İran’da Gerilim Tırmanıyor: Sokakta Protesto, Dışarıda Baskı
15.01.2026 - 16:02 | Son Güncellenme: 21.01.2026 - 11:03
İran’da toplumsal öfke giderek büyürken, ABD-İsrail kaynaklı tehditler de tırmanıyor.
İran, iç dengeleri ve bölgesel gücünü yeniden şekillendirebilecek bir yol ayrımının eşiğinde bulunuyor.
Bir gözü geçmişte, diğeri gelecekte olan İranlı Sarah ise, ülkesindeki hızlı gelişmeleri yakından izliyor.
Gözden Kaçmasın
Yıllar önce İran’dan ayrılan Sarah, denizden çıkmış bir balık misali, duvarları üzerine gelen bir evden çıkan, ama anahtarını hala cebinde taşıyan biri olarak ülkesini terk etmişti.
Dubai’ye yerleşen Sarah’ın hayatı, daha sakindi. Burada kimse geçmişiyle ilgilenmiyor, ona alternatif bir hafıza inşa edilmiyordu. Ancak kalbi, hala sokaklarının adlarını ezbere bildiği, coğrafyasını adım adım tanıdığı, acılarını çok iyi bildiği ülkesinde kaldı.
Sarah, 2025 sonlarına doğru İran riyalinde hızlanan çöküşü yakından takip etti. Dubai’dekiler Burj Khalifa önünde düzenlenen yeni yıl kutlamalarını sevinçle izlerken, o karmaşık duygular içinde İran’daki gelişmeleri yakından takip etti, Tahran’daki ailesi ve dostlarıyla uzun uzun konuştu.
İranlılar, Orta Doğu’nun pek çok halkı gibi, siyaset, ekonomi, din dahil her konuda konuşur. Ancak 8 Ocak 2026 gecesi her şeyi değiştirdi.
Çarşı protestolarının ardından
Hayat pahalılığı, para biriminin çöküşü ve yaşamın artık katlanılamayacak kadar ağırlaştığı yönündeki genel his nedeniyle protestolar patlak verdi.
Bir süre sonra protestocuların talepleri değişti. Ekonomik reform talep eden sloganlar yerini siyasi sloganlara bıraktı. Devlet kurumlarını hedef alan ve rejimin devrilmesini isteyen hareketler öne çıktı.
Artık olaylar Tahran’la özellikle de protestoların ilk kıvılcımının çıktığı, Cumhuriyet Caddesi’ndeki çarşıyla sınırlı değildi.
Öfke dalgası, hızla diğer şehirlere yayıldı. Sarah, sosyal medya platformlarında paylaşılan sloganlar, yüzleri maskeli insanlar ve nereye gittiği belli olmayan bir koşuşturmayı içeren titrek ve net olmayan videoları izledi. Ancak bir süre sonra gelen bilgiler kesildi, İran genelinde internet erişimi durduruldu.
Sarah bunun ne anlama geldiğini biliyordu, çünkü İran’da sessizlik sükunet değil, daha sert bir şeyin habercisiydi.
Uluslararası haber kanallarını izlediğinde de, haberlerde ölüler, gözaltına alınanlar, çatışmalar, polis ve güvenlik güçleri, yangınlara dair rakamlar vardı. Ama o rakamlara değil, yüzler, mekanlar ve anılara odaklandı.
Bu, Sarah’ın tanıklık ettiği ilk protestolar değildi, ancak olayların merkezinden uzaktayken yaşanan ilk gösterilerdi.

Daha önce 2009’daki Yeşil Hareket protestolarına, 2017 ve 2018 gösterilerine, 2019’daki benzin protestolarına tanıklık etmiş, 2022’de Mahsa Amini’nin ölümünün ardından patlak veren protestolara da bizzat katılmıştı.
İç protestolar ve uluslararası müdahale
Dünya ise İran’da yaşananları her seferinde izliyor ve bir süre sonra konuşmaya başlıyor. Bu kez, tablo daha da karmaşık görünüyor.
Sanki İran sokaklarında yaşananlar, sadece Trump’ın protestoculara karşı ölümcül güç kullanılması halinde İranlı yetkililere “sert bir karşılık” vereceğini söylemesiyle, Mike Pompeo’nun “sokaklardaki her İranlı ve yanlarında yürüyen her Mossad ajanının” yeni yılını kutlamasıyla, Netanyahu ve diğerleriyle değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki karar alma merkezlerinde kapalı kapılar ardında olup bitenlerle de bağlantılıymış gibi.
Sarah, derin bir çelişki, karmaşa ve tereddüt içindeydi. Bir yanı, dış baskıların, ülkesindeki baskıyı sınırlayabileceğine ya da belki rejimi devirebileceğine inanmak istiyordu.
