Batı Şeria’da Çoban Yerleşimleri: Hayvanlarla ve Sözleşmelerle Toprak Ele Geçirme Yöntemi 

İsrail yerleşim hareketi, Batı Şeria’daki kontrolünü genişletmek için yeni bir yöntem kullanıyor. Küçük bir sürü ve tepede kurulan bir çadırla başlayan çoban yerleşimleri, zamanla yollar, kameralar, sözleşmeler ve askerî koruma desteğiyle büyüyerek Filistinlilerin topraklarına erişimini kısıtlayan yapılara dönüşüyor. 
bati-seria-da-coban-yerlesimleri.jpg

28.08.2026 - 16:23  |  Son Güncellenme:  28.08.2026 - 16:46

Filistin’deki sömürgeci yerleşim hareketi, toprakları kontrol altına almak ve mümkün olan en fazla sayıda Filistinliyi yaşadıkları bölgelerden uzaklaştırmak amacıyla farklı örgütlenme biçimleri geliştirdi. Bu yöntem, yerleşimci sömürgecilik deneyimlerinde görülen klasik uygulamalardan biri olarak öne çıkıyor.

Siyonist hareketin Filistin topraklarını ele geçirme sürecinde kullandığı yöntemler ve hedefler, diğer sömürgeci deneyimlerle benzerlik taşıyor. Araştırmacı Patrick Wolfe’un da belirttiği gibi yerleşimci sömürgecilik, belirli bir tarihsel anda başlayıp sona eren tekil bir olay değil; sürekli olarak nüfusu yerinden etmeye ve toprak üzerinde kontrol kurmaya yönelik projeler üreten kalıcı bir yapı olarak işliyor.

Siyonist hareketin kurucularına ait erken dönem yazılarında Filistin topraklarının kontrol altına alınması ve “Yahudi egemenliği” olarak tanımlanan hedef için zorunlu görülen nüfus transferi projeleri öne çıktı. 1948 Savaşı sırasında yüzlerce köy ve kentin yok edilmesiyle sonuçlanan süreç, yüz binlerce Filistinlinin topraklarında kalmaya devam etmesi nedeniyle “demografik sorun” olarak tanımlanan meseleyi tamamen ortadan kaldıramadı.

Bu nedenle, özellikle işgal altındaki Filistin topraklarında mülkiyeti yalnızca Yahudilerle sınırlandıran yasalar stratejik bir araç haline geldi. Batı Şeria, Kudüs ve Gazze’de askerî güç yoğun biçimde kullanılırken, hükümetler tarafından finanse edilen ve İsrail güçleri tarafından korunan yerleşim hareketlerine geniş alan açıldı.

İsrail, kuruluşundan bu yana farklı isim ve örgütlenme biçimleriyle yerleşimler ve topluluklar kurdu; Filistin topraklarının ele geçirilmesini meşrulaştırmaya yönelik yasalar çıkardı. 1967 Savaşı’nın ardından Kudüs ve Batı Şeria, askerî, güvenlik temelli ve dini söylemlere dayanan ideolojik yerleşim politikalarının merkezine yerleşti.

Son yıllarda Batı Şeria’nın tepelerinde ve dağlık bölgelerinde yeni bir yerleşim modeli ortaya çıktı: çoban yerleşimleri. Bu yapılar, küçük bir başlangıç noktasından büyüyerek ekonomik ve askerî devlet desteği ile yerleşimci kuruluşların finansmanı sayesinde genişliyor. Yerleşimciler geniş alanlarda hayvanlarını otlatırken, çoğu zaman silahlı olan çobanlar “Büyük İsrail” anlayışına dayanan dini bir söylem taşıyor. Aynı süreçte Filistinli toplulukların büyümesi, tarım yapması ve hayvancılıkla uğraşması engelleniyor.

Bu çalışma, İsrail hükümetinin Batı Şeria üzerinde tam kontrol kurma yönündeki adımlarını hızlandırdığı bir dönemde çoban yerleşimlerinin oluşturduğu tehdidi ve bu yapıların Filistin topraklarını ele geçirmek için kullandığı yöntemleri inceliyor.

