İsrail'in Suriye Projesi: Şam'ın Elindeki Kozlar Neler?

Abu Dabi’den Paris ve Amman’a uzanan gizli temaslar, Esad sonrası Suriye ile İsrail’i 1974 anlaşması ekseninde kritik bir müzakere sürecine taşıdı. Şam yönetimi toprak bütünlüğü ve İsrail’in çekilmesini talep ederken, Tel Aviv güvenlik garantileri ve Güney Suriye’deki askerî varlığını genişletmeyi hedefliyor.
israil-in-suriye-projesi-sam-in-elindeki-kozlar-neler.png

01.09.2026 - 12:38  |  Son Güncellenme:  01.09.2026 - 12:52

Abu Dabi ve Bakü'de gizlice başlayan, ardından Paris'e taşınan ve nihayetinde Amman'da bir toplantıyla süren aylarca süren temasların ardından, Suriye-İsrail müzakereleri 1974 anlaşmasını yeniden hayata geçirme yolunda kritik bir sınav aşamasına girdi. Bu süreç, Şam'ın talepleri ile Tel Aviv'in koşulları arasındaki derin uçurumu gözler önüne seriyor.

Şam, egemenliğini pekiştirmeyi ve İsrail'in Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından ele geçirdiği mevzilerden çekilmesini talep ediyor. Tel Aviv ise Suriye ordusu ve onun bölgesel ilişkileri, özellikle de komşu Türkiye ile ilişkileri konusunda güvence istiyor.

ABD'nin rolü ve Suriye'nin iç dinamiklerindeki karmaşıklıklar arasında, iki taraf arasındaki ilişkilere yeni bir çerçeve çizebilecek bir anlaşmaya ulaşma ihtimali şekilleniyor. Peki müzakereler nereye kadar ilerledi? Başarı için hangi koşullar gerekiyor? Suriye devletinin İsrail projesine karşı elinde hangi araçlar var?

Esed'in devrilmesinin ardından Suriye yeni bir sınavla karşı karşıya

Siyaset araştırmacısı Ahmed Tuame, yeni Suriye devletinin eski rejimin çöküşünün hemen ardından İsrail'in ülkenin dört bir yanındaki askerî mevzileri bombalaması kararıyla şaşkınlık içinde karşılaştığını belirtti. Tuame, yeni Suriye yetkililerinin bu gelişmelere temkinli ve ölçülü bir tutumla yaklaştığını ve zamanla dış politikalarının temelini oluşturan bir dizi kanaate ulaştığını vurguladı.

Şam uluslararası toplumu nasıl rahatlatmaya çalışıyor?

Tuame'ye göre İsrail, Suriye'ye yaklaşımında üç temel varsayımdan hareket ediyor. Bu tespitlerden yola çıkan yeni Suriye dış politikası ise bir dizi öncelik belirledi; bunların başında uluslararası kamuoyuna yeni yönetimin siyasal İslam projesi ya da cihatçı bir hareket olmadığını kanıtlamak geliyor.

Şam aynı zamanda Körfez ülkelerinden ABD'ye uzanan geniş bir yelpazede çeşitli uluslararası ve bölgesel aktörlerle iletişim kanalları açmaya odaklandı. Tuame'ye göre Washington da bölgedeki çıkarlarının —ister İran meselesinde ister bölgesel istikrar açısından olsun— Şam ile bir uzlaşıyı zorunlu kıldığını fark etti.

Araştırmacı, Suriye dış politikasının artık savaştan kaçınmayı, ekonomik ve sosyal koşulları iyileştirmeyi ve farklı taraflara açılmayı ön plana çıkardığını, bununla birlikte ulusal sabiteler konusunda taviz verilmediğini vurguluyor. İsrail doktriniyle başa çıkma meselesinde ise Tuame, iç cepheyi güçlendirmenin ve hem içeride hem dışarıda ittifaklar kurmanın hayati önem taşıdığını söylüyor. Ona göre İsraillilerle doğrudan görüşmeler, Suriyelilerin çıkarına hizmet ettiği ve 1974 anlaşmasına bağlılık korunduğu sürece başlı başına bir sorun teşkil etmiyor.

Siyasi güvenceler yeterli mi?

Siyasi yazar Mudhar ed-Dubeys ise Suriye'nin İsrail üzerinde doğrudan büyük bir etki gücüne sahip olmadığını, asıl belirleyicinin kendi iç durumu olduğunu savunuyor. Dubeys, Suriye'deki herhangi bir iç hatanın hızla İsrail'in kullanabileceği bir pazarlık kozu ya da ülke içinde kaos ve fitnenin kapısını aralayan bir zemine dönüşebileceğini belirtti.

