İsrail Cezaevlerinde Doğum Yapan Filistinli Anneler ve Hikayeleri
03.10.2026 - 09:34 | Son Güncellenme: 03.10.2026 - 09:58
Bir annenin çocuğunu kucağına alarak kendisini güvende hissetmesi gereken bir anda, serbest bırakılan Filistinli esir Semer Sabih, elleri doğum yatağına kelepçeli halde doğum sancıları çekiyordu. O anlarda çevresinde ailesi ve yakınları değil, cezaevi duvarları ve sıkı güvenlik önlemleri vardı. Yeni doğacak bebeği ise annesinin seçmediği bir yerde ilk kez dünyaya gözlerini açmaya hazırlanıyordu.
Gazze Şeridi’ndeki Filistin Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyeti Genel Müdürü Hasan Kuneyta, 1967’den bu yana 10 Filistinli kadının İsrail cezaevlerinde çocuk dünyaya getirdiğini söyledi. Haberde ayrıca 14 Eylül 2026’da Damon Cezaevi’nde doğum yapan Dana Cude’nin vakasına da yer veriliyor.
Sabih, İsrail Yüksek Mahkemesinin bebeğini elleri kelepçeli halde dünyaya getirmesine hükmettiğini belirtti. Tutukluluk koşullarındaki hareket kısıtlılığı ve yetersiz beslenmenin de normal doğum yerine sezaryenle doğum yapmak zorunda kalmasına yol açtığını anlattı.
Hamileliği ve doğumu sırasındaki koşulları, “Bebeğim için hiçbir yardım ya da sağlık hizmeti alamadım. Yemekler de daha iyi değildi.” sözleriyle anlatan Semer, bazı öğünlerde hamamböcekleri bulunduğunu ve böcekleri ayıklayarak kalan yemeği yemek zorunda kaldığını söyledi.
Sabih, doktorun doğum odasına girdiği anı da hatırlayarak askerlere, “İkisi de ‘sabotajcı’ olan bir anne ile çocuğuna nasıl ameliyat yapacağım?” dediğini duyduğunu aktardı.
İsrail makamlarının avukatının sağlık durumunu kontrol etmek üzere yanına girmesine izin vermediğini belirten Sabih, doğumdan sonra bebeğini kucağına almasına ve bebeğin kıyafetlerinin bulunduğu çantayı almasına da izin verilmediğini ifade etti.
66 gün süren sorgu
Semer Sabih, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cebeliya Mülteci Kampı’nda büyüdü. Bölgedeki okullarda eğitim gördükten sonra İslam Üniversitesinde İslami İlimler eğitimi aldı. Mezuniyetinin ardından evlenerek Batı Şeria’ya taşındı ancak yeni hayatı uzun sürmedi.
İsrail ordusu, 29 Eylül 2005’te Sabih’in Tulkerim’de yaşadığı evi askeri araçlar ve polis köpekleriyle kuşatarak onu gözaltına aldı. Sabih o sırada hamileliğinin ilk aylarındaydı.
Sabih, evinden uzaktaki ahşap bir yapıda ilk sorguya alındığını anlattı. Silahla tehdit edilmesine rağmen çıplak aranmayı reddettiğini, kadın askerlerin getirilmesinin ardından arandığını belirtti. Hamile olduğunu söylemesine rağmen elleri ve ayakları bağlandı, gözleri kapatıldı ve bir İsrail askeri kampına götürüldü. Burada yaklaşık yarım saat süren ilk sorgudan geçirildi.
Sabih, yüksek tansiyon, baş dönmesi ve mide bulantısı yaşamasına rağmen yeterli gıda, su ve sağlık hizmetinden yoksun biçimde 66 gün sorguda tutulduğunu söyledi. Daha sonra üç yıl hapis cezasına çarptırıldı; cezanın iki yıl sekiz aylık bölümünü çektikten sonra Aralık 2007’de serbest bırakıldı.
Korku ve dua arasında hamileliğini tamamlayan Sabih, 30 Nisan 2006’da ilk çocuğu Bera’yı sezaryenle İsrail’deki Meir Hastanesinde dünyaya getirdi.