Diğer yanı ise içerideki acıların daha büyük bir uluslararası oyunda bir pazarlık kozuna dönüşmesinden, ülkenin bitmeyen çatışmaların girdabına sürüklenmesinden ya da geleceğin daha da sisli bir manzara sunmasından korkuyordu.
Zira İran muhalefeti, İslam Cumhuriyeti rejimini devirme hedefinde birleşse de, kendi aralarında sert biçimde bölünmüş durumda.
Dünya, Tahran’ın yakından izlediği, hatta bazı yönlerine dahil olduğu ya da ayrıntılarıyla ilgilendiği pek çok senaryoya tanık oldu.
ABD’nin doğrudan askeri müdahalesini içeren Irak ya da Afganistan senaryosundan, özellikle Libya, Suriye ve Yemen’de yaşananlara benzetilen Arap Baharı’nın bazı örneklerine kadar… Ancak bu kez herkesi hayrete düşüren yeni olay, “Venezuela senaryosu” oldu.
İran, İsrail’le henüz sona ermemiş bir savaşın baskısı ile temelde ekonomi ve geçim krizine dayalı protestoların arasında sıkışmış durumda. Tahran, kuşkusuz bu senaryoların hiçbirinin hayata geçmesini istemiyor.
Farklı bir İran caydırıcılığı
İran, son yıllarda İsrail’i çevreleyen, Lübnan’daki Hizbullah’tan, Suriye’de Esad rejimine, Iraklı gruplara ve genel olarak “direniş eksenini” içeren ateş çemberinin başına gelenlerin farkında.
Bu nedenle, süren analizler ve tehditler eşliğinde, stratejik bir değişimi ilan ediyor.
Bu bağlamda, İran Yüksek Savunma Konseyi Genel Sekreterliği, İran’dan yapılan çok sayıdaki açıklamadan farklı bir tonda şu ifadeleri kullandı:
“Meşru savunma çerçevesinde, İran İslam Cumhuriyeti kendisini yalnızca eylem gerçekleştikten sonra karşılık vermekle sınırlı görmez. Aksine tehdidin somut göstergelerini de denklemin bir parçası olarak değerlendirir.”
Sahadaki tablo, yaygınlık ve hacim açısından önceki protestoların ulaştığı noktaya henüz varmamış olabilir.
Ancak protestoların zamanlaması ve biçimi, İran muhalefeti, ABD ve diğer aktörlerin oynadığı roller ışığında, İran’ın dini lideri Hamaney’i doğrudan Trump’a seslenmeye sevk etti.
Hamaney, söz konusu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Orada kibir ve gururla oturup tüm dünyayı yargılayan o kişi; Firavun, Nemrut, Rıza Han, Muhammed Rıza ve benzerleri gibi dünyanın tiranlarının ve kibirli insanlarının genellikle gururlarının zirvesindeyken devrildiklerini de bilmelidir. O da devrilecek."
Bu sözler, İran rejiminin, protestoların temel itici gücünün dış bağlantılı unsurlar olduğu yönündeki güçlü inancı eşliğinde dile getirildi.
İran’da bir grup vandalın, Tahran ve diğer şehirlerde kamusal binaları tahrip ettiğini, bunu da elleri binden fazla İranlının kanıyla lekelenmiş olan ABD Başkanı’nı memnun etmek için yaptığının altını çizdi.
Hamaney, Trump’ı hedef alan açıklamasında ayrıca şunları söyledi:
“Herkes bilmelidir ki, İslam Cumhuriyeti yüz binlerce asil insanın fedakarlıkları sayesinde kurulmuştur. İslam Cumhuriyeti, onu yok etmeye çalışanların karşısında asla geri adım atmayacaktır.”
Ülkenin dini lideri, protestocuları da şu ifadelerle hedef aldı:
“Milletimiz yabancılar için paralı askerlik yapanları hoş görmez. Kim olursanız olun, bir yabancı için paralı asker olduğunuzda, bir yabancı için çalıştığınızda, o ülke sizi reddeder.”
Hamaney’in bu sözlerinin ardından, yargı erkindeki savcılardan güvenlik güçlerine, istihbarat birimlerinden askeri kuvvetlere kadar tüm düzeylerde kararlılık vurgusu içeren resmi açıklamalar geldi.
İran makamlara göre bu tablo, “İsrail-ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın” yeni bir aşamasını ifade ediyor.
Bu bağlamda, İran İç Güvenlik Güçleri Komutanı Ahmed Rıza Radan da şu açıklamayı yaptı:
“Bu kişilerden bir kısmı tespit edilerek gözaltına alındı. Bazıları ise verdikleri ifadelerde, eylemleri karşılığında yurtdışından dolar aldıklarını itiraf etti.”
