Hamas Kuruluşunun 38. Yıldönümünde Benzeri Görülmemiş Bir Varoluşsal Krizle Karşı Karşıya
17.12.2025 - 11:40 | Son Güncellenme: 19.12.2025 - 11:17
14 Aralık 1987’de kurulan Hamas, geleceğini ve Gazze Şeridi’ndeki yönetimini tehdit eden varoluşsal bir kriz yaşıyor.
Bu kriz, 7 Ekim 2023’teki büyük operasyonun ardından patlak veren ve İsrail’in soykırım savaşı ile ateşkes anlaşması sonrasında ortaya çıkan gelişmelerden kaynaklanıyor.
Hareketin kuruluşunun 38. yıldönümünde, başta İsmail Haniye ve Yahya Sinvar olmak üzere, siyasi büro başkan yardımcısı Salih el-Aruri’nin de aralarında bulunduğu Gazze’deki siyasi liderliğinin büyük bölümünün suikastlarla hedef alınması, Hamas’ın hem liderlik yapısını hem de uzun vadeli geleceğini belirsizliğe sürükledi.
Gözden Kaçmasın
Gözlemciler, Hamas’ın tamamen “ortadan kaybolmasını” ihtimal dışı görse de, silahlı direnişe dayalı siyasi programı, İsrail’in Hamas’ı ve Gazze’yi silahsızlandırma ve bölgeyi direnişten ve askeri faaliyetten yoksun hale getirme ısrarı karşısında gerçek bir krizle karşı karşıya.
Hamas Sözcüsü Hazem Kassem, hareketin ve genel olarak direnişin, hatta tüm Filistin davasının şu anda Arap-İsrail çatışmasının doğası içinde en tehlikeli ve en hassas aşamadan geçtiğini söyledi.
Al Araby Al Jadeed gazetesine konuşan Kassem, İsrail’in Filistin’in tüm unsurlarına, Gazze’ye ve Batı Şeria’ya yönelik geniş çaplı bir saldırganlık yürüttüğünü, bu saldırıların hem kamplara ve şehirlere yönelik operasyonlar hem de yerleşim faaliyetleri yoluyla sürdüğünü, ayrıca Kudüs’ün Filistin davasının sembolü olan kimliğine karşı bir savaş niteliği taşıdığını ifade etti.
Bu saldırıların, Filistin davası ve varlığının tamamını hedef aldığını ve onu bütünüyle ortadan kaldırmayı amaçladığını belirtti.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne karşı bir soykırım savaşı yürüttüğünü ve Hamas’ı ortadan kaldıracağını iddia ettiğini, aynı yaklaşımın Batı Şeria ve Kudüs’te de uygulandığını kaydetti.

Yaklaşık 40-50 yıl önce Lübnan’da Filistin güçleri ve gruplarını ortadan kaldırmaya yönelik benzer girişimlerin yaşandığını hatırlatan Kassem, “İşgal güçlerinin bu grupları nasıl ortadan kaldırmaya çalıştığını gördük; ancak bu güçler varlığını sürdürdü ve Hamas hareketi bunun en iyi örneğidir” dedi.
Hamas sözcüsü, önümüzdeki aşamada savaşın etkilerinin hareketin kararlarında, politikalarında ve geleceğe dönük stratejilerinde güçlü biçimde hissedileceğine dikkat çekti.
Kassem ayrıca, Filistin halkı üzerindeki savaşın yol açtığı yıkımın büyüklüğünün ve son iki yıldır yaşanan bu büyük çatışmanın beraberinde getirdiği fırsatların göz ardı edilemeyeceğini dile getirdi.
Hamas’ın, Filistin halkının soykırım savaşı sonucu karşı karşıya kaldığı felaketin boyutunu ve haklarını elde edebilmek için ortaya çıkan imkanları dikkate alan siyasi yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağını belirten Kassem, tüm ulusal bileşenlerle mutabakat içinde ortak bir strateji oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.
En derin varoluşsal meydan okuma
Yazar ve siyasi analist Sari Orabi ise Hamas’ın, uzun tarihinde birçok zor dönem ve ağır darbe yaşamış olmasına rağmen, kuruluşundan bu yana en derin ve en ciddi varoluşsal meydan okumayla karşı karşıya olduğunu ifade etti.