Silah gölgesinde doğum
Semer Sabih’in yaşadıkları tek örnek değil. Serbest bırakılan Filistinli esir Semiha Ahmed Hamdan da çocuğunu tutukluyken dünyaya getirdi.
Semiha Hamdan, 23 Haziran 1981’de hamileliğinin yedinci ayında gözaltına alındı. O sırada oğlu henüz 10 aylıktı.
1961’de Kuveyt’te doğan Semiha, burada büyüdü ve evlendi. Daha sonra Amman’a, ardından Batı Şeria’ya taşındı. İsrail askerleri evini bastığında yaklaşık bir buçuk yıldır Batı Şeria’da yaşıyordu.
Hamdan, yaklaşık 50 askerin evine baskın düzenlediğini ve kocası ülke dışındayken kendisini hamileliğinin yedinci ayında gözaltına aldığını anlattı. Böylece dört yıl sürecek tutukluluk dönemi başladı.
Hamdan, askerlere hiçbir şey yapmadığını söylediğini, askerlerin ise meselenin kocasıyla ilgili olduğunu ve kocası gelirse kendisinin serbest bırakılabileceğini söylediğini aktardı. Hamdan, kocasının ülke dışında bulunduğunu ve gelemeyeceğini askerlere bildirdi.
Gözaltı ve sorgu koşullarını ağır olarak nitelendiren Hamdan, 10 gün içinde yaklaşık üç kilo verdiğini, hamile bir kadına uygun yiyecek sağlanmadığını ve üzerinde uyuduğu yatağın suyla ıslak olduğunu söyledi.
Tutuklanmasından yaklaşık bir buçuk ay sonra namaz kıldığı sırada doğum sancıları başladı. Gardiyana doğumunun yaklaştığını söyledi ancak gardiyanın kendisine yardım edemeyeceğini söylediğini aktardı.
Hamdan o anları, “İki asker kapının dışında nöbet tutuyordu. Üç kadın asker ise içeride sırayla beni gözetliyordu. Çok korkmuş ve gergindim. Doğal gerçekleşen doğum boyunca tetikteydim. Karşımda silahını tutan bir kadın asker duruyordu.” sözleriyle anlattı.
Doğum gününü hayatının en zor günlerinden biri olarak nitelendiren Hamdan, yanında annesi, kız kardeşi veya kendisine yardım edebilecek herhangi bir aile ferdinin bulunmadığını söyledi. Doğumdan sonra da kızının kendisinden alınmasından ya da başına bir şey gelmesinden korktuğunu, onu nasıl emzireceğini ve koruyacağını düşündüğünü anlattı.
Parmaklıklar ardındaki Saire
Hamdan daha sonra kızını yanına alarak Remle Cezaevi’ne götürüldü. Küçük kız, cezaevindeki Filistinli kadınlar için bir sevinç kaynağına dönüştü ve parmaklıklar ardında kaybolan hayattan bir parçayı yeniden içeri taşıdı.
Tutuklu kadınlar kızının adını sorduğunda Semiha, yaşadığı hikâyeyi yansıtan bir isim seçerek kızına Arapçada “İsyankâr” anlamına gelen Saire adını verdi.
Filistinli esirler konusunda araştırmalar yapan Hasan Abdürabbih, Damon ve Remle cezaevlerindeki hamile kadınların karşılaştığı ihlallerin gözaltına alındıkları andan itibaren başladığını söyledi.
Abdürabbih, hamile bir kadının alıkonulmasının tek başına kadının sağlığı, fiziksel ve psikolojik bütünlüğü ile ceninin güvenliği açısından ciddi riskler taşıdığını belirtti.
Sık sık yer değiştirme, cezaevi baskınları, saldırılar, psikolojik ve sinirsel baskı ile koğuş ve bölümlerde uygulanan baskı ve yıldırma politikalarının hamile kadınların yaşadığı sıkıntıları artırdığını ifade eden Abdürabbih, tutukluların “Busta” adı verilen nakil araçlarıyla taşındıkları ağır koşullara da dikkati çekti.
