nasıl yeniden kurulacağı ve mevcut askerî kapasitelerin Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Babülmendep'te uluslararası güvenliğe katkıda bulunacak tek bir ulusal kurum altında nasıl birleştirileceği olmalı.
Al-Bukairi, ilk yaklaşımın askerî açıdan güçlü ancak siyasi olarak birbirleriyle rekabet eden yerel aktörler ortaya çıkarabileceğini, ikinci yaklaşımın ise deniz güvenliğini devletin yeniden inşasının parçası haline getireceğini ifade ediyor.
Yemen devletinin yeniden kurulmasının kolay veya yakın bir hedef olmadığını da belirten yazar, savaş boyunca birbirleriyle çelişen siyasi, ekonomik ve askerî yapılar oluştuğuna, bölgesel ve uluslararası müdahalelerin tabloyu daha karmaşık hale getirdiğine dikkat çekiyor. Buna rağmen uluslararası toplumun yalnızca anlık güvenlik tehditlerini yönetmesinin aynı krizin farklı biçimlerde tekrar ortaya çıkmasına yol açabileceğini savunuyor.
Yemen'in rolü Babülmendep'in ötesinde
Yemen'in Babülmendep'teki konumu ülkeye kalıcı bir jeopolitik önem kazandırıyor. Ancak Al-Bukairi'ye göre coğrafi konum tek başına etkili bir siyasi veya güvenlik rolü sağlamıyor. Coğrafyanın sunduğu imkânı güce, istikrara ve etkiye dönüştüren unsurun devlet olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle Yemen'in yalnızca Husilerle mücadele edilen bir cephe, silah kaçakçılığını engelleme alanı veya ticari gemileri korumaya yarayan bir platform olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor.
Al-Bukairi'ye göre Yemen, ulusal kurumlarını yeniden kurması halinde Arap Yarımadası ile Afrika Boynuzu'nu birbirine bağlayan ve daha istikrarlı bir bölgesel düzenin oluşmasına katkıda bulunabilecek önemli bir kıyı devleti olabilir.
Yazar, Yemen devletinin yeniden inşasının artık yalnızca Yemenlileri ilgilendiren bir iç mesele olmadığını; Babülmendep'in güvenliği, uluslararası ticaret, Afrika Boynuzu ve Arap Yarımadası'nın güvenliğiyle doğrudan bağlantılı hale geldiğini ifade ediyor.
Bu nedenle Kızıldeniz'e yönelik uzun vadeli uluslararası bir stratejinin merkezinde Yemen devletinin, egemenliğinin ve ulusal güvenlik kurumlarının yeniden inşasının bulunması gerektiğini savunan Al-Bukairi, İran destekli Husilere karşı uluslararası alanda tanınan Yemen yönetiminin desteklenmesini de bu yaklaşımın bir parçası olarak görüyor.
Yazar ayrıca Husilerin Babülmendep'e doğru ilerleyerek bölgedeki krizi Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilimle bağlantılı hale getirmeye çalıştığını savunuyor. 10 Eylül tarihli Reuters haberinde de Husi güçlerinin Babülmendep çevresinde kontrol alanını genişletmeye çalıştığı ve Muha ile Zübab yönünde ilerlediği aktarılıyor. Ancak Babülmendep ile Hürmüz krizinin bilinçli biçimde birbirine bağlanmasının Husilerin stratejik hedefi olduğu değerlendirmesi Al-Bukairi'ye ait.
Al-Bukairi yazısını, geçmiş yılların Kızıldeniz'de yalnızca denizi korumanın krizi geçici olarak yönetmeye yaradığını gösterdiğini belirterek tamamlıyor. Yazara göre daha güvenli ve istikrarlı bir Kızıldeniz için önce bölge devletlerinin güvenliği, istikrarı ve kalkınması ele alınmalı.
Yemen açısından ise temel soru değişmiyor: Ülkeden bölgesel rolünü yeniden üstlenmesi istenmeden önce Yemen devleti yeniden kurulabilecek mi?
Kaynak: AlArabyAlJadeed