Al Araby Al Jadeed’e değerlendirmede bulunan Orabi, mevcut durumu farklı kılan unsurun, Gazze Şeridi’ne yönelik topyekün savaşın, hareketin on yıllar boyunca biriktirdiği yapının kalbine doğrudan darbe vurması olduğunu söyledi.
Bu savaşın, Hamas’ın kurumlarına, örgütsel yapısına ve sosyal oluşumlarına yaygın zarar verdiğinin altını çizen Orabi, “Bu durum, karşı karşıya kalınan meydan okumayı önceki tüm aşamalardan daha kapsamlı ve daha geniş ölçekli hale getirdi” diye konuştu.

Hamas’ın “tarihi boyunca varlığını tehdit eden aşamalarla karşı karşıya kaldığını” söyleyen Orabi, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:
“Bu süreç, 1989’da kurucu üyeleri hedef alan yaygın tutuklama kampanyasıyla başladı, Merc el Zuhur bölgesine sürgün edilmeleriyle devam etti. Yerleşim projesinin yükselişi ve Filistin Yönetimi’nin kurulması döneminde Batı Şeria ve Gazze’de yaşanan baskı yıllarına kadar uzanan bu süreçte, tüm zorlu koşullara rağmen hareket kendini yeniden inşa etmeyi ve varlığını pekiştirmeyi başardı. Zamanla en önde gelen Filistinli aktörlerden biri haline geldi.”
Ancak Orabi’ye göre bugün yaşananlar, geçmişteki deneyimlerin basit bir tekrarı değil, Gazze’deki Hamas projesinin tam kalbine darbe vuran ve etkileri Filistin toplumunun tamamına yayılan son derece sert bir varoluşsal sınav niteliği taşıyor.
Bu nedenle Hamas’ın geleceğini değerlendirmenin, yalnızca belirli bir coğrafi alanı ya da idari bir yönetim yapısını kontrol etme meselesine indirgenemeyeceğini vurgulayan Orabi, Hamas’ın başlangıçta bir yönetim hareketi olarak kurulmadığını ve varlığının yönetime bağlı olmadığını hatırlattı.
Hareketin daha geniş ve kalıcı varlığının, esas olarak direniş projesine ve Batı Şeria’da, yurt dışında ve Filistinli mülteciler arasında sahip olduğu geniş sosyal ve siyasi ağlara dayandığını da dile getirdi.
Bu çerçevede idari kontrolün kaybedilmesinin, Hamas’ın çöküşü anlamına gelmediği gibi, Filistin sahnesini etkileme ya da kendini yeniden inşa etme kapasitesinin sona erdiği şeklinde de okunmaması gerektiğini ifade etti.
Orabi, Hamas’ın karşı karşıya olduğu varoluşsal zorluğun yalnızca Gazze ile sınırlı olmadığını, hareketin varlığının farklı boyutlarına yayıldığını da dile getirdi.
Orabi, Batı Şeria’da Hamas’ın yıllardır sistematik bir “yok etme” sürecine maruz kaldığını, bunun da örgütsel saflarını yeniden yapılandırmasını ciddi biçimde zorlaştırdığını belirtti.
Yurt dışında ise hareketin siyasi ve güvenlik kısıtlamaları, sürekli karalama kampanyaları ve faaliyetlerini engelleyen uluslararası sınıflandırmalarla karşı karşıya olduğunu söyledi.
Buna rağmen Orabi, Hamas’ın hala ortak bir akılla düşünebilme ve Gazze, Batı Şeria ile diaspora arasındaki farklı koşulları dikkate alan bütüncül bir vizyon üretebilme yeteneğini koruduğunu, bunun da mevcut aşamayı aşabilmesi için temel bir koşul olduğunu vurguladı.
Hareketin bugün, yapısını yeniden inşa etmeye, ağlarını yeniden kurmaya ve bir sonraki dönemin gereksinimlerine yanıt verecek bir zaman çizelgesi belirlemeye dönük kapsamlı bir değerlendirme süreci başlatmakla ilgilendiğini de kaydetti.
