İran'ın Körfez Ülkelerine Saldırıları: Motivasyonlar ve Olası Sonuçlar

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, bölgede güvenlik, enerji ve ekonomi alanlarında yeni sonuçlar ortaya çıkarırken, bölgesel dengeleri daha da baskı altına aldı. Saldırıların etkisi, enerji tesislerinden deniz ticaretine kadar uzanan geniş bir alanda hissedildi.
 İran'ın Körfez Ülkelerine Saldırıları Motivasyonlar ve Olası Sonuçlar

11.03.2026 - 11:21  |  Son Güncellenme:  12.03.2026 - 13:22

Geçtiğimiz 28 Şubat sabahı düzenlenen İsrail-ABD ortak saldırısının Tahran’daki sonuçları; başta İran’ın dini lideri Ali Hamaney olmak üzere, çok sayıda siyasi, askerî ve güvenlik yetkilisinin öldürülmesiyle netleşir netleşmez, İran da Körfez İşbirliği Konseyi’ne (KİK) üye 6 ülkeyi hedef alan bir dizi saldırı başlattı.

İran'ın cevabı, Washington ve müttefikleri için çatışmanın maliyetini artırmak ve nihayetinde ateşkesi sağlayacak şekilde küresel ekonomiyi sarsmak amacıyla askeri, sivil ve ekonomik alanları ve tesisleri hedef alan füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları şeklinde oldu. İran'ın saldırılarına en fazla Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) maruz kalırken, onu Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan ve Umman izledi.

Arabulucudan çatışmanın tarafına

İsrail-ABD'nin İran'a yönelik saldırıları, bazı Körfez ülkelerinin, Haziran 2015'teki 12 günlük savaştan bu yana bölgenin güvenliğini, ekonomilerini ve ona bağlı küresel enerji piyasalarını baltalayacak yeni bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için siyasi ve diplomatik çabalarını yoğunlaştırdıktan sonra, Washington ve Tahran arasındaki gerilimi kontrol altına almak için güçlü bir şekilde baskı yaptığı bir dönemde gerçekleşti. Umman ve Katar, savaş tehlikesini önlemek için yorulmak bilmeden sürekli çaba sarf etti. Umman, 6 Şubat'ta ABD ve İran arasında dolaylı müzakerelerin ilk turuna ev sahipliği yaparak ve İran nükleer programıyla ilgili yeni anlayışlar formüle etmeye çalışarak arabuluculuk çabalarına öncülük etti. Savaşın patlak vermesinden önce, bu müzakereler bir anlaşmaya doğru gerçek bir atılım sağlamaya çok yaklaşmıştı.

Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi

Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, 26 Şubat'ta Cenevre'de yapılan görüşmelerin ardından İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu devretmeyi ve Amerikan gözetimi de dahil olmak üzere nükleer tesislerinin sıkı bir şekilde denetlenmesini kabul ettiğini açıkladı. Görüşmelerin istenilen anlaşmanın temel taşı olabilecek önemli ve emsalsiz bir ilerleme sağladığını vurguladı. Ancak, görüşmeleri İran'a yönelik saldırı hazırlıklarını tamamlamak için bir aldatma ve gizleme aracı olarak kullanan Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, Cenevre'de elde edilen bu ilerlemenin İran'a yönelik saldırı planlarını engellemesine izin vermedi. Nitekim, Bakan el-Busaidi'nin anlaşmaya varılma olasılığına ilişkin açıklamalarının yarattığı iyimserliğin üzerinden sadece birkaç saat geçtikten sonra, ABD ve İsrail, İran'a saldırılarını başlattı. ABD, Dini Lider Hamaney'in 28 Şubat Cumartesi sabahı üst düzey güvenlik ve askeri danışmanlarından oluşan bir grupla yapacağı toplantı hakkındaki istihbarat bilgilerini kullanarak, İran rejimini felç edecek ve Amerikan şartlarına ve taleplerine uymaya, hatta çökmeye zorlayacak bir darbe indirmeyi amaçladı. Körfez ülkelerinin korktuğu şey hızla gerçekleşti; kendilerini bir yanda ABD ve İsrail, diğer yanda İran arasında yaşanan çatışmanın tam ortasında buldular. İran, saldırıya uğraması ve liderliğinin hedef alınması durumunda savaşın tüm bölgeyi saracağı tehditlerini hayata geçirmeye başlamıştı. İsrail-Amerikan ortak savaşının tüm bölgeyi ateşe verebileceği herkes için açıktı.

