İsrail, ABD’nin İran’a Savaş Açmasına Bel Bağlıyor

Tel Aviv yönetimi, ABD’nin İran’a savaş açmasının artık olası olduğu değerlendirmesiyle diplomasi yerine askeri senaryoya odaklanıyor.
İsrail, ABD’nin İran’a Savaş Açmasına Bel Bağlıyor

06.02.2026 - 12:45  |  Son Güncellenme:  06.02.2026 - 13:03

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki son protesto dalgasını fırsat bilerek, Tahran yönetimine karşı açık bir şekilde tehditlerde bulunmasının ardından, İsrail koşulların artık kendisi lehine olgunlaştığı kanaatine vardı. 

Tel Aviv yönetimi, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük çatışmalar sırasında İran’a karşı başlattığı süreci tamamlamak için şimdi Washington’un Tahran’a yönelik kapsamlı bir askeri harekat başlatma ihtimaline bel bağlıyor. 

İsrail, 28 Aralık 2020’de İran’da başlayan protestolardan önce bile Tahran’a yönelik doğrudan tehditler savurmuş, ülkenin nükleer programını yeniden canlandırmasına ya da füze ve askeri kapasitesini toparlamasına izin vermeyeceğini açıkça ilan etmişti. 

Yılın başından bu yana ABD’nin İran’a yönelik söylemini sertleştirmesi ve tehdidin ciddiyetini göstermek amacıyla bölgeye büyük çaplı deniz ve hava unsurları göndermesi, İsrail’de “savaşın yakın olduğu” beklentisini güçlendirdi. 

İsrail’deki pek çok analist ve güvenlik uzmanı, artık ABD’nin İran’a karşı savaşının neredeyse kaçınılmaz olduğu görüşünde. Bu çevrelere göre tartışma, artık “savaş olacak mı?” sorusundan ziyade, ne zaman ve ne ölçekte olacağına odaklanmış durumda. 

Trump’ın çeşitli vesilelerle bu kez hedefin İran rejiminin devrilmesine kadar uzanabileceğini dile getirmesi, Tel Aviv’de geniş bir memnuniyet ve destekle karşılandı. 

Bu tablo, Washington ile Tel Aviv’de giderek pekişen ortak bir değerlendirmeye dayanıyor: Her iki başkent de İran rejiminin biriken krizlerle kuşatıldığı kanaatinde. 

Ekonomik koşulların kötüleşmesi (özellikle Eylül ayında BM yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girmesiyle derinleşmesi), art arda gelen protesto dalgaları, geçen yaz İsrail’in gerçekleştirdiği askeri saldırılar ve 7 Ekim 2023’ten bu yana İran’ın bölgedeki müttefik ağının zayıflaması, bu kanaati daha da güçlendirdi. 

Sonuç olarak Washington ve Tel Aviv’de, İran’a sert bir darbe indirmenin koşullarının artık olgunlaştığı yönünde ortak bir görüş hakim. Böyle bir hamlenin rejimi ciddi biçimde sarsabileceği, hatta devrilmesine yol açabileceği değerlendiriliyor. 

Bu nedenle mevcut gerilimi tırmandırma denkleminde de bir değişim yaşandı. Amaç artık yalnızca İran’ın nükleer programını ve füze kapasitesini hedef almakla sınırlı değil, doğrudan İran rejiminin kendisi hedef tahtasına yerleştirilmiş durumda.  

Her türlü anlaşmayı imkansız kılan koşullar 

İsrail’in ABD’nin İran’a savaş açması ihtimaline yönelik açık desteği, yalnızca söylemle sınırlı kalmadı. 

Bölgede geniş çaplı bir çatışma ihtimaline karşı yürütülen askeri hazırlıklarda ve Tel Aviv–Washington arasındaki askeri koordinasyonun artırılmasında somutlaştı. 

Buna paralel olarak İsrail, İran’dan gelebilecek herhangi bir saldırının “eşi görülmemiş” bir karşılıkla yanıtlanacağı yönünde sert uyarılar yaptı.

Netanyahu

Bu tehditlerin son örneği, geçen pazartesi günü Knesset’te konuşan Başbakan Binyamin Netanyahu’dan geldi. Netanyahu, İsrail’in operasyona hazır olduğunu vurguladı ve İran’a karşı kırmızı çizgilerini net biçimde ortaya koydu. 