Çoban yerleşimlerinin doğuşu: Hayvanlarla toprak gaspı

İsrail’in tarımsal sömürgeleştirme politikası, devletin kuruluşundan önce başladı. Haziran 1967’de Batı Şeria’nın işgal edilmesinin ardından İşçi Partisi liderliğindeki İsrail hükümeti, Filistin topraklarının stratejik bölgelerini kontrol altına almak amacıyla Elon Planı kapsamında Ürdün Vadisi’nde yerleşimler kurdu. Hükümet, yerleşimcilere “ataların toprağı” söylemine dayanan dini iddialarla toprak kontrolünü birleştiren tarım projeleri için destek sağladı. Bu projeler, mümkün olan en geniş alanı ele geçirmeyi ve bölgenin kaynaklarını Filistinli toprak sahipleri pahasına kullanmayı hedefledi.

Ariel Şaron

Tarım ve çoban yerleşimleri olgusu, Ariel Şaron’un 1990’lı yıllarda Likud Partisi Merkez Komitesi’nde yaptığı konuşmaya kadar uzanıyor. Şaron, İsraillilere tepelerde yükselmeleri ve bu bölgeleri kontrol altına almaları çağrısında bulunarak, gelecekte Filistinlilerle yapılabilecek herhangi bir anlaşmada geri adım atılmasını engelleyecek fiili durumlar oluşturulmasını savundu. Bu girişim, başından itibaren sahadaki bireysel hareketlerle buna sonradan eklenen ve kalıcılık sağlayan hükümet desteğinin birleşimiyle ilerledi.

Bu yerleşim noktalarının yayılması, Tepe Gençliği olarak bilinen genç yerleşimci grupların ortaya çıkışıyla da bağlantılı. Bu gruplar, söylemlerinin önemli bölümünü mesihçi kurtuluş inancını savunan hahamların yazılarından alıyor. Bu anlayış, Filistin’in tamamında Yahudi hukukuna dayalı bir devlet kurulmasını ve Filistinliler ile Arapların bu topraklardan çıkarılmasını hedefleyen “Büyük İsrail” fikrine dayanıyor.

Son yıllarda çoban ve tarımsal yerleşim noktalarının sayısı hızla arttı. Tepe Gençliği dahil bazı yerleşimci gruplar, Gazze Savaşı’nı Batı Şeria’daki Filistinli topluluklara yönelik saldırıları artırmak için kullandı. Özellikle Ürdün Vadisi, Kudüs kırsalı ve Güney Hebron tepeleri bu saldırıların yoğunlaştığı bölgeler oldu. Uluslararası Af Örgütü’ne göre Ocak 2023 ile Nisan 2026 arasında çoğunluğu Bedevi ve hayvancılıkla uğraşan 117 Filistinli topluluk, yerleşimci saldırıları ve erişim kısıtlamaları nedeniyle tamamen veya kısmen yerinden edildi. Yaklaşık 5 bin 910 kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

2026 yılında yayımlanan bir raporda, Barış Şimdi ve Kerem Navot adlı kuruluşlar, 2023-2025 yılları arasında 185 yeni yerleşim noktasının kurulduğunu ortaya koydu. Bunların yaklaşık 130’unu tarımsal çiftlikler ve tepe yerleşimleri oluşturuyor. Çoban yerleşimlerinin fiilen 1,07 milyon dönümden fazla alanı kontrol ettiği ve bunun Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 18’ine denk geldiği belirtildi.

Bu çiftlikler ideolojik ve ekonomik açıdan farklı özellikler taşıyor. Bazıları, dini Siyonizm akımına bağlı yerleşimciler tarafından Tevrat temelli gerekçelerle kuruldu. İsrail literatüründe bu gruplar arasında Hardalim olarak bilinen kesimler de bulunuyor. Bazı yerleşimler ise ideoloji ile ekonomik çıkarları birleştirerek özellikle İsrail iç bölgelerine ve Ürdün Vadisi’ne yakın alanlarda turistik merkezler olarak tanıtılıyor. Tepe Gençliği ile bağlantılı yerleşimler ise Filistinli topluluklara yönelik saldırılar için üs olarak kullanılıyor ve çoğu zaman köyler ile kasabalar arasındaki bağlantıları kesen bölgelerde kuruluyor. Bu durum, coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devleti kurulması ihtimalini de zayıflatıyor.