Tahran, Körfez devletlerine saldırdı; oysa bu devletlerin birçoğu Washington'ın İran'a saldırmak için kendi topraklarını veya hava sahalarını kullanmasına izin vermenin söz konusu bile olmadığını açıklamıştı. İran saldırılarına karşılık olarak, Körfez İşbirliği Konseyi Bakanlar Kurulu, 1 Mart'ta video konferans yoluyla olağanüstü bir toplantı düzenledi ve KİK üye devletlerini hedef alan İran saldırılarını kınayarak, bunları egemenliklerinin ve iyi komşuluk ilkelerinin ciddi bir ihlali olarak değerlendirdi. Konsey, mevcut krizi aşmanın, savaşı sona erdirmenin ve bölgesel istikrarı yeniden sağlamanın tek yolunun siyasi ve diplomatik çözümler olduğunu belirterek, bu çözümlere olan bağlılığını teyit etti. Amerikan-İsrail saldırganlığına İran'ın verdiği yanıtın ağırlığını taşıyan KİK devletleri, bu savaşa dahil olmayı reddetme, kendilerini öz savunmayla sınırlama ve topraklarına yönelik İran saldırılarını püskürtme pozisyonlarını korudular.

İran'ın Körfez ülkelerini hedef alma motivasyonları

Tahran'ın Körfez'deki Arap ülkelerini hedef alma konusundaki tutumu çelişkilerle dolu olmuştur. Bazı İranlı kuruluşlar komşularına yönelik saldırılardan sorumlu olduklarını reddederken, bazıları saldırıları bu ülkeleri değil, topraklarında bulunan Amerikan askeri üslerini hedef aldıklarını iddia ederek kendilerini haklı çıkarmaya çalışmıştır. Yine bazı kurumlar ise saldırıları gerçekleştiren grupları kontrol etmediklerini iddia ederek sorumluluktan kaçınmaya çalışmıştır. 

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi bu yaklaşımı açıkça ifade ederek, İran'ın Körfez komşularına değil, topraklarındaki Amerikan varlığına saldırdığını vurgulamıştır. Erakçi, Amerika Birleşik Devletleri'nde bir hedefi vuramayız, bu yüzden bölgedeki üslerini hedef almalıyız dedi.

Pezeşkiyan

İran'daki çelişki, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Körfez ülkelerini hedef aldığı için özür dilemesi ve topraklarının İran'a karşı saldırılar için fırlatma rampası olarak kullanılmaması şartıyla gelecekte onlara saldırmayacağına dair söz vermesiyle doruk noktasına ulaşmıştır. Ancak bu açıklamanın üzerinden sadece birkaç saat geçtikten sonra Tahran, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Kuveyt'e yönelik saldırılarına yeniden başladı. Bu durum, rejim içinde bölünmelerin olduğunu ve yönetici grubun İran Devrim Muhafızları üzerindeki kontrolünün yetersiz olduğunu göstermektedir.

Gerçekte ise Körfez ülkelerinin İran’a yönelik tutumları – farklılıklar olsa bile – İran bombardımanının nedeni değildir. Bu saldırıların amacı stratejiktir: İsrail-Amerikan saldırısının maliyetini hem bölgesel hem küresel düzeyde artırmak. Öte yandan Körfez ülkelerinin İran’ın gerekçelerini anlaması da beklenmemektedir; zira bu saldırılar Körfez kamuoyunda İran’a karşı güçlü bir öfke yaratmıştır.

