İsrail’in Suriye Saldırıları Türkiye’nin Konuşlanmasını mı, Suriye’nin Askeri Gücünü mü Hedefliyor?

İsrail’in Ebu Zuhur Askeri Havalimanı’na düzenlediği saldırı, yalnızca bir pistin hedef alınması olarak görülmüyor. Saldırı, Türkiye’nin Suriye’deki olası askeri varlığı ve Şam yönetiminin orduyu yeniden yapılandırma çabaları üzerinden yeni bir güç mücadelesini gündeme taşıdı.
israil-in-suriye-saldirilari-turkiye-nin-konuslanmasini-misuriye-nin-askeri-gucunu-mu-hedefliyor.jpg

19.08.2026 - 17:17  |  Son Güncellenme:  19.08.2026 - 17:29

İsrail’in salı günü şafak vakti İdlib’in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Havalimanı’nı hedef alan hava saldırıları, henüz hizmete girmemiş bir üsteki yenileme çalışmalarının sürdüğü pistin vurulmasından ibaret değildi. Saldırının doğrudan askeri etkisi sınırlı kalırken herhangi bir can kaybı da yaşanmadı. Ancak saldırının taşıdığı siyasi mesajlar, geride bıraktığı fiziksel yıkımdan çok daha büyüktü.

Beşşar Esed

Devrik Beşşar Esed rejiminin düşmesinin üzerinden henüz iki yıl bile geçmeden ve yeni Suriye yönetimi devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye yönelik uzun soluklu bir sürece girmişken, aynı sorular bir kez daha gündeme geliyor: Suriye hâlâ bölgesel ve uluslararası güçlerin birbirlerine mesaj gönderdiği bir saha mı, yoksa kendi kararlarını alan, çıkarlarını ve ittifaklarını kendisi belirlemeye çalışan bir aktöre mi dönüşüyor?

Ebu Zuhur saldırısı bu soruya kesin bir yanıt vermeyebilir ancak tartışmayı yeniden gündeme taşıyor.

Ebu Zuhur saldırısı neden bu kadar dikkat çekti?

Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askeri Havalimanı, İdlib, Halep ve Hama kırsallarını birbirine bağlayan stratejik bir noktada yer alıyor. Üs, son aylarda Suriye hükümetinin yeniden hizmete kazandırmaya çalıştığı askeri tesislerden biriydi. Bu çalışmalar, devrik rejimin düşmesinin ardından İsrail’in geniş çaplı saldırılarıyla ağır hasar gören Suriye’nin askeri altyapısını yeniden inşa etmeye yönelik daha kapsamlı bir projenin parçası olarak yürütülüyordu.

Dikkat çeken nokta ise havalimanının henüz hizmete girmemiş ve aktif hava operasyonlarında kullanılmıyor olmasıydı. Bu durum, neden özellikle Ebu Zuhur’un hedef seçildiği sorusunu beraberinde getirdi.

Öte yandan, Al-Araby Al-Jadeed’in saldırıdan birkaç saat önce bir Türk askeri heyetinin havalimanını ziyaret ettiğine ilişkin yayımladığı bilgiler, operasyonun asıl hedefi hakkındaki tartışmaları daha da büyüttü. Ankara söz konusu iddiayı resmi olarak yalanlarken, saldırı sırasında üste Türk askeri bulunduğuna dair bağımsız bir doğrulama da yapılmadı.

Bunun üzerine iki soru öne çıktı: İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde olası bir askeri konuşlanma girişimini mi hedef aldı? Yoksa Suriye’nin kendi askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yönelik daha kapsamlı bir mesaj mı vermek istedi?

İsrail’in tekrarlayan saldırı modeli

Ebu Zuhur’da yaşananları daha geniş gelişmelerden bağımsız değerlendirmek güç. İsrail, son iki yılda Suriye’de yeniden yapılanma programlarıyla ya da Suriye-Türkiye askeri işbirliğiyle ilişkilendirilen birçok askeri noktayı hedef aldı. Tedmur’daki T4 Hava Üssü ile Hama Askeri Havalimanı da bu noktalar arasında yer aldı.