Barış Şimdi ve Kerem Navot tarafından yayımlanan Kötü Samiriyeli başlıklı araştırmaya göre, çoban yerleşimleri 2025 baharı itibarıyla en az 786 bin dönümlük alanı kontrol altına aldı. Bu alanın 281 bin 500 dönümlük kısmı İsrail’in Sivil İdaresi tarafından Filistinlilere ait özel mülkiyet olarak sınıflandırılırken, 34 bin 365 dönüm ise Oslo Anlaşmaları kapsamında Filistin yönetiminin yetki alanındaki A ve B bölgeleri ile üzerinde mutabakata varılan koruma alanlarında bulunuyor.

Yerleşimciler: Toprak savaşının aracı

İsrail hükümeti ve medyası, yerleşimcilerin şiddet eylemlerini ve toprak gaspını genellikle bireysel ve kontrolsüz girişimler olarak sunuyor. Bu anlatıya göre polis ve güvenlik kurumları söz konusu olayları engellemeye çalışıyor. Ancak sahadaki uygulamalar ve veriler farklı bir tablo ortaya koyuyor: Hükümet, yerleşimcileri önce Batı Şeria’nın yüzde 60’ından fazlasını oluşturan C Bölgesi üzerindeki kontrolünü güçlendirmek, ardından B ve A bölgelerine doğru genişlemek için kullanıyor.

Bu yaklaşım, İsrail güvenlik raporlarında Filistin yönetiminin C Bölgesi’ni kontrol altına alma girişimleri olarak nitelendirilen uyarılarda ve Tepe Gençliği liderlerinin yayımladığı bazı metinlerde de görülüyor. Söz konusu gruplar, özellikle Ramallah’ın kuzeybatısındaki kırsal bölgeler başta olmak üzere Filistin yönetiminin kontrolündeki alanlara doğru genişleme çağrısı yapıyor. Oslo Anlaşmaları kapsamında bu bölgelerin Filistin yönetimine bırakılmasını ise düzeltilmesi gereken bir hata olarak tanımlıyorlar.

Tarım ve çoban yerleşimleri doğrudan hükümet desteği alıyor. Bu desteğin finansmanı farklı kurumlar üzerinden sağlanıyor. Haziran 2024’te Dini Siyonizm Partisi tarafından düzenlenen ve bakanlar Bezalel Smotrich ile Orit Strock’un katıldığı bir konferansta, Yerleşim Dairesi Genel Müdürü Hoşaya Harari, hükümetin 2023 yılında 68 yerleşim çiftliğine 15 milyon şekel, 33 farklı yerleşim noktasına ise 13 milyon şekel kaynak aktardığını açıkladı. Paralar, Yerleşim Bakanlığı’ndan Dünya Siyonist Örgütü’ne bağlı Yerleşim Dairesi’ne, ardından yerleşimci bölgesel konseylerine ve son olarak çiftlikler ile yerleşim noktalarına ulaştırıldı.

Bu kaynaklar; arazi araçları, insansız hava araçları, elektrik jeneratörleri, kameralar, güvenlik noktaları, aydınlatma sistemleri, elektronik kapılar ve iletişim ekipmanları gibi araçların temininde kullanıldı. Bu ekipmanlar, söz konusu yerleşim noktalarının yalnızca tarımsal faaliyet yürütülen alanlar olmadığını; Filistin topraklarının derinliklerine doğru ilerleyen kontrol noktaları ve saldırıların düzenlendiği üsler haline geldiğini gösteriyor. 

Naftali Bennett

Bu politika yalnızca mevcut Netanyahu hükümeti döneminde başlamadı. 2022 yılında dönemin Başbakanı Naftali Bennett de genç yerleşim olarak adlandırdığı yapıları desteklemek için 30 milyon şekellik bir plan onayladı.

