Gazze’nin Acısı Neden Romantikleştiriliyor?
25.09.2026 - 17:21 | Son Güncellenme: 25.09.2026 - 17:48
İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik soykırım savaşının 7 Ekim 2023'te başlamasından bu yana, sosyal medya platformlarında Filistin manzarasına damgasını vuran yalnızca ölüm, yıkım ve açlık görüntüleri olmadı; bunlara, yaşananları farklı saiklerle yeniden kurgulama çabaları da eşlik etti. Bu çabalar bazen soykırımı ve yok oluşu direniş, kahramanlık ve umut hikâyelerine dönüştürecek biçimde farklı bir yöne evrildi.
Bu anlatı biçimine paralel olarak Filistinli gazeteci Seca Hamdan, sosyal medya hesaplarında "Soykırımın Romantikleştirilmesi" başlıklı bir dizi paylaşım yayımlamaya başladı. Hamdan bu paylaşımlarıyla, Filistinlilerin soykırım sürecindeki deneyiminin nasıl algılandığını çözümlemeye çalışıyor.
Şu anda Birleşik Krallık'ta yaşayan Seca Hamdan, dizisinde direnişin Gazze hikâyesinin bir parçası olmaktan çıkıp -kendi ifadesiyle- asıl hikâyenin kendisi hâline getirilme biçimini tartışmaya açıyor. Hamdan, bu bakış açısını bir İngiliz üniversitesinde farklı milletlerden araştırmacılarla bir araştırma makalesini tartışırken yakaladığını belirtiyor. Katılımcıların ortak bir algısı vardı: Filistinli bir kahramandır ve hiç kimsenin dayanamayacağı şeylere dayanabilir. Hamdan burada şu soruyu sormuş: Soykırımı, alıcı için daha "katlanılabilir" bir şekilde anlatılabilir kılmaya çalıştığımızda ne olur?
Gazetecileri Koruma Komitesi: Gazze'de 229 vaka incelendi, 22 isim listeden çıkarıldı
Hamdan, Al-Araby Al-Jadeed'e verdiği demeçte, dizide değindiği örneklerin -çadırda eğitimine devam eden bir çocuktan enerji için alternatif çözümler arayan bir gence kadar- çoğunun direnişe karşı bir tutumdan kaynaklanmadığını söylüyor. Hamdan şöyle açıklıyor: "Beni ilgilendiren temel soru şu: Sahadaki bu gerçekleri nasıl anlatıyoruz? Dizide bahsettiğim, çadırda eğitimine devam eden çocuk ya da enerjiye alternatif arayan genç gibi bütün örnekler zaten gerçek. Ancak benim karşı çıktığım şey, bağlamın eksik bırakılması ya da bu örneklerin parçalanmış ikinci bir anlama çekilmesi."
Hamdan ekliyor: "Bu soykırımın ve ondan doğan hikâyelerin her zaman ilham verici olması mı gerekiyor? Birçok akademik toplantı ve konferansta gözlemlediğim şey, herkesin Gazzelilerin hikâyelerini sevdiği, çünkü onlara ilham verici geldiği. Peki Gazze halkının, çektikleri onca acının üstüne bir de alıcıya ilham vermesi mi gerekiyor; alıcı, soykırımı izleyen bir seyirci olarak kendi payına düşeni yapma konusunda rahat hissetsin diye?"
Hamdan, soykırımı çevreleyen koşulları okumaya çalışırken "romantikleştirme" terimini kullanıyor. Bu terim, Filistin deneyiminin -en vahşi biçimlerde ölüm, kayıp, yardım kuyrukları ve yerinden edilmeyle dolu bir gerçeklikten- "kırılmayan halk" ya da trajedisini her zaman bir güç ve ilham kaynağına dönüştürebilen insan hakkında romantik görüntülere ve hikâyelere dönüşmesini; bu arada da yok edilen bir şehir ve en temel haklarından mahrum bırakılan bir halk olduğunun unutulmasını ifade ediyor.