Birçok saldırının, söz konusu üslere teknik veya askeri heyetlerin ziyaret gerçekleştirdiğine ya da bu tesislerde yeni geliştirme projelerinin gündemde olduğuna yönelik haberlerin ardından gelmesi de dikkat çekti.

Bu nedenle bazı analistler, Ebu Zuhur saldırısının bombardıman gecesi havalimanında ne bulunduğundan çok, üssün gelecekte neye dönüşebileceğiyle ilgili olduğu görüşünde. Başka bir ifadeyle İsrail’in izlediği stratejinin bir ayağını, yeni askeri gerçekliklerin sahada tamamen oluşmasını beklemek yerine daha şekillenme aşamasındayken engellemek oluşturuyor.

Türk askeri varlığından Suriye ordusunun yeniden inşasına

İsrail’in açıklamalarında doğrudan Türkiye boyutu öne çıkarıldı. İsrail Başbakanlık Ofisi, Türk güçlerinin Suriye’nin kuzeyindeki bir hava üssüne konuşlanma ihtimaline ilişkin kaygılarını dile getirerek bunun İsrail’in güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu savundu.

Ancak son iki yıldaki gelişmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde daha geniş bir tablo ortaya çıkıyor.

Devrik Esed rejiminin düşmesinin ardından İsrail, Suriye’ye yönelik en kapsamlı askeri saldırı dalgalarından birini başlattı. Havalimanları, savaş uçakları, hava savunma sistemleri ve silah depoları hedef alınırken, saldırıların gerekçeleri Suriye’deki siyasi ve askeri tablonun değişmesine paralel olarak farklılaştı.

Türk araştırmacı Ahmet Uysal’ın verilerine göre İsrail’in gerekçeleri, Esed döneminde silahların Hizbullah’a aktarılmasını engelleme ve İran’ın nüfuzuyla mücadele söyleminden, rejimin düşmesinin ardından Suriye’nin askeri kapasitesini yeniden oluşturmasını engelleme ve Türkiye’nin etkisini sınırlama söylemine kaydı.

Suriye’nin askeri altyapısının yeniden inşasıyla ilişkilendirilen çok sayıda noktanın hedef alınması da bu değerlendirmeyi güçlendiriyor. Şam yönetiminin pilot eğitim programlarını yeniden başlattığı ve bazı askeri tesisleri kademeli olarak yeniden faaliyete geçirdiği bir dönemde bu saldırılar devam ediyor.

Rakamlar sahadaki tabloyu ortaya koyuyor

Veriler, devrik rejimin düşmesinin ardından Suriye’de yaşanan dönüşümün ve İsrail’in ülkedeki askeri faaliyetlerinin boyutunu ortaya koyuyor.

Suriye TV’nin derlediği ve doğruladığı verilere göre, 8 Aralık 2024’ten Ağustos 2026’nın ortasına kadar Suriye topraklarına 480’den fazla İsrail hava saldırısı düzenlendi. Aynı dönemde İsrail güçleri Suriye topraklarında yaklaşık 900 kara ihlalinde bulundu.

Ayrıca gözlemciler, araştırma merkezleri, Birleşmiş Milletler ve farklı izleme kuruluşları yalnızca 2026’nın ilk yarısında yaklaşık 1298 ihlal kaydetti. Bunlar arasında hava ve kara operasyonları, baskınlar, kaçırma olayları, sivillerin alıkonulması ve Suriye topraklarındaki İsrail askeri noktalarının genişletilmesi yer aldı.

Bu rakamlar birbirinden bağımsız birkaç olaydan ziyade, Suriye’nin 20 ayı aşkın süredir karşı karşıya olduğu yeni güvenlik tablosunu ortaya koyuyor. İsrail’in operasyonları, güneydeki geleneksel temas hatlarından çok daha uzak bölgelere kadar giderek genişliyor.

Şam siyasi yolu tercih ediyor

Şam yönetimi ise şimdiye kadar farklı bir yol izlemeyi tercih etti.