Hükümet, bu yerleşimleri desteklemek için farklı yöntemlere de başvuruyor. Bunlardan biri, bazı yerleşim noktalarının ulusal sivil hizmet kapsamında görev alanları olarak kabul edilmesi. Askerlik hizmetinden muaf gençlerin ağırlıklı olarak tercih ettiği bu gönüllü hizmet, İsrail vatandaşlarının tamamı için zorunlu değil. Şomrim adlı internet sitesinin araştırmasına göre devlet, ulusal sivil hizmette görev yapan her gönüllü için aylık 3 bin ila 4 bin şekel ödeme yapıyor. Böylece yerleşim noktaları, gündüz tarımsal faaliyetlerde çalışan, öğleden sonra genç yerleşimcilerle birlikte hareket eden ve geceleri sürülerin korunmasına katılabilen genç bir iş gücüne sahip oluyor.

Amana: Yerleşim noktalarının annesi ve babası

Hükümetle birlikte hareket eden birçok yerleşimci kuruluş arasında en öne çıkanı Amana adlı yapı. Bu kuruluş, Gush Emunim yerleşim hareketinin uzantısı olarak faaliyet gösteriyor. Hareket kendisini yerleşimleri geliştiren ve yeni yerleşim alanları kuran bir kurum olarak tanımlarken, faaliyetleri özellikle tarımsal ve çoban yerleşimlerinin kurulması ve finanse edilmesinde merkezi bir rol oynadığını gösteriyor.

İsrail’de yerleşim inşası konusunda uzmanlaşmış bir dergiye verdiği röportajda Amana Genel Sekreteri Zeev Hefer, tarımsal ve çoban yerleşimlerini desteklediklerini belirterek bu yapıların geniş açık alanlar üzerinde kontrol kurmanın bir aracı olduğunu savundu. Hefer, bu yerleşimlerin geleneksel yerleşimlerden çok daha büyük alanları kontrol etmeyi sağladığını ifade etti.

Barış Şimdi hareketi, Amana’yı tarımsal ve çoban yerleşimlerinin annesi ve babası olarak tanımlıyor. Kuruluşun yaklaşık 600 milyon şekel değerinde varlığa sahip olduğu ve yıllık bütçelerinin on milyonlarca şekele ulaştığı belirtiliyor. Zeev Hefer, 2021 yılında düzenlenen bir konferansta hareketin 30 yerleşim noktası kurmadaki rolüyle övünmüş ve aynı yıl içinde 10 yeni nokta daha kurma sözü vermişti.

Rapora göre Amana, yerleşim çiftliklerine destek olmak, varlıklarını kalıcı hale getirmek ve karşılaştıkları sorunları çözmek amacıyla çiftlik koordinatörü görevlendirdi. Bu kişinin maaşının bir bölümü de devlet tarafından finanse edilen yerleşimci bölgesel konseyleri tarafından karşılanıyor.

Amana’nın internet sitesinde destek verdiği yerleşimler arasında Givat Gilad, Givat Yair ve Givat Maon gibi noktalar yer alıyor. Bu yerleşimlerin bazıları, çoban yerleşimlerinin son yıllardaki hızlı yayılmasından önce kurulmuştu.

Kurtuluş haritası: Daha fazla yerleşim için bağış çağrısı

Batı Şeria’daki sömürgeci yerleşim faaliyetlerinin genişlemesiyle birlikte, tarımsal yerleşim noktalarına destek toplamak amacıyla başka yapılar da faaliyet göstermeye başladı. Bunlar arasında Tepe Fonu ve Cephe Tepeleri Müdürlüğü öne çıkıyor. Bu yapıların faaliyetlerini, çoban ve tarım yerleşimlerinin öncüleri ile Tepe Gençliği gruplarının üyeleri destekliyor. Bu isimler arasında, Ramallah’ın doğusundaki Burka beldesinden Filistinli Kasım Cemal Matan’ın öldürülmesiyle suçlanan Elişai Yared de bulunuyor. Yared daha 

Ben-Gvir

önce Ben-Gvir liderliğindeki Yahudi Gücü Partisi milletvekili Limor Son Har-Melech’in sözcülüğünü yapmıştı.

