İran Savaşın Eşiğinde, Diplomasi Kapısında Kritik Saatler
06.02.2026 - 11:49 | Son Güncellenme: 06.02.2026 - 12:24
Bu günlerde nefesini tutanlar yalnızca İranlılar değil, neredeyse bütün bölge halkları aynı bekleyiş içinde. Herkes, ne zaman ve nereden geleceği bilinmeyen kritik bir kararı bekliyor.
Katar’ın başkenti Doha’da, özellikle Web Summit gibi büyük etkinlikler ve uluslararası zirvelere ev sahipliği yapması nedeniyle ziyaretçilerle dolup taşan sahil şeridinde, insanlar güzel havada denize bakan bir kafede oturuyordu.
Onlar için Körfez suları birçok ihtimale açık görünüyordu, dışarıdan bakıldığında huzurlu bir tablo hakimdi. Ancak sohbet kısa sürede gözle görülmeyen öteki kıyıya, yani görünmeyen jeopolitik gerçekliğe kaydı.
Jeopolitik mayın tarlası
Bu sular, hem derinliklerinde sakladıkları hem de yüzeyinde taşıdıklarıyla tüm bölgeyi ateşe verebilecek bir potansiyele sahip.
Her yönden askeri gemiler, sessizce hareket eden filolar ve her hareketi izleyen radarlar, küresel enerji ve ticaretin ana damarının kesintisiz işlemesine rağmen bölgeyi adeta bir jeopolitik mayın tarlasına dönüştürüyor.
Gözden Kaçmasın
Masadakilerin gazeteci olması nedeniyle daha ayrıntılı bilgiler paylaşıldı ve içlerinden biri, Kepler Petrol Hareketi Enstitüsü’nden çarpıcı veriler aktardı.
Buna göre, en küçük kıvılcımın etkileri sadece bölgesel olmayacak. Zira dünya petrol tüketiminin yüzde 21’inden fazlası, yani günde yaklaşık 21 milyon varil Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor.
Buna ek olarak küresel sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si, gaz kondensatlarının yüzde 26’sı ve kimyasal ürünlerin yüzde 15’inden fazlası bu hattan taşınıyor.
Bu rakamlar, Pasifik Okyanusu’nu aslında jeopolitik bir mayın tarlasına dönüştürüyor. Küresel petrol fiyatlarını yükseltme, büyük bir enerji krizine yol açma ve hatta uluslararası askeri müdahaleyi tetikleme riski taşıyor.
İran’da belirsizlik ve beklenti
“Ya şöyle olursa?” sorusu masada tartışılırken, Tahran’dan bir telefon geldi.
İran’daki zor internet koşulları nedeniyle sesi net duyulmayan eski bir dost, kapalı bir operasyon odasının kapısı arkasından konuşur gibi atmosferi anlatıyordu: Belirsizlik ve tedirgin bekleyiş öne çıkan iki başlıktı.
Bu gerginlik yalnızca İran’la sınırlı değil, bölgenin tamamına yayılmış durumda. Birçok havayolu son günlerde uçuşlarını durdurduğunu açıkladı, bazı ülkelerin hava sahalarında NOTAM duyuruları yayımlandı, art arda güvenlik uyarıları yapıldı ve askeri tatbikatlar hız kazandı.
Diplomasi: Gerilimi azaltma yarışı
Buna karşılık bölgede yoğun ve kesintisiz bir diplomasi trafiği yaşanıyor.
Tahran, Riyad, Doha, Ankara, Kahire, Moskova, İslamabad, Abu Dabi ve Washington arasında açık iletişim hatları bulunuyor. Taraflar, gerilimi kontrol altına almak ve daha büyük bir krizi önlemek için görünmeyen bir yarış içinde.
Bu çabalar, herkesin beklediği bir müzakere sürecinin şekillenmesini sağladı.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, rejimin kolektif stratejik düşünce merkezinin de içinde yer aldığı konsey adına müzakere sürecinin resmen başladığını duyurdu.
Yine de İstanbul’da başlaması planlanan, ancak daha sonra Umman’da yapılması kararlaştırılan bu görüşmelere ilerlemek, “karanlık bir tünelden ışığa yürümeye” benzetiliyor.

Öte yandan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, diplomasiyi savaşa açıkça tercih ettiklerini şu sözlerle ifade etti:
“Sorunların diplomasiyle çözülmesi önceliğimizdir; çünkü savaş ne İran’ın ne ABD’nin ne de bölgenin çıkarına olur.”