Suriye hükümeti son aylarda İsrail’in tekrarlanan hava saldırıları ve kara ihlallerine rağmen doğrudan askeri bir çatışmaya sürüklenmekten kaçındı. Şam’ın açıklamalarında diplomatik kınamalar ve uluslararası mekanizmalar üzerinden girişimlerde bulunulması öne çıktı.

Öte yandan, geçtiğimiz dönemde ABD arabuluculuğunda çeşitli müzakere ve dolaylı temaslar gerçekleştirildi. Birden fazla kaynak, taraflar arasında gerilimi azaltmayı ve karşılıklı tırmanmayı önleyecek güvenlik düzenlemelerini yeniden hayata geçirmeyi amaçlayan beş tur görüşme yapıldığını aktardı.

Suriye açısından bakıldığında, siyasi ve güvenlik kanalları açık tutulmasına rağmen saldırıların devam etmesi, diplomatik mesajlar, arabuluculuk girişimleri veya mevcut güvenlik kanalları üzerinden ele alınabilecek meselelerde neden askeri güce başvurulduğu sorusunu gündeme getiriyor.

Şam yönetimi aynı zamanda, rejimin Suriyelilere karşı yürüttüğü savaş yıllarında ülkeyle özdeşleşen görüntünün yerine farklı bir Suriye imajı oluşturmaya çalışıyor. Yeni yönetim kendisini bölgede yeni cepheler açmaya çalışan bir taraf olarak değil, istikrarı sağlamayı, yeniden yapılanmayı ve devlet kurumlarını ayağa kaldırmayı hedefleyen bir aktör olarak konumlandırıyor.

Suriye’nin tepkilerinde siyasi, hukuki ve diplomatik yolların öne çıkması da bununla açıklanabilir. Şam ayrıca İsrail’in Suriye egemenliğine yönelik ihlallerine karşı Arap ülkelerinin yanı sıra bölgesel ve uluslararası aktörlerin desteğini sağlamaya çalışıyor.

Washington iki müttefiki arasındaki gerilimi önlemeye çalışıyor

ABD ise Ebu Zuhur saldırısının daha geniş çaplı bir krize dönüşmesini önlemeye çalışan bir tutum sergiledi.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve aynı zamanda Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail, Türkiye ve Suriye arasında doğrudan bir sürtüşmenin önüne geçecek bir mekanizma kurulması için çalışıldığını açıkladı. Barrack ayrıca Ankara’ya saldırı öncesinde herhangi bir bildirim yapılmadığını belirterek, Türkiye’nin kuzeye doğru ilerleyen uçakları tespit ettiğini ve gelişmeler farklı bir yönde ilerleseydi bunun başka bir tepkiye yol açabileceğini söyledi.

Barrack’ın açıklamaları, Washington’ın iki önemli müttefiki olan Türkiye ile İsrail’in Suriye sahasında doğrudan karşı karşıya gelme ihtimalinden duyduğu endişenin boyutunu da ortaya koyuyor.

Mesele bir havalimanından daha büyük

Sonuç olarak Ebu Zuhur saldırısı, füzelerle tahrip edilen ve ardından yeniden onarılabilecek bir pistten ibaret olmayabilir. Yaşananların anlamı bundan çok daha geniş görünüyor.

Asıl mesele, devrik rejimin Suriyelilere karşı yürüttüğü savaşın ardından şekillenen yeni Suriye’nin nasıl bir ülkeye dönüşeceği, askeri ve siyasi olarak neleri yeniden inşa etmesine izin verileceği ve Suriye devletinin farklı güçlerin çatıştığı bir saha olmaktan çıkıp kendi kararlarını, kurumlarını ve ilişkilerini belirleyen bir aktöre dönüşüp dönüşemeyeceğiyle ilgili.

Bu nedenle asıl soru belki de “Ebu Zuhur Havalimanı neden bombalandı?” değil.

Asıl soru şu: Suriye bugün kendisini bölgesel istikrarın bir ortağı olarak kabul ettirebilecek mi, yoksa diğer aktörlerin mesajlarını verdiği ve hesaplaşmalarını sürdürdüğü açık bir saha olarak kalmaya devam mı edecek?

Kaynakça : Syria TV