Mayıs 2026’da Cephe Tepeleri Müdürlüğü, Batı Şeria’nın tepeleri ve dağlarında kurduğu yaklaşık 200 tarımsal ve çoban yerleşim noktasını gösteren bir harita yayımladı. Kuruluş, bu noktaları haritadaki gerçek kurtuluş olarak nitelendirdi. Bu ifade, söz konusu grupların ideolojik dünyasında önemli bir yere sahip olan kurtuluş anlayışına gönderme yapıyor. Bu anlayış, toprak kontrolünü Yahudi hukukuna dayalı devletin kurulması ve kurtarıcı Mesih’in gelişinin hızlandırılması fikriyle ilişkilendiriyor.

Müdürlük, bağış toplamak için propaganda dili kullandı. İsraillilere kurtuluşun kokusunu soluma ve tarihin yazımında ortak olma çağrısı yaptı; paylaşımına bağış bağlantısı ekledi. Tepe Fonu da altyapı kurulması, lojistik ve maddi destek sağlanması, inşaat malzemeleri depolarının hazırlanması gibi faaliyetlerle yerleşim noktalarının güçlendirilmesine katkı sunuyor. Böylece daha önce yıkılan bazı yerleşimlerin kısa sürede yeniden kurulması mümkün hale geliyor.

Bir yerleşim noktası genellikle bir aile ya da tek bir yerleşimcinin hedeflenen tepeye hayvan sürüsüyle çıkmasıyla başlıyor. Daha sonra hareket alanı genişletiliyor ve Filistinli toprak sahiplerine yönelik saldırılar gerçekleştiriliyor. Ardından İsrail ordusu devreye giriyor. Bazı yerleşimcilerin açıkça ifade ettiği stratejiye göre amaç, İsrail güçlerini bölgeye çekerek kontrolü sağlamaları ve yerleşimin kalıcı hale gelmesini güvence altına almaları.

Çobanlık sözleşmeleri: Toprağı hukuk yoluyla ele geçirme

Toprakları kontrol altına almak için kullanılan yöntemlerden biri, Dünya Siyonist Örgütü’ne bağlı Yerleşim Dairesi tarafından verilen otlatma amaçlı arazi tahsisi izinleri. Resmi sözleşmelerde bu mekanizma, Yahudiye ve Samiriye bölgesinde ihalesiz tarımsal arazi tahsis süreci olarak tanımlanıyor ve sıradan bir idari izin gibi sunuluyor.

Yerleşim Dairesi ile yerleşimci veya yararlanıcı kuruluş arasında yapılan kullanım izni ya da ruhsat sözleşmelerinde, söz konusu araziler İsrail tarafından devlet arazisi veya terk edilmiş mülk olarak tanımlanıyor. Ancak sözleşmeler ve haritalar üzerinde yapılan incelemeler, çoban yerleşimlerinin kontrol ettiği bazı alanların Filistinlilere ait özel mülkiyetler içinde bulunduğunu veya Yerleşim Dairesi’nin yetki alanı dışında kaldığını ortaya koyuyor.

Yerleşim Dairesi, Mayıs 2025’te sözleşme şartlarını değiştirdi. Yapılan düzenlemeyle yararlanıcıların birden fazla arazi parçasını kullanmasına ve kullanım amacının yalnızca inşaatla sınırlı kalmamasına izin verildi. İsrail Tarım Bakanlığı da 2024 yılında et sığırı üretimini destekleme programında, Batı Şeria’daki meraları kullanan yerleşimcilerden Yerleşim Dairesi’nden alınmış izin belgesi sunmalarını şart koştu. Böylece toprak ele geçirme süreci, resmî kurallara bağlı ve yasal bir işlem görüntüsü kazanırken, daha geniş bir yerleşim sisteminin parçası olmaya devam etti.

Yerleşim Dairesi, yapılan sözleşmelere ilişkin tüm verileri kamuoyuyla paylaşmıyor. Barış Şimdi kuruluşunun İsrail Yüksek Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun ardından mahkeme, Aralık 2024’te devletin yerleşim alanları dışındaki arazi tahsis planlarını önceden yayımlamasına karar verdi. Devlet ise mahkemeye sunduğu yanıtta, Yerleşim Dairesi’nin yerleşimcilere otlatma amacıyla yaklaşık 80 bin dönüm arazi tahsis ettiğini kabul etti.