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise daha sert bir tonla, “Savaş herkes için felaket olur. Bölgedeki ABD üsleri hedef haline gelecektir” dedi.
Buna karşın Arakçi, nükleer program konusunda bir anlaşmaya varılabileceğine güvendiğini belirtti ve “imkansız konulara girmeden” yalnızca nükleer dosyaya odaklanılması çağrısı yaptı.
Arakçi’ye göre adil bir anlaşma, İran’ın kısa sürede doğrulanabilir biçimde nükleer silaha sahip olmamasını garanti etmeli. Buna karşılık yaptırımlar kaldırılmalı ve İran’ın barışçıl uranyum zenginleştirme hakkına saygı gösterilmeli.
Yine de bakan, müzakereler başarısız olursa İran’ın savaşa hazır olduğunu yineledi ve çatışmanın İran sınırlarının ötesine taşabileceği uyarısında bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump ise Fox News’e verdiği röportajda, “İran bizimle konuşuyor. Bakalım bir şeylere varabilecek miyiz, yoksa neler olacağını göreceğiz” ifadelerini kullandı.
İran ve ABD: Müzakere mi, savaşa hazırlık mı?
İki taraf da barış ile savaş hazırlığı arasında gidip geliyor. Hem diplomasi masasında hedeflerini net biçimde ortaya koyuyor hem de askeri kapasitelerini hatırlatıyor.
Washington iki temel başlıkta İran’ın nükleer programını kesin biçimde sınırlamakta ısrar ediyor:
Bunlardan ilki, yüksek oranda zenginleştirilmiş materyalin akıbeti. İkincisi ise İran’da uranyum zenginleştirmenin sıfırlanması.
Buna ek olarak füze programının menzilinin 500 kilometrenin altına çekilmesi ve Tahran’ın bölgedeki müttefiklerine verdiği desteğin sona erdirilmesi talep ediliyor.
İran ise müzakerelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalması gerektiğini savunuyor ve özellikle uranyum zenginleştirme konusundaki uluslararası hukuktan doğan haklarına saygı gösterilmesini istiyor.
Tarafların pozisyonları arasındaki uçurum büyük; bu boşluğu kapatmak ciddi çaba, yaratıcı diplomasi ve karşılıklı taviz gerektiriyor.
Müzakerelerde “kazan–kazan” dengesinin korunması için arabulucular dahil tüm taraflardan yaratıcı girişimler bekleniyor.
Son soru: Bu fırtına öncesi sessizlik mi?
Bulunduğumuz kafede sesler azaldı, İran’la ilgili yeni haberler gelince herkes telefonlarına gömüldü.
Sohbet bölgeden İran’ın içine, sokağa ve insanların ruh haline kaydı.
Hükümet bir yandan toplumu yatıştırmaya çalışırken diğer yandan kapsamlı ekonomik reformlara yönelmiş durumda.
Döviz kurunun birleştirilmesi, sübvansiyonların yeniden dağıtılarak en ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması gibi adımlar atılıyor. Ancak internet kesintileri somut ekonomik ve toplumsal zararlara yol açmış durumda.
Toplumsal düzeyde hükümet, son protestolarda hayatını kaybedenlerin isimlerini açıklayarak güveni yeniden tesis etmeye çalışıyor. Bu adım, toplumdaki bazı açık yaraları kapatma çabası olarak yorumlanıyor.
Siyasi alanda ise elitler arasında sert bir tartışma sürüyor. Kimileri büyük meselelerde referandum çağrısı yaparken, diğerleri çözümün yalnızca kısmi reformlarda değil, devlet–toplum ilişkisinin kökten yeniden tanımlanmasında yattığını savunuyor.
Farklı görüşlere rağmen herkesin üzerinde uzlaştığı tek nokta var: İran’da değişim kaçınılmaz. Ancak kimse bu değişimi yaptırımların, savaş ihtimalinin ve ülkenin birliğine dair derin kaygıların gölgesinde istemiyor.
Düşünür Bijan Abdülkerimi gibi isimler, dönüşümün akıllıca yönetilmemesi halinde parçalanma riskine dikkat çekiyor.
Sonunda kafedeki herkesin dikkati yeniden denize döndü. Körfez yine sakin, sessiz… Ama üzerinde yaşanabilecek her şeyin ağırlığını taşıyor.
Körfezin bu kıyısında şu soru akıllara geliyor: Bu sakinlik sadece bir yanılsama mı, yoksa fırtına öncesi sessizlik mi?
Kaynak : Alaraby TV