Hizbullah’a Yakın Lübnanlı Gazeteci: Türkiye, Suriye’nin Dönüşümünde Çok Önemli Bir Role Sahip
20.12.2024 - 11:40 | Son Güncellenme: 26.08.2025 - 11:30
Suriyeli muhalif grupların 27 Kasım’da başlattığı sürpriz saldırı, Beşşar Esed rejimi için yıkıcı bir darbe oldu.
Muhaliflerin sahada elde ettiği büyük sonuçlar sadece muhalifler değil, Suriye meselelerine müdahil olan ülkeler ve hükümetler arasında da şaşkınlık yarattı.
Hizbullah’a yakın olan Al-Akhbar gazetesinin Yönetim Kurulu Başkanı olan Lübnanlı gazeteci İbrahim el-Emin’e göre muhaliflerin bu hamlesinin etkisi, askeri alanın ötesine geçerek siyasi koridorlara kadar ulaştı.
Bölgesel ve uluslararası müttefikler, sahadaki değişimlerin dayattığı yeni bir gerçeklikle yüzleşmek zorunda kaldı.
Bu operasyonun en önemli özelliği, Rusya ve İran’ın rejime doğrudan destek vermekten çekilmesiydi. Bu durum, Suriye rejim ordusunun konumunu çok zayıflattı.
Ordusunun muharebe operasyonları için büyük ölçüde dış desteğe bağımlı olması nedeniyle, Esed’in durumu düzeltme girişimleri çok geç kaldı.
Aynı zamanda Hizbullah güçlerinin de doğrudan çatışmaya girmek yerine sivilleri korumaya ve hedef alınan şehirlerden çıkışlarını sağlamaya odaklanması, rejimin askeri çöküşünü hızlandırdı.
Türkiye’nin rolü: Destekten doğrudan yönetime
Amin’in makalesine göre rejim güçlerinin ani çöküşüyle birlikte Türkiye’nin rolü görünür bir şekilde arttı ve Ankara muhalif gruplara sadece destek sağlamaktan çıkıp doğrudan sahayı yönetmeye başladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı olduğu dönemlerdeki deneyimini kullanarak, saha operasyonlarının koordinasyonunda önemli bir rol oynadı.
Fidan aynı zamanda, silahlı grupların liderleriyle, özellikle de Ankara’nın gözetimi altında siyasi ve askeri planlarına uyacak şekilde büyük dönüşümler geçiren Ebu Muhammed El Colani (Ahmet eş-Şara) liderliğindeki Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) ile iletişimi yönetti.
Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG’nin yayılmasını önlemek ve İsrail’in güneyde nüfuzunu genişletme girişimlerini engellemek gibi net bir vizyonu olduğu biliniyor.
Ankara geçtiğimiz dönemde Esed’e, Halep’i Suriye’ye uygulanan yaptırımları kırmaya yardımcı olacak bir “serbest sanayi bölgesine dönüştürme” fikri de dahil olmak üzere siyasi ve ekonomik girişimler sunmaya çalıştı.
Ancak Esed, Türk güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesi için net bir takvim talep ederek, Türkiye’nin tüm önerilerini reddetti.
Rejim çöküşü: Esed sonrası etkiler
Halep’in düşmesi ve rejim güçlerinin Hama ve Şam kırsalında çökmesiyle birlikte Suriye belirsiz bir geçiş dönemine girdi.
Saha komutanları etkili bir savunma organize edemediğine ve rejim ordusunun saflarında büyük bir çöküş yaşandığına dair haberlerin ortasında Esed Şam’dan ayrıldı.
Rejim ordusundan subayların iç ve dış aktörlerin yardımıyla aileleriyle birlikte kaçtığı yönündeki haberler de, rejimin tamamen çöktüğü yönündeki algıyı güçlendirdi.
Bu arada HTŞ, başkent Şam’ın kontrolünü neredeyse tamamen ele geçirmeyi başarırken, Türk güçleri Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından desteklenen güneydeki grupların şehrin kontrolünü ele geçirmesini engellemede rol oynadı.
Muhalif güçler arasındaki bu çekişme, gruplar arasında yeni çatışmaların yaşanması ve siyasi geçiş sürecinin zora girmesi yönündeki korkuyu arttırdı.
Gelecekteki zorluklar: Geçişi yönetmek için mücadele
Muhalefet, askeri başarısına rağmen ülkeyi yönetme konusunda önemli zorluklarla karşı karşıya.
Ülke içi ve dışında dağınık halde bulunan gruplar arasında hala açık bir koordinasyon eksikliği var.
Bölgesel ve uluslararası güçler, geçiş döneminin hatlarının belirlenmesinde önemli bir aktör haline geldi.
Başlıca korkular, özellikle sivil ve siyasi muhalefetin zayıflığı ışığında, HTŞ’nin iktidara hâkim olacağı yönünde.
Suriye bir kaos halinde, vatandaşlar güvenlik ve istikrarı sağlamak için sahadaki “en güçlü adama” yönelirken, bir sonraki aşamayı yönetmek için net bir vizyon yok.
Sonuç: Yeni Suriye için belirsiz bir gelecek
Suriye hala geçiş dönemini yaşıyor ve henüz net bir siyasi geçiş aşamasına ulaşmış değil.
Muhalefet arasındaki anlaşmazlıkların ülkede yeni bir bölünmeye yol açacağı endişesiyle, yerel ve bölgesel güçler yeni hükümetin sınırlarını belirlemeye çalışıyor.
Bu makale, daha büyük bir kaosa sürüklenmeyi önleyecek, aynı zamanda Suriye halkının savaş ve çatışmanın dehşetinden uzak istikrarlı bir gelecek inşa etmesine yardımcı olacak kapsamlı bir siyasi sürecin desteklenmesinde uluslararası toplumun rolünü vurguluyor.
Geriye en önemli şu sorular kalıyor: Muhalefet Suriye’yi yeni bir aşamaya taşıyabilecek bir iç ve bölgesel uzlaşı sağlayabilecek mi? Yoksa ülke bölgesel ve uluslararası gerilim ve çatışmaların esiri olmaya devam mı edecek?