Filistinli araştırmacı, Hamas’ın direniş özünü terk ederek tamamen siyasi bir partiye dönüşmesi ihtimalini dışladı.
Bunun nedenini, direnişin hareket açısından taktiksel bir tercih değil, kimliğinin ve genel olarak Filistin ulusal mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olmasıyla açıkladı.
Soykırım sonrası riskler
Ezher Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Naci Sharab ise hareketin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun söylenemeyeceğini belirterek, Hamas’ın hem Filistin’de hem de İslam dünyasında derin bir halk tabanına ve dış uzantılara sahip olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte Sharab, savaşın Hamas’ın askeri kapasitesi üzerindeki yıkıcı etkisinin göz ardı edilemeyeceğini vurgulayarak, “Çok şey kaybetti” değerlendirmesinde bulundu.
Al Araby Al Jadeed’e konuşan Sharab, Hamas’ın gücünün büyük ölçüde Gazze’nin nüfusu ve ekonomik yapısına dayandığını, ancak ağır yıkım ve insan kayıplarının hareket açısından ciddi bir zayıflık alanı oluşturduğunu söyledi.
Bu durumun Hamas’ı kapsamlı bir değerlendirmeye zorladığını belirten Sharab, hareketin geleceğinin, karşı karşıya olduğu bu zorluklara siyasi düzlemde ne ölçüde uyum sağlayabileceğine bağlı olacağını kaydetti.
Sharab’a göre Hamas, hem yönetimi sürdürme ve hayatta kalma hem de silahlı kapasitesini koruma açısından çifte bir ikilemle karşı karşıya bulunuyor.
Savaşın sonuçları dikkate alındığında Hamas’ın tüm cephaneliğini muhafaza etmesinin mümkün olmadığını savunan Sharab, bu nedenle hareketin yönetimde kalabilmek ve varlığını sürdürebilmek için silah konusunda belirli bir esneklik gösterebileceğini ifade etti.
Sharab, bu esnekliğin silahların teslim edilmesi, depolanması ya da “savaşın ertesi günü” senaryosu için yalnızca hafif güvenlik silahlarının saklanması gibi seçenekleri içerebileceğini söyledi.
“Hamas, Oslo modelini yeni bir biçimde tekrarlamaya hazır mı?” sorusunu gündeme getiren Sharab, Hamas’ın iktidarda olduğu yıllar boyunca, kasıtlı ya da kasıtsız biçimde Filistin iç bölünmesini derinleştirdiğini ve Filistin devletinin kurulmasının önünde engel oluşturduğunu ileri sürdü.
Sharab ayrıca, İsrail’in Hamas’ın sınırların korunmasında siyasi ve güvenlik rolü üstlenmesini istediğini de öne sürdü.
Bu hipotezi güçlendiren unsurun, Filistin içindeki bölünmenin daha da derinleşmesi ve Filistin Yönetimi’nin Gazze’de herhangi bir rol üstlenmesinin reddedilmesi olduğunu belirten Sharab, söz konusu durumun İsrail ile ortak zemin yarattığını dile getirdi.

Sharab söz konusu değerlendirmesinde ayrıca, “Gazze’de yeni bir Suriye modeli ve Ahmed Şara modelinin tekrarına mı tanık oluyoruz? Bu olasılık mevcut ve bunu kanıtlayan şey, ABD ile iletişim kanalları ve Katar’ın oynadığı rol. Önemi ne olursa olsun, bu rol Hamas’ın hayatta kalmasını sağlıyor” ifadelerini kullandı.
Hamas’ın mevcut durumda siyasi ve güvenlik açısından adeta bir kördüğüm haline geldiğini söyleyen Sharab, hareketin çözülmesi gereken son derece karmaşık bir senaryoyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Son olarak, Fetih’in askeri seçenekten siyasi seçeneğe geçiş sürecini hatırlatarak, ortaya çıkan yeni siyasi gerçekliğin göz ardı edilemeyeceğini ve Hamas’ın bu yeni denkleme uyum sağlama kapasitesinin ise hala belirsizliğini koruduğunu sözlerine ekledi.