Tel Aviv, ABD yönetimini İran’a karşı kapsamlı bir askeri saldırıya yönlendirme çabasını gizlemiyor ve böyle bir savaşta Washington’un doğrudan ortağı olacağını açıkça ilan ediyor.  

Bu ortaklığın, istihbarat paylaşımı, son çatışmalardan çıkarılan derslerin aktarılması ve gerekirse fiili askeri katılım şeklinde olacağı belirtiliyor. 

Bu çerçevede İsrail, geçtiğimiz günlerde Ankara’da Tahran ile Washington arasında olası müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gündeme gelmesi üzerine açık bir şekilde rahatsızlığını dile getirdi.  

Tel Aviv yönetimi, diplomatik seçeneğe kıyasla askeri yolu tercih ettiğini net biçimde ortaya koydu. 

İsrail, ABD’nin İran’a saldırılmasını bekliyor 

Bu yaklaşım, İsrail Kanal 12’nin askeri analisti Nir Dvori’nin sunumunda çarpıcı biçimde ortaya çıktı.  

Askeri kurumlara çok yakın olması nedeniyle fiilen ordunun “gayriresmi sözcüsü” olarak görülen Dvori, ana haber bülteninde ABD’nin İran’a savaş açmasının İsrail’in çıkarına olduğunu savundu ve Trump yönetimini bu yönde adım atmaya çağırdı. 

Dvori’ye göre son dönemde gerçekleşen üst düzey ziyaretler, örneğin Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Washington’a gitmesi, Askeri İstihbarat Başkanı Şlomi Binder’in teması ve Mossad Başkanı David Barnea’nın görüşmeleri rastlantı değil, koordineli bir kampanya niteliği taşıyor. 

Askeri analist, bu temasların amacının, İran’ın askeri ve füze kapasitesini yeniden inşa etmeye yönelik çabalarına dair İsrail’in bilgi ve analizlerini ABD’ye aktarmak ve Amerikan ordusunu saldırıya ikna etmek olduğuna da vurgu yaptı. 

Dvori, mevcut koşullar altında ABD’nin İran’a savaş açmasının “üstün stratejik çıkar” olduğunu savunarak, İsrail’in İran’la çatışmayı sürdürmek ve hatta belki de rejimi devirmek için bu "altın fırsatı" heba etmemesi gerektiğinin altını çizdi. 

Benzer bir değerlendirme Maariv gazetesi analisti Avi Aşkenazi’den geldi.  

Aşkenazi, Eyal Zamir’in Washington ziyaretinde Planlama Dairesi Başkanı Tümgeneral Hadi Zilberman’ın da yer almasını özellikle vurguladı.  

Zilberman’ın Pentagon’da güçlü ilişkileri bulunduğunu hatırlatan Aşkenazi, heyette yeni Hava Kuvvetleri Komutanı Omer Tisler ile Operasyonlar ve Dış İlişkiler (Tevel) Başkanı Amit Adler’in de yer almasının, İsrail ordusunun ABD’yi İran’a yönelik saldırıya yönlendirmeye verdiği önemi gösterdiğini belirtti. 

Savaş hedeflerine geniş destek 

İsrail, ABD’nin İran’a, gerek güç yoluyla gerek müzakereler aracılığıyla dayatmasını istediği koşulları net biçimde ortaya koydu, ancak tercihinin açıkça askeri seçenek olduğu görüldü. 

İsrailli yetkililere göre hükümet, saldırının gerçekleşmemesi karşılığında Washington’a bir dizi şart sundu ve bu şartlar büyük ölçüde İsrail’in talepleriyle örtüşüyor. 

Bu koşullar arasında, İran’ın elindeki 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesi, nükleer programın tamamen sonlandırılması, balistik füze üretim ve ihracat kapasitesinin sınırlandırılması yer alıyor. 

Aynı zamanda, Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler, Irak’taki Haşdi Şabi, Hamas ve Suriye’deki çeşitli milisler de dahil olmak üzere İran’ın bölgedeki müttefik ağına artık destek verilmemesi de talep ediliyor. 

Bu şartlar pratikte, İran’ın bölgedeki ABD–İsrail hegemonyasına tam boyun eğmesi anlamına geliyor ve klasik diplomatik çerçevenin ötesine geçen bir teslimiyet talebini yansıtıyor. 