İranlı yetkililer, huzursuzluğa son vermek için harekete geçerek, çeşitli yöntemler kullandı.
Toplanmalara karşı uyarı içeren kısa mesajlar, yetkililerin ‘kargaşa çıkarıcılar’ olarak tanımladığı kişilere yönelik gözaltılar ve devrim ile rejimi korumaya yönelik kararlılığı vurgulayan açıklamalar yapıldı.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani de, vandallara karşı kararlılıklarını şu ifadelerle açıkladı:
“Provokatörler, yarı terörist nitelikte kentsel bir gruptur. Askeri ve güvenlik merkezlerine doğru hızla ilerleyerek silah ele geçirme girişimleri, bir iç savaş çıkarmaya yönelik çabanın göstergesidir. Silahlı kuvvetlerimiz tam teyakkuz halinde, ancak çatışmaların patlak vermesini önlemeyi amaçlıyoruz.”
Diplomasi çabaları
Sahadaki gelişmelerle eş zamanlı olarak, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Beyrut’ta “Müzakere Gücü” adlı kitabının imza törenine katıldı.
Arakçi, kitabının “Ateş Altında Diplomasi” başlığını taşıyan bölümünde şu ifadelere yer verdi:
“Büyük devletler, tıpkı büyük bireyler gibi zor zamanlarda tanınır. Elmas, yoğun baskı altında oluşur. Hedeflere ulaşmanın en az riskli ve en düşük maliyetli yolu müzakeredir. Ancak müzakerenin maliyeti, vatan toprağını ve egemenliği savunmanın maliyetini aştığında çatışmadan korkulmamalıdır.”
Arakçi, imza töreninde gazetecilere yaptığı açıklamalarda ise, İsrail’in Hizbullah’a karşı yürüttüğü savaşı hatırlatarak şunları söyledi:
“İran yenilmeyecek ve hedeflerine ulaşamayacaklar. Lübnan’da da aynı şey yaşandı. Hizbullah 66 gün boyunca savaştı ve düşmanı ateşkese zorladı.”
Tahran’da sahadaki tablo değişse de, istikrarsızlık devam etti.
Tam da bu süreçte, Umman Dışişleri Bakanı “bölgesel barış ve istikrarı desteklemek ve yapıcı işbirliğini sürdürmek amacıyla yakın ve düzenli istişareleri devam ettirmek” üzere Tahran’ı ziyaret etti.
İranlı mevkidaşı, tüm krizlerin ele alınmasında diyalog ve diplomasinin en doğru yol olduğunu, bölgede tırmanma ve gerilimin önlenmesi gerektiğini vurgularken, şu ifadeyi de açıkça dile getirdi:
“Her devletin iç işleri yalnızca kendisini ilgilendirir, hiçbir tarafın diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etme ya da onları belirleme hakkı yoktur.”

Diğer yandan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Umman Dışişleri Bakanı’na şu sözlerle seslendi:
“İran halkı her zamankinden daha birlik içindedir ve ABD ile İsrail’in savaşları sürdürme ve güvensizliği yayma çabaları karşısında ülkeleri ve rejimlerini desteklemeyi sürdüreceklerdir.”
Sahada bundan sonra ne olur?
Dış askeri müdahaleye yönelik tehditlerin tırmanması, tabloyu öngörülemez sonuçlara açık bir sürece sürükleyebilir.
İran’da Uzmanlar Meclisi üyesi Muhsin Araki, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“İran’ın ABD ya da Siyonist rejim tarafından saldırıya uğraması veya Yüce Lider Ayetullah Ali Hamaney’in hedef alınması halinde, dünya genelindeki ABD ve İsrail hedeflerine karşı kapsamlı cihat hükmünün ilanı kesin olacaktır.”
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise benzer bağlamda şöyle konuştu:
“ABD ordusunun bir askeri saldırısı durumunda, işgal altındaki topraklar ile ABD’ye ait askeri ve denizcilik merkezleri bizim için meşru hedef olacaktır.”
Bu yaklaşım, Tahran açısından açık bir dini-siyasal tercihi yansıtıyor ve İran siyasi sisteminin teokratik yapısıyla doğrudan bağlantılı bulunuyor.
İran’ı yakından izleyenler, rejimin henüz ideolojik olduğu kadar dini saiklerle de hareket eden, İran İslam Cumhuriyeti’ni 12 İmam Şiiliğinin son kalesi ve 12. İmam’ın ortaya çıkışının yolunu açan devlet olarak gören temel destekçi kitlesini sahaya sürmediğinin farkında.