İran'ın bölgedeki Amerikan üslerini hedef aldığı iddiasını daha da zayıflatan şey, Körfez devletlerine yönelik saldırılarının havaalanlarını, hizmet tesislerini, turistik yerleri, yerleşim alanlarını ve petrol ve doğalgaz üretim tesislerini de kapsamasıydı. Saldırılar, bu tesislerdeki işleyişin çoğunu aksattı ve Tahran'ın, İran'ın güvenliğini Körfez devletlerinin güvenliğiyle eşdeğer tutan bir yaklaşıma dayanarak, çatışmanın kapsamını genişletmeye çalıştığı izlenimini verdi. Başka bir deyişle, İran bölgesel istikrarı, istikrarın herhangi bir tarafın diğerlerinden izole olarak elde edilemeyeceği, dolayısıyla savaşın maliyetini herkes için artıran birbirine bağlı bir denklem olarak görüyor.

Bunun nedeni, Körfez devletlerinin küresel enerji denkleminde temel bir sütun oluşturması ve dünyada petrol ve doğalgaz üretiminde lider konumda olmasıdır. 2025 yılında, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin toplam ham petrol üretimi günde 17 milyon varili aşarak toplam küresel üretimin yüzde 17'sine denk gelmiş ve rezervleri yaklaşık 511,9 milyar varile ulaşarak küresel rezervlerin yüzde 32,6'sını oluşturmuştur. KİK ülkeleri aynı yıl yaklaşık 180,9 milyar metreküp doğal gaz ihraç etti ve bu da toplam küresel ihracatın yüzde 13,1'ini temsil ediyor. Gaz rezervleri ise yaklaşık 44,195 trilyon metreküp olup, küresel rezervlerin yüzde 21,4'ünü oluşturuyor. İran, bu Körfez enerji gücünü ABD ve küresel ekonomi üzerinde stratejik bir baskı noktası olarak görüyor ve KİK ülkelerindeki Amerikan varlığını hedef almasını, dünyanın petrol ve gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki herhangi bir aksamanın maliyetiyle ilişkilendiriyor. Tahran, ABD'deki artan enerji faturalarının zaten yüksek olan enflasyon baskılarını daha da artıracağını ve özellikle Kasım 2026'da yapılması planlanan ara seçimler yaklaşırken, Amerikan kamuoyunu ve Kongresini Başkan Donald Trump'a savaşı sona erdirmesi için baskı yapmaya iteceğini umuyor.

Körfez Devletlerine yönelik saldırıların sonuçları

İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, özellikle İran'ın Körfez'deki ekonomik ve hayati tesisleri hedef almaya devam etmesi ve bu saldırıların artan hızıyla birlikte, büyük güvenlik, ekonomik ve siyasi sonuçlar doğuracaktır. Siyasi ve güvenlik açısından, Körfez ülkeleri açıklamalarında bu saldırıların kendi topraklarına, sivil ve hayati tesislerine doğrudan bir saldırı teşkil ettiğini vurgulamış ve BM Şartı'nın 51. maddesi uyarınca, devletlerin bireysel ve toplu olarak saldırganlık durumunda öz savunma hakkını ve egemenliklerini, güvenliklerini ve istikrarlarını korumak için gerekli tüm önlemleri alma hakkını güvence altına alan yasal haklarını teyit etmişlerdir.

Savaş ve İran saldırıları devam ederken, Körfez ülkeleri için ekonomik sonuçlar da ortaya çıkıyor. İran, saldırılarında Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Kuveyt'teki enerji tesislerini hedef aldı ve dünyanın en büyük LNG merkezlerinden biri olan Ras Laffan'daki tesislerine yapılan saldırının ardından Katar, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretimini tamamen durdurmak zorunda kaldı. Katar, saldırılar ve Hürmüz Boğazı'nın kapanması sonucu mücbir sebep gerekçesiyle gaz ihracatını durdurduğunu açıkladı. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının ardından ham petrolünü ihraç edemeyen Kuveyt ise, yetersiz depolama kapasitesi nedeniyle sadece iç ihtiyaçlarını karşılamak üzere petrol üretimini azaltacağını duyurdu. Irak, İran insansız hava aracıyla vurulan Suudi Arabistan'daki Ras Tanura rafinerisindeki üretim kesintisine ek olarak, günde yaklaşık 1,5 milyon varil üretim kesintisi açıkladı. Bu durum, küresel piyasayı günlük petrol ve gaz ihtiyacının önemli bir bölümünden mahrum bıraktı.