Bu koşulların hayata geçirilmesi için İsrail açıkça askeri güce başvurmayı tercih ediyor. 

Söz konusu yaklaşım yalnızca hükümetle sınırlı değil, ana akım medya, önde gelen düşünce kuruluşları ve birçok etkili analist de askeri seçeneği “en etkili yol” olarak savunuyor. 

Bu isimlerden biri, daha önce Netanyahu’nun Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’nı yapan Yaakov Nagel, Maariv’de yayımladığı makalede ABD’yi İran’a askeri saldırıya çağırdı ve müzakerelere girilmesine karşı çıktı. 

Söz konusu makalesinde Nagel şu ifadelere yer verdi: 

“İran’ın nükleer altyapısının, balistik füzelerinin ve insansız hava araçlarının büyük bölümünü tahrip eden İsrail–ABD ortak harekatının ardından, İran’ın bu kapasitelere yönelik geniş çaplı yeniden inşa sürecine girdiği dikkate alındığında, ABD’nin yanlışlıkla müzakerelere girmeye karar vermesi durumunda, gelecekteki herhangi bir müzakere için tek bir hedef kalıyor. Bu hedef, geriye kalan veya yeniden inşa edilen her şeyin tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Artık zaman kazanmaya dayalı yanılsamalar veya diplomatik oyunlar yok.”

Hamaney

Nagel, yaptırımların hafifletilmesini içeren herhangi bir anlaşmanın, Hamaney ve Devrim Muhafızları’nın mali kaynakları kontrol altına almasına, Trump sonrası dönemde yeniden silahlanmasına ve 2028’den sonra nükleer silaha yönelmesine zemin hazırlayacağını öne sürdü. 

Nagel, askeri kapasite ortadan kaldırılmadan ve rejim zayıflatılmadan yapılacak bir anlaşmanın İran’a stratejik zafer kazandıracağını savundu. 

Bu nedenle geçmişte olduğu gibi başarısız diplomasi turlarına dönülmemesi gerektiğini özellikle vurguladı. 

Benzer biçimde Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü Başkanı Tamir Hayman da müzakerelere karşı çıkarak, İran’ın zayıflık döneminden geçtiğini, bunun nükleer programdan ve balistik füze kapasitesinden vazgeçmeye zorlamak için değerlendirilmesi gerektiğini, hatta rejim değişikliğinin bile gündeme gelebileceğini söyledi. 

Hayman, Kanal 12’ye verdiği röportajda, doğrudan askeri baskı ve müzakerelerin dışında, kapsamlı savaşa sürüklenmeden askeri baskıyı sürdürmek ve buna paralel olarak yaptırımları ve ekonomik kuşatmayı ağırlaştırmak gibi üçüncü bir seçenekten söz etti.

İsrail rejimi “terbiye etmek” değil, değiştirmek istiyor 

İsrail, ABD’nin İran konusunda geri dönüşü olmayan bir noktayı geçtiğine ve İran'a yönelik saldırı tehditlerinden geri adım atma olasılığının düşük olduğuna inanıyor. Ancak Washington ile Tahran arasında kendisini tatmin etmeyen bir anlaşma yapılabileceği endişesini de taşıyor. 

Bu nedenle Tel Aviv, şartlarını sertleştiriyor ve Trump yönetimini “İran’ın olası taktik manevralarına” karşı uyarıyor. 

İsrail, 7 Ekim 2023 sonrası gelişmeleri ve geçen yaz yaşanan çatışmaları fırsat bilerek İran’da rejim değişikliğini zorlamayı hedefliyor. 

Buna karşılık Trump’ın, politikalarını değiştirmesi ve fiilen ABD taleplerine boyun eğmesi şartıyla zayıf bir İran rejiminin varlığını kabul edebileceği değerlendiriliyor. 

Sonuçta İsrail, dünyada ABD’nin İran’a savaş açmasını açıkça ve kimi zaman coşkuyla savunan tek ülke konumunda. 

İsrail, Washington-Tahran arasında bir anlaşmayı kabullenecek mi, yoksa hedeflerini zorla dayatmak ve ABD’yi kapsamlı bir savaşa çekmek için yeniden tek taraflı saldırılara mı başvuracak?

 

Kaynak: Alaraby Al- Jadeed