Rejim düşer mi?
İran’daki gelişmelere ilişkin biri iç, diğeri dış olmak üzere iki farklı bakış, sahadaki ve siyasi düzlemdeki iki ayrı gerçeklik, bu kez İran sokaklarında kuşkusuz farklı olan bir tabloya dair iki ayrı anlatı arasında, “İran rejiminin son nefesini verdiği” yönündeki değerlendirmeler bütünüyle isabetli görünmüyor.
Şehirlerin çöktüğü, otoritelerin kontrolü kaybettiği, kopuşların yaşandığı ya da İranlı yetkililerin ülkeden çıkış arayışında olduğu yönündeki değerlendirmelerin de doğruyu yansıtmadığı görülüyor.
Axios sitesinin konuya ilişkin yayımladığı bir raporda şu değerlendirmeye yer verildi:
“ABD istihbarat birimlerinin kanaatine göre, İran’daki protestolar rejimi devirecek yeterli ivmeden yoksun.”
İran’daki siyasi akımlar arasında görüş ayrılıkları bulunması mümkün, bu durum onlarca yıldır sürüyor ve krizlerle birlikte artıyor olabilir. Ancak ilgili tarafların büyük bölümü, herkesin “aynı gemide” olduğu inancını paylaşıyor ve bunu sürekli vurguluyor.
Nitekim Batı tarafından “sertlik yanlısı” olarak tanımlanan ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 13 milyondan fazla İranlıyı temsil eden Said Celili, bugün İran’daki tabloyu “12 günlük savaşın ikinci aşaması” olarak nitelendirdi.

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ise günler önce şu uyarıda bulundu:
“Bu rejim, tüm eksikleri ve kusurlarına rağmen ortadan kalkarsa, İran’ın kaderi bugünkünden çok daha acı olur. Ayrılıkçı eğilimler, dış müdahale ve sızmalar İran’ın yıkımına yol açar.”
Sonuç: Çözümler ve nefeslerin tutulduğu an
Tahran’ın gördüğü çözüm, geniş kapsamlı ekonomik reformlar. Bu, ardı ardına gelen İran hükümetlerinin kaçındığı derin bir cerrahi müdahale.
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın, kendi ifadesiyle, yolsuzlukla mücadele etmek, adaleti sağlamak ve İran vatandaşlarının ekonomik ve yaşam koşullarını iyileştirmek için bu adımları atmaktan başka seçeneği kalmadı.
Farsça, Kürtçe, Türkçe, İngilizce ve Arapça bilen Pezeşkiyan, cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığından bu yana görevinin ne denli zor olduğunun farkında.
Zira yıllar boyunca, gerek yürütme gerekse yasama olmak üzere sistemin kurumları içinde yer aldı.
Kendisinin ve kendisinden önceki cumhurbaşkanlarının sıkça vurguladığı gibi, “sihirli bir değnek yok”. Ekonomik çözümlerin meyvesini vermesi için en azından bir miktar zamana ihtiyaç var.
Böylece, İranlı yetkililerin sokaklarda sahada sağlamaya çalıştığı istikrar ile hükümetin hayata geçirmeye çabaladığı ekonomik reform vaatleri ve rejimi hedef alan dış tehditler arasında, protestolar yeni bir güne girerken İranlılar nefeslerini tutmuş durumda.
Dubai’deki evinin penceresinden, aydınlatılmış yolları içeren sakin manzarayı izleyen Sarah için her şey olması gerektiği gibi işliyor.
Ancak kalbi, ülkesindeki internetsiz şehirlerde, çalmayan telefonlarda, uçakların havalanmadığı havaalanlarında.
Sarah, zihninde kendi kendine şunları soruyor:
- Yaşananlar bir değişimin başlangıcı mı, yoksa uzun bir kırılmalar zincirinin yeni bir halkası mı?
- Uluslararası açıklamalar geçici bir koruma mı, yoksa ateşe atılan yeni bir benzin mi?
- Herkes yalnızca kendi çıkarının peşinde mi? On yıllardır tekrarlanan reform vaatlerine ne oldu? Başka bir ülkedeki gurbet, ne kadar uzun sürerse sürsün, insanı gerçekten bir vatan sahibi yapabilir mi?
İranlı Sarah’ın kendi sorduğu sorulara vereceği yanıtları yok.
Elinde yalnızca kopmayan ince bir bağ var: O da ülkesine dair takip, kaygı, anı ve ister içeride ister gurbette olsun, çoğu İranlı gibi ülkesini terk etmeyi reddederek duyduğu güçlü sevgi.
Kaynak : Alaraby TV