Dubeys'e göre Suriye'nin siyasal İslamdan uzaklaştığına dair söylem bazı uluslararası çevrelerde karşılık bulabilir; ancak bu, Suriyelileri ikna etmeye yetmez. Suriyeliler, devletin "tebaa devleti" anlayışından "sosyal refah devleti" anlayışına geçişini somut davranışlarla görmek istiyor. Bu dönüşümün yeni Suriye devletinin inşasında kilit bir etken olduğunu vurgulayan Dubeys, bu eksikliğin İsrail'in istismar ettiği bir zayıflık noktası oluşturduğunu düşünüyor.

Tüm Suriyelileri kucaklayan tutarlı bir ulusal projenin ve refah devleti anlayışının hayata geçirilmesinin, daha dengeli ve baskılara dayanıklı bir dış politika oluşturmanın temel yolu olduğunu ifade eden Dubeys, ittifaklar meselesinin Suriye siyasetinde belirleyici bir unsur olmayı sürdüreceğini de vurguluyor. Şam'ın kurtuluş sürecinin başında bölgesel güç çatışmalarına sahne olmayacağını ilan ettiğini hatırlatan Dubeys, Ebu Zuhur Havalimanı'nın bombalanmasının bu ilkeyi ihlal ettiğini ve Suriye'yi yeniden bölgesel hesaplaşmaların arenasına dönüştürebilecek bir konuma sürüklediğini söylüyor.

Dubeys bu bağlamda Türkiye ile dostane ilişkilerin iki ülkenin çıkarlarının örtüştüğü anlamına gelmediğini de hatırlatarak, bağımlılık değil eşitlik ve karşılıklı çıkar temelinde ittifaklar kurulması çağrısında bulunuyor. Suriye'nin İsrail'le tek başına yüzleşme kapasitesine sahip olmadığını da belirten Dubeys, bu nedenle ittifakların niteliğini ve kurulma biçimini yeniden sorgulamanın zorunlu olduğunu söylüyor. Doğrudan müzakerelere taviz vererek girilmesinin istikrarı garanti etmeyeceği konusunda da uyarıda bulunan Dubeys, Tel Aviv'in taleplerine bu şekilde boyun eğmenin birbirini izleyen tavizler zincirinin önünü açabileceğini vurguluyor.

İsrail, Suriye'nin güneyindeki faaliyetlerini genişletiyor

Ulusal Üniversite Siyaset Bilimleri Fakültesi Dekanı Abdullah el-Es'ad ise İsrail'in Suriye'deki hareketlerini anlamak için güvenlik ve askerî boyuta odaklanmak gerektiğini söylüyor; zira ona göre bu boyut, İsrail'in bölgeye yaklaşımının temelini oluşturuyor. Es'ad, İsrail'in kendisini Orta Doğu'da geniş nüfuza sahip bir askerî güç olarak konumlandırdığını ve bölgede yeterli bir caydırıcılıkla karşılaşmaksızın hava saldırıları düzenlediğini belirtti.

Es'ad'a göre İsrail, stratejik derinlik sorunuyla boğuşuyor ve bu derinliğin taktik düzeyde bile yeterli bir savunma güvencesi sağlamadığını düşünüyor. Suriye'nin erken uyarı olmaksızın İsrail'in iç bölgelerine ulaşabilecek konvansiyonel silahlara sahip olması, İsrail'i coğrafi denklemi değiştirmeye itiyor. Bu doğrultuda Tel Aviv, tampon bölgelere ve ötesine doğru ilerleyerek Tel Batu'l-Verda gibi stratejik mevziler ile çevresindeki ovalık alanları kontrol altına almaya çalışıyor.

Es'ad, bu ilerlemenin amacının İsrail'e daha geniş bir güvenlik ve savunma alanı sağlayacak yeni bir harekât sahası açmak olduğunu söylüyor. İsrail'in şu an için geniş çaplı doğrudan bir saldırı başlatmadığını, bunun yerine olası bir gelecek hamlesi için saha koşullarını hazırladığını vurguluyor. Bu hazırlıklar arasında İsrail'in kontrolündeki mevzileri birbirine bağlayan boylamasına ve enlemesine yolların inşası ile işgal altındaki Suriye Golan'ında "dayanak noktaları" oluşturulması yer alıyor.

İsrail'in hareketleri yalnızca sahada kalmıyor; Tel Aviv aynı zamanda tampon bölgenin gerisinde gelişmiş bir mühendislik altyapısı kurmayı da hedefliyor. Es'ad, bu altyapının siber güvenlik kapasitesini artırmayı, hedefleri hassas biçimde tespit etmeyi ve güney bölgede geniş çaplı elektronik harp ile sinyal karıştırma yeteneklerini geliştirmeyi amaçladığına dikkat çekiyor.

Kaynak: AlAraby TV