İsrail'in Gazze'yi "Getto"laştırma ve Sürgün Stratejisi
02.10.2026 - 11:46 | Son Güncellenme: 02.10.2026 - 11:46
Son dönemde İsrailli bakan ve yetkililerin Gazze Şeridi halkının sürülmesine ilişkin açıklamaları giderek tırmanan bir boyut kazandı; bu açıklamalar artık 27 Ekim'de yapılması planlanan Knesset seçimlerine yönelik propagandanın çok ötesine geçiyor. Son iki aydır bu tür ifadeler âdeta rutin hâle geldi; İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından defalarca dile getirilen bu açıklamalar, Gazze halkının sürülmesi ve bölgenin geriye kalan kısmının işgal edilmesiyle ilgili.
Smotrich'in 26 Eylül'de yaptığı son açıklamalar, sürgün planlarının varlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Smotrich, işgalci İsrail devletinin üç yıldır sürdürdüğü soykırım sonucu yıkıma uğrayan Gazze Şeridi'nin yeniden imarına dair Filistinlilerin umudunu söküp atmaya çalıştıklarını söyledi; amaç ise halkı zorla göçe sürüklemek. Smotrich'e göre "Gazze halkını sürmenin en önemli anahtarı, bölgenin bir gün yeniden inşa edileceğine dair umutlarını yok etmektir."
Buna karşılık Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi'nin yayımladığı bir rapor, İsrail'in Gazze'yi "dünyanın en büyük açık hava hapishanesi"nden "tarihin en büyük gettosu"na dönüştürdüğünü vurguladı. Rapora göre iki milyondan fazla Filistinli, benzeri görülmemiş çifte bir ablukanın baskısı altında tecrit ediliyor: Bir yandan şeridin yaklaşık yüzde 70'lik kısmının askerî olarak ele geçirilmesiyle halk zorla yığılmaya ve evlerinden mahrum bırakılmaya itiliyor, diğer yandan geçiş noktalarının boğucu biçimde kapatılmasıyla en temel hayatta kalma ihtiyaçlarının bile girişi sistematik olarak engelleniyor.
Rapor, İsrail'in hukuk dışı askerî kontrol ve erişim kısıtlaması uyguladığı alanın, şeridin toplam yüzölçümünün yaklaşık yüzde 70'ine kadar genişlediğini belirtti; bu alan, "sarı hat" adı verilen çizginin gerisindeki askerî konuşlanma noktalarını da aşarak yerleşim bölgelerinin derinliklerine kadar sızmış durumda. Gözlemevi, Gazze'nin "tarihteki en büyük getto" olarak nitelendirilmesinin, bölgenin benzeri görülmemiş demografik ve mekânsal gerçekliğinden kaynaklandığını vurguladı ve İsrail'in iki milyondan fazla insanı, şeridin yüzölçümünün yalnızca yüzde 30'unu oluşturan tükenmiş bir coğrafi alana zorla sıkıştırdığını, böylece dünyadaki en yüksek nüfus yoğunluğunu yarattığını kaydetti.
Propaganda ve Gazze'de gerçek planlar
Hamas Siyasi Büro Üyesi Abdülcebbar Said, Filistinlilerin sürülmesine dair tekrarlanan İsrail açıklamalarının, özellikle seçim dönemi ve sağ kesim içi rekabet bağlamında İsrail'in siyasi propagandasına hizmet ettiğini, ancak bunun yalnızca seçim propagandasıyla sınırlı kalmadığını, hâlen devam eden gerçek bir tehlikeyi ve planı yansıttığını belirtti.
Said, Gazze Şeridi'nde sürgün hayaletinin hâlâ varlığını koruduğunu, bunun eş zamanlı olarak hem şeritte hem de Batı Şeria'da sahada alınan önlemlerle birlikte Filistinlileri göçe ve ayrılmaya zorlama amacı taşıdığını söyledi. Batı Şeria bölgelerinin bölünmesi ve halkının Ürdün tarafındaki şehirlerle bağlantılandırılmasına dair tasarıları konu alan İsrail kaynaklı sızıntılara da dikkat çekti.
Abdülcebbar Said: Arap ülkelerinde iskân dayatma girişimlerine karşı direnmek zorunludur
Said, sürgünün Filistin davası, Filistin halkı ve onun kendi topraklarındaki varlığı açısından stratejik bir tehlike oluşturduğunu vurgulayarak, hareketinin bu plana siyasi, insani ve sahadaki çalışmalarla karşı koyacağını belirtti. Bununla birlikte sürgün planlarının hedefinde olan ülkeleri, başta Ürdün olmak üzere, bu plana karşı kararlı biçimde durmaya çağırdı.
Said, Filistinli mültecilerin hakları ve davasını korumak adına Arap ülkelerinde iskân dayatma girişimlerine her türlü direnişin zorunlu olduğunu vurgularken, aynı zamanda Filistinlilerin gerek Filistin topraklarında gerekse mülteci kamplarında ve dışarıda bulundukları her yerde insani haklarının ve onurlarının korunması gerektiğinin altını çizdi.
Hamas Siyasi Büro üyesi, hareketin Filistin güçleri, siyasi taraflar, devletler ve uluslararası kuruluşlarla koordinasyon içinde sürgüne karşı duruşu güçlendirmeye çalıştığını, bununla birlikte içeride ve sürgün planlarının hedefinde olabilecek komşu ülkelerde yaşayan Filistin halkıyla da temas hâlinde olduğunu söyledi.