Piyasalar ise gelişmelere hızla tepki verdi; Brent petrol fiyatları yaklaşık yüzde 35 artarak varil başına 93 dolara yükseldi ve savaşın bir hafta daha sürmesi halinde 150 dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor. Avrupa'da doğalgaz fiyatları yüzde 50'den fazla arttı. Bu arada, Körfez üzerinden yapılan deniz ticareti ciddi şekilde etkilendi; Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tanker trafiği yüzde 80'e varan oranda düştü ve yaklaşık 3 bin 200 gemi Körfez'de mahsur kaldı, bu da küresel tedarik zincirlerini aksattı. Kriz ayrıca, Körfez'de faaliyet gösteren gemiler için savaş riski sigorta primlerinin beş kat artmasıyla Körfez enerji ihracatının işletme maliyetlerini de artırdı. ABD'li doğalgaz şirketleri, Katar üretiminin durmasının ardından küresel arz kesintisinden faydalandı; en büyük ABD üreticileri olan Cheniere ve Venture Global'in hisseleri aynı hafta içinde sırasıyla yaklaşık yüzde 7 ve yüzde 24 arttı. Savaşın etkileri sadece enerji sektörüyle sınırlı değil; Bu gerilim, Körfez ülkelerinin ekonomik çeşitlendirme stratejilerini de tehdit ediyor; bölgenin turizm sektöründe bu yıl uluslararası ziyaretçi sayısında yüzde 11 ila yüzde 27 arasında bir düşüş ve ziyaretçi harcamalarında 34 ile 56 milyar dolar arasında bir kayıp bekleniyor.

Körfez ülkeleri, topraklarında bir Amerikan üssü bulunmasına rağmen, Eylül 2015'te Katar'ı hedef alan İsrail saldırısına ek olarak, bir yıldan kısa bir süre içinde ikinci kez İran'dan gelen saldırılarla karşı karşıya kalınca, Körfez çevreleri Amerikan üslerinin etkinliğini sorgulamaya başladı. Amerikan askeri varlığı ve savunma sistemlerinin kullanımı, bir saldırı durumunda Körfez ülkelerinin etkili bir şekilde korunmasını artık garanti etmiyor. Aksine, bu ülkeler bu varlığı korumakla yükümlü hale geldiler, bu da onlar için bir yük haline geldi.

Sonuç

İran, savaşın kapsamını Körfez devletlerini de içine alacak şekilde genişleterek, bölgenin kaderini kendi kaderine bağlamayı, Washington ve müttefikleri için savaşın maliyetini artırmayı ve rejim değişikliği veya boyun eğdirme hedeflerine ulaşmadan ateşkes için baskı yapmak amacıyla küresel ekonomiyi bozmayı amaçlamaktadır. Tahran, Körfez devletlerinin çatışmaya doğrudan dahil olmadan Washington'a bu yönde baskı uygulayacaklarını ummaktadır. Bununla birlikte, Körfez devletlerinin Washington'a baskı yapma yetenekleri sınırlıdır ve İran saldırıları, Körfez kamuoyunu İran'a karşı saldırganlığı nedeniyle harekete geçiren bir tepkiye yol açmıştır. Dahası, Arap Körfez devletleri ile ABD arasındaki stratejik ilişkinin bir avantajdan ziyade bir güvenlik, ekonomik ve siyasi yük haline geldiğine dair işaretler ortaya çıkmıştır. Saldırılarla birlikte ayrıca, İran-Körfez ilişkilerinin önceki durumuna dönmeyeceği açıktır.

 

Kaynak: Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi  (Alaraby)