Husiler Neden Savaşa Tam Güçle Girmedi?

Husilerin İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta neden sınırlı bir rol üstlendiği tartışılırken, Babülmendep Boğazı’nın Tahran tarafından ilerleyen aşamalarda kullanılabilecek stratejik bir koz olarak tutulduğu değerlendiriliyor.
Husiler Neden Savaşa Tam Güçle Girmedi

30.09.2026 - 13:19  |  Son Güncellenme:  30.09.2026 - 13:45

ABD ve İsrail'in Tahran'a karşı başlattığı savaşın ilk saldırılarıyla birlikte bölge uzmanları ve yorumcuları, ''Husiler savaşa katılıyor mu?'' sorusunu gündeme getirdi. Günler geçip saldırılar sürdükçe ve çatışma şiddetlendikçe bu kez ''Ensarullah nerede, neden savaşa katılmıyor?'' sorusu sorulmaya başlandı.

Bu sorunun sorulmasında bir sorun yok. Ancak asıl dikkat çekilmesi gereken nokta, Yemenli grubun askeri katkısının neden sınırlı ve simgesel düzeyde kaldığı. Bir füze, bir insansız hava aracı ve Babülmendep Boğazı'nı kapatma tehditlerine rağmen Husiler, çatışmanın ilk döneminde ''hazır ancak görünmeyen'' bir aktör olarak kaldı.

Kaynakta yapılan değerlendirmeye göre bölgedeki savaş, tarafların aynı anda ve tüm imkânlarıyla çatışmaya dahil olduğu düzensiz bir mücadele değil. Operasyonel planlara, taktiklere, stratejilere, zamanlamaya ve tarafların sahip olduğu imkânlara göre yürütülen düzenli bir savaş söz konusu.

Bu nedenle Tahran'ın çağrısıyla ''direniş ekseni'' olarak anılan yapıların bütün unsurlarının aynı anda harekete geçmesinin beklenmemesi gerektiği savunuluyor.

Babülmendep neden stratejik bir koz?

Analize göre temel belirleyici unsurlar zamanlama, savaşın karmaşıklığı ve İran'ın karşı karşıya kalabileceği tehdidin boyutu.

Savaşın uzaması ve ABD ablukasının İran'ı ciddi bir jeopolitik tehditle karşı karşıya bırakması hâlinde Tahran'ın Babülmendep Boğazı kartını hem rakiplerine hem de bölgedeki diğer aktörlere karşı kullanabileceği değerlendiriliyor.

Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının taraflar üzerinde oluşturduğu ekonomik baskıya işaret edilen analizde, benzer bir senaryonun Kızıldeniz'de yaşanmasının dünya ekonomisi açısından daha ağır sonuçlara yol açabileceği savunuluyor.

Babülmendep üzerinden deniz trafiğinin durması, Süveyş Kanalı başta olmak üzere kritik ticaret güzergâhlarını doğrudan etkileyebilir. Bu durumun öncelikle Körfez ülkelerini, ardından Kızıldeniz'e kıyısı bulunan diğer devletleri ekonomik baskı altına alabileceği belirtiliyor.

Analize göre böyle bir aşamada Körfez ülkelerinin savaşa katılımı savunmadan saldırıya doğru dönüşebilir ve bu durum zaten yıpranmış olan Tahran üzerindeki baskıyı daha da artırabilir.

İran'ın hesabında zamanlama öne çıkıyor

Askeri uzmanların savaşların farklı aşamalardan geçtiğine ilişkin değerlendirmelerine yer verilen analizde, ilk aşamanın gerilimin yükselmesi ve kriz öncesi dönem olduğu, ardından savaşın başladığı ve tarafların birbirini yıpratmaya çalıştığı genişleme evresine geçildiği belirtiliyor.

Güçlü tarafın rakibini hedeflerine ulaşacak ölçüde etkisiz hale getirememesi durumunda ise çatışmanın ''olgunlaşma'' aşamasına geçtiği ve artan maliyet nedeniyle uzlaşma ihtimalinin güçlendiği ifade ediliyor.

İran ile ABD arasında haziran ayında imzalanan mutabakat muhtırasının ardından yapılan değerlendirmede, Tahran'ın savaşın seyrini ve zamanlamasını daha doğru hesapladığı savunuluyor.

Buna göre İran, Babülmendep kartını kullanmadan uzlaşma ve müzakere aşamasına geçerek elindeki önemli bir stratejik kozu korudu.

Analizde, ABD'nin nihai anlaşmaya ulaşılması veya yeniden yapılanmaya ilişkin düzenlemelerin uygulanması sırasında taahhütlerinden geri dönmesi hâlinde bu kartın yeniden güçlü biçimde gündeme gelebileceği değerlendiriliyor.

ABD'nin hızlı güç kullanımı ile İran'ın kademeli stratejisi karşılaştırılıyor

Kaynak, ABD'nin savaş sırasında elindeki askeri imkânları hızla kullandığını, İran'ın ise stratejik kozlarını aşamalı biçimde devreye sokmayı tercih ettiğini savunuyor.

Analizde ABD ve İsrail'in saldırılarında sivil altyapının da hedef alındığı ileri sürülürken, enerji santralleri gibi tesislerin vurulmasına yönelik tehditlerin İran'ı ağır ekonomik ve altyapısal kayıplarla karşı karşıya bırakmayı amaçladığı belirtiliyor.

Bu yaklaşımın karşısında İran'ın kademeli hareket ettiği, stratejik kartlarını aynı anda kullanmadığı ve rakibinin askeri üstünlüğüne karşı elindeki araçları zamana yaydığı değerlendirmesi yapılıyor.

Husiler stratejik yedek güç olarak görülüyor

Analize göre savaşta sürpriz ve doğru zamanlama askeri açıdan önemli bir rol oynuyor. Babülmendep Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulunmak ile bu tehdidi hayata geçirmek için uygun koşulların oluşmasını beklemek birbirinden farklı iki strateji olarak değerlendiriliyor.

Tarafların yıprandığı, dünya ekonomisinin baskı altında kaldığı ve ABD'nin deniz ticaretini koruyan küresel güç konumunun sorgulanmaya başladığı bir ortamda, yeni bir deniz geçiş noktasının devre dışı bırakılmasının Washington üzerindeki siyasi ve stratejik baskıyı artırabileceği savunuluyor.

Kaynakta ayrıca ''Akdeniz'in kapatılmasına son verilmesi'' yönündeki bir kararın, ''tırmanışa karşı tırmanış'' denklemine ilişkin yeni bir gösterge oluşturabileceği ifade ediliyor.

Analize göre bu süreç, ABD'nin bölgede güvenlik sağlayan ve müttefiklerini koruyan bir aktör olduğu yönündeki algıyı da zayıflatabilir.

Bu çerçevede Tahran'ın Yemen'deki nüfuzu, gelecekte kullanılabilecek ek bir deniz baskı aracı olarak değerlendiriliyor. Husilerin de İran'a farklı seçenekler sağlayan bir ''stratejik yedek güç'' işlevi gördüğü savunuluyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Husilerin askeri dayanıklılığına ilişkin daha önce yaptığı açıklamalara da yer verilen analizde, Trump'ın grubun ağır saldırılara dayanma kapasitesine ve deniz trafiğine yönelik operasyonlarına dikkati çektiği hatırlatılıyor.

Analiz, savaşın bir bilgisayar oyunu olmadığı, tarafların ellerindeki bütün kozları aynı anda kullanmak yerine bunları savaşın farklı aşamalarına göre devreye soktuğu değerlendirmesiyle sona eriyor.

 

Kaynak: AlArabyAlJadeed