Eylem planı
Yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim ise sürgünün İsrail sağı için gerçek bir eylem planı niteliği taşıdığını belirtti. Bu fikrin tarihsel olarak art arda gelen İsrail hükûmetlerinin gündeminde yer aldığını, ancak Gazze'ye yönelik savaşla birlikte çok daha derinleştiğini vurguladı.
İbrahim, geçtiğimiz dönemde bir dizi İsrailli bakan ve yetkilinin, şerit içindeki sürekli yerinden edilme süreçleriyle eş zamanlı olarak Filistinlilerin Gazze'den sürülmesine ilişkin planlar ortaya attığını söyledi. Yaşananların, savaştan kaynaklanan zorunlu yerinden edilmeyi kalıcı bir Filistin göçüne dönüştürme girişimi bağlamında gerçekleştiğini değerlendirdi. İşgalci devletin savaş boyunca bazı Asya ve Afrika ülkelerini Filistinlileri kabul etmeleri yönünde baskı altına almaya çalıştığını, daha önceki dönemlerde de Filistinlilerin şeritten çıkışı için koridorlar açılmasına dair fikirlerin gündeme geldiğini belirtti ve bu önerilerin, kendi değerlendirmesine göre savaşın siyasi hedeflerinden bağımsız olmadığını vurguladı.
Mustafa İbrahim: Yaşananlar, savaştan kaynaklanan zorunlu yerinden edilmeyi kalıcı bir Filistin göçüne dönüştürme girişimi bağlamında gerçekleşiyor
Yazar ve siyasi analist, özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın şerit nüfusunun büyük bölümünün tahliyesi fikrini ortaya atmasının ardından, Mısır ve Ürdün'ün sürgüne karşı duruşunun, bu planlara karşı koymada uluslararası tepkilerle birlikte önemli bir unsur oluşturduğunu belirtti. İbrahim, işgalci devletin uluslararası ret baskısı altında, sürgüne dair açık söylemden "gönüllü göç" ve "güvenli çıkış" gibi terimlere geçtiğini, farklı kurum ve derneklerin Filistinlilerin şeritten çıkışını kolaylaştırmaya yönelik girişimlerde bulunduğunu söyledi. Bu arada bazı Filistinlilerin savaşın ağır koşullarından kurtulmak amacıyla gerçekten ayrılmak zorunda kaldığını da ekledi.
Gazze'deki Hükûmet Medya Ofisi'nin geçtiğimiz Salı günü yayımladığı son verilere göre, işgal güçleri geçen yıl boyunca ateşkes anlaşmasını 5 bin 147 kez ihlal etti; bu ihlaller sonucunda bin 421 kişi hayatını kaybetti, 4 bin 983 kişi yaralandı, 198 vatandaş da gözaltına alındı.
Stratejik tercih
Araştırmacı ve İsrail konusunda uzman Ehab Cebarin ise sürgünün, henüz eksiksiz bir uygulama planına dönüşmemiş olsa da masada tutulan bir İsrail stratejik tercihi hâline geldiğini belirtti. Sürgünün bir siyasi hedef olarak ortaya konulması ile sahada uygulanabilir, hazır bir programın varlığı arasındaki farkın mutlaka gözetilmesi gerektiğini vurguladı.
Cebarin, İsrail seçimlerinin sürgün fikrini doğurmadığını, ancak bu fikrin sağ kamp içindeki siyasi rekabetin bir konusu hâline gelmesine katkıda bulunduğunu söyledi. Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben Gvir'in bu bağlamda, bir göç bakanlığı kurulmasını ve Filistinlilerin belirli yıllar içinde Gazze'den çıkarılması için hedef sayılar belirlenmesini içeren bir seçim vizyonu sunduğunu hatırlattı.
Araştırmacı, İsrail'in hâlihazırda "gönüllü göç" adı verilen konuyla ilgilenen bir müdürlük kurduğunu, bu müdürlüğün Filistinlilerin kara, deniz ve hava yoluyla çıkışına ilişkin düzenlemeleri ele aldığını belirtti. Ancak bu müdürlüğün faaliyetinin, Filistinlileri kabule hazır ülkelerin bulunmaması ve planın uygulanması için gerekli siyasi mutabakatların yokluğu nedeniyle sekteye uğradığını açıkladı.
Cebarin, planın "dondurulduğu" ancak iptal edilmediği yönündeki söylemin kritik bir dönüm noktası oluşturduğunu, özellikle İsrailli yetkililerin bu plana geri dönülebileceğine dair açıklamalarını sürdürmesiyle birlikte bu durumun önem kazandığını belirtti. Uygulamanın önündeki engelin lojistik değil siyasi ya da diplomatik olarak sunulmasının, İsrail'in bu dosyada salt ideolojik bir söylemden kurumsal bir kapasite inşa etme girişimine geçtiği anlamına geldiğini vurguladı. "Gönüllü göç" kavramının, halka şeridi terk etmeyi öneren tarafın aynı zamanda orada kalmayı son derece zorlaştıran koşulları da kontrol eden taraf olması durumunda çok daha karmaşık bir hâl aldığını belirtti. Meselenin yalnızca evlerin yıkılmasıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda okulların, iş imkânlarının, hastanelerin, ekonomik altyapının ve temel hizmetlerin de felç edilmesiyle ilgili olduğunu sözlerine ekledi.
Kaynak: Al-Araby Al-Jadeed