Bir eli ya da ayağı kelepçeli doğum
Abdürabbih’e göre hamile tutuklular doğum sırasında kadın gardiyanların doğrudan gözetimi altında tutuluyor. Bu durum kadınların psikolojik baskı ve korkusunu artırırken küçümseyici bakışların, aşağılayıcı ve kışkırtıcı ifadelerin de buna eşlik ettiği belirtiliyor.
Abdürabbih, gardiyanların kadınların doğum sancıları sırasında yaşadığı ağır fiziksel ve psikolojik durumu istismar ettiğini savundu.
Bazı Filistinli kadınların bir elleri veya ayakları kelepçeli halde doğum yapmak zorunda bırakıldığını belirten Abdürabbih, bunun insan onurunun ihlali olduğunu ve en temel ahlaki ve insani değerlerle bağdaşmadığını söyledi.
Bu duruma örnek olarak Dana Cude’nin yaşadıklarını gösterdi.
35 yaşındaki Dana Cude, altı ay idari tutukluluk altında tutuldu. İdari tutukluluk süresinin sona ermesine bir gün kala, 14 Eylül 2026’da Damon Cezaevi’nde kızını dünyaya getirdi.
Abdürabbih, yaşananların doğumla sona ermediğini, yeni doğum yapan kadınların sağlık ve beslenme desteğine, ayrıca kişisel ihtiyaç malzemelerine gereksinim duyduğunu söyledi.
Kötü beslenme, cezaevi kantininin kapatılması ve kadınların aileleriyle yeterli iletişim kuramamasının doğum sonrası dönemi daha da ağırlaştırdığına işaret eden Abdürabbih, normal şartlarda annenin iyileşmesi ve bebeğine bakım vermesi gereken bu dönemde sıkıntının daha da arttığını belirtti.
Cezaevlerinde doğan çocuklar
Gazze Şeridi’ndeki Filistin Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyeti Genel Müdürü Hasan Kuneyta’nın aktardığı tarihsel listede, İsrail cezaevlerinde doğum yapan 10 Filistinli kadın yer alıyor.
Listede ilk sırada, 18 Şubat 1972’de İsrail’deki Neve Tirza Cezaevi’nde kızı Nadia’yı dünyaya getiren Zekiye Şemmut bulunuyor.
Şemmut’u; Hanin’i dünyaya getiren Ümeyme el-Ağa, oğlu Vail’i dünyaya getiren Mirvet Taha, kızı Filistin’i dünyaya getiren Macide es-Selayime, Bera’yı dünyaya getiren Semer Sabih, oğlu Yusuf’u dünyaya getiren Fatma ez-Zek, Nur’u dünyaya getiren Menal Ganem, kızı Saire’yi dünyaya getiren Semiha Hamdan, Yaser’i dünyaya getiren Aişe el-Kürd ve Vatan’ı dünyaya getiren İntisar el-Kak izledi.
14 Eylül 2026’da kızını Damon Cezaevi’nde dünyaya getiren Dana Cude’nin vakası da bu listeye ekleniyor.
Bu çocuklardan bazıları daha sonraki yıllarda hayatını kaybetti. Fatma ez-Zek’in cezaevinde dünyaya getirdiği oğlu Yusuf ez-Zek, 12 Temmuz 2025’te Gazze’ye düzenlenen İsrail saldırısında 17 yaşındayken hayatını kaybetti. Aişe el-Kürd’ün cezaevinde doğan oğlu Yaser de 2014’te ailesinin evine düzenlenen saldırıda yaşamını yitirdi.
Haberde ayrıca hamileliğinin bir bölümünü İsrail cezaevinde geçiren Enhar ed-Dik’in durumuna da değiniliyor. Ed-Dik, hamileliğinin dokuzuncu ayında 2 Eylül 2021’de şartlı olarak serbest bırakıldı ve 9 Eylül 2021’de Ramallah’ta oğlunu dünyaya getirdi.
Kaynak: UltraFilistin