Medya, Filistinlilerin acısını dayanma kapasitesine sahip kahraman imgesiyle ilişkilendiriyor
Hamdan, dizinin bir bölümünde "Soykırımı kim daha iyi anlıyor?" sorusunu ortaya atarak, olayı bizzat yaşayanla dışarıdan izleyen arasındaki uçurumu ele alıyor. Zira soykırım, bir Gazzeli için görsel bir malzeme ya da son dakika haberi değil; yemek ve suya ulaşmaktan güvenli bir yer aramaya, aile bireylerinden haber beklemekten bombardıman seslerine rağmen uyumaya çalışmaya kadar hayatın en sıradan ayrıntılarına uzanan günlük bir deneyim.
Hamdan, kendisine göre en tehlikeli anlatının, bir kısmı ya da bağlamı kesilip çıkarılmış doğru anlatı olduğunu; bunun yalan bir anlatıdan bile daha tehlikeli olduğunu, çünkü hikâyenin ilham verici kısmına ışık tutmaya çalıştığını söylüyor. Bu durum tam olarak "romantikleştirme" terimine karşılık geliyor: Şiddetli ve acımasız bir deneyime estetik ve ilham verici bir hava kazandırarak onu izlenebilir ve alıcı için daha az rahatsız edici kılmak; bunu da umudu, kahramanlığı ve fedakârlığı, aslında bu direnişe ihtiyaç doğuran şiddet ve soykırım bağlamından koparıp almak yoluyla yapmak.
Böylece soru, "Onları bu direnişe zorlayan koşullar nelerdir?" olması gerekirken "Nasıl direniyorlar?" hâline geliyor. Hamdan, deneyimle onu gözlemleme arasındaki bu mesafenin, "Soykırımın Romantikleştirilmesi" dizisine göre başka bir soruyu da gündeme getirdiğine dikkat çekiyor: Başkalarının kurbanlar adına konuşma ya da onların duygularını yorumlama kapasitesi. Zira empati, sahibinin deneyiminden koptuğunda, o kişilerin gerçekte söylediklerini dinlemek yerine, onlar hakkında belirli bir imgeyi yeniden üretmeye dönüşebilir.
Gazze gazetecileri... Kişisel hafızayla birlikte uzayan mesleki bir arşiv
Hamdan'a göre "Soykırımın Romantikleştirilmesi" yalnızca başkalarının kurbanlara bakış biçimiyle sınırlı kalmıyor, Filistinlinin kendi imgesine de uzanıyor. "Soykırım kahraman mı yaratır?" başlıklı bölümde yazar, kahramanlık fikrini sorgulamaya açıyor; özellikle de Filistinlilerin acısı, koşullar ne kadar ağır olursa olsun dayanabilen "kahraman" imgesiyle ilişkilendirildiğinde.
Hamdan'a göre, bombardımanı yaşayan çocuğun, çocuklarını kaybeden annenin, defalarca yerinden edilen ailenin ve yiyecek arayan açların, mutlaka olağanüstü kahramanlar olarak sunulmaya ihtiyacı yok; çünkü onlar her şeyden önce, kendilerine dayatılan olağanüstü koşullar altında yaşayan insanlar. Hamdan, dayanma kapasitelerinin aşırı yüceltilmesinin, daha acil bir soruyu gizleyebileceği kanısında: Onlardan zaten neden bütün bunlara katlanmaları isteniyor?
Hamdan, dizinin öneminin yalnızca acıyı belgelemekle yetinmemesinde, bu acının medya ve dijital söylem içinde nasıl üretildiğine bakmaya çalışmasında yattığını düşünüyor. Enkaz yığınları arasında gülümseyen bir çocuğu gösteren fotoğraf etkileyici görünebilir, ama daha karmaşık bir gerçekliği tek bir ana indirgeyebilir.
Aynı şekilde, "Gazze kırılmaz" ifadesi alıcıya bir güç hissi verebilir, ama aynı zamanda Şerit sakinlerinin yaşadığı tükenmişlik, kayıp ve korkunun boyutunu gizleyebilir. Böylece dizi, yazarken göz ardı edilemeyecek zor bir soruyu gündeme getiriyor: Gazze'yi dinliyor muyuz, yoksa bazen Gazze'yi görmek istediğimiz şekilde mi yeniden yazıyoruz?
Kaynakça : Al-Araby Al-Jadeed