İsrail ordusuna bağlı “Bölgelerde Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi” daha sonra, askeri Sivil İdare tarafından hazırlanan ve devlet mülkü veya kayıp sahiplerin mülkleri olarak sınıflandırılan arazilerin otlatma amacıyla geçici tahsisine ilişkin ilanlar yayımladı.

Bu ilanlarda yararlanıcı yerleşimcilerin isimleri açıklanmıyor. Yalnızca başvuru numarası, arazi büyüklüğü, harita ve devlet mülkleri ile kayıp sahiplerin mülklerinden sorumlu yetkilinin onayı yer alıyor. İtiraz hakkının 30 gün içinde kullanılabileceği belirtilse de Filistinlilerin deneyimi, mevcut hukuk sisteminin İsrail’in toprak üzerindeki kontrolünü kolaylaştıracak ve gerçek sahiplerin haklarını geri almasını zorlaştıracak şekilde işlediğini gösteriyor.

10 Şubat 2025 tarihli bir ilanda, İsrail Sivil İdaresi Tubas bölgesinde 8 bin 734 dönümlük araziyi ismi açıklanmayan bir yerleşimciye tahsis etti. Yapılan incelemede 183, 184, 204, 205, 206, 207 ve 208 numaralı parsellerin Kuzey Ürdün Vadisi’ndeki Hamdat yerleşimi çevresinde bulunan Filistin tarım arazileri içinde yer aldığı ve alanın büyük bölümünün askerî atış bölgesi kapsamında olduğu belirlendi.

Başka bir ilanda ise ismi açıklanmayan bir yerleşimci kuruluşa, Ramallah’ın kuzeybatısındaki Deyr Belut ve Batı Lübban bölgelerinden 2 bin 622 dönümlük arazi otlatma amacıyla tahsis edildi. Bu alan içinde yer alan Deyr Belut’taki Hallet el-Abhar bölgesinde bir yerleşim noktası kuruldu ve Filistinlilerin kendi topraklarına erişimi engellendi.

Ramallah’ın doğusundaki Deyr Cerir beldesi ise sözleşmelerle sahadaki şiddetin nasıl iç içe geçtiğini gösteren örneklerden biri. Ekim 2023’ten bu yana belde, yerleşimciler ve İsrail güçlerinin saldırılarına maruz kaldı; saldırılar sonucunda ölümler, yaralanmalar ve maddi zararlar yaşandı. İsrail ordusunun yayımladığı ilanlarda, Deyr Cerir ve Kefr Malik topraklarından yaklaşık 440 dönüm alanın otlatma başlığı altında yerleşimcilere tahsis edildiği görülüyor. Ancak çevredeki yerleşim noktaları, 1980’lerde el konulan arazilerden başlayarak özel mülkiyet alanlarına doğru genişlemek için hayvan sürülerini kullandı. Bu süreç; öldürme, darp, kundaklama, mülk tahribi ve hayvan hırsızlığı gibi saldırılarla birlikte ilerledi.

Otlatma amacıyla tahsis edilen birçok arazi, daha önce Filistinlilerden alınan topraklar üzerine kurulan yerleşimlerin çevresinde bulunuyor. Zaman içinde bu yerleşimler, yeni yerleşim noktalarının ortaya çıktığı merkezlere dönüşüyor; açık alanlara doğru genişleyen bu yapılar Filistinlilerin bu bölgeleri kullanmasını veya yapılaşmasını engelliyor.

Kötü Samiriyeli raporu, sözleşmeler yoluyla binlerce dönümlük arazinin onlarca yerleşimciye ihalesiz ve ücretsiz şekilde verildiğini ortaya koyuyor. Resmî amaç otlatma olarak açıklansa da bu arazilerin büyük bölümünde ruhsatsız yerleşim noktaları kuruldu. Ayrıca birçok haritanın hatalı hazırlanması ve sözleşmelerde belirtilen alanlarla ekli haritaların sınırlarının uyuşmaması, daha geniş alanların kontrol edilmesine imkan sağladı.

İki kuruluşun incelediği sözleşmeler, Filistinlilere ait yaklaşık 9 bin dönümlük özel mülkiyet alanını, sivillerin girişinin yasak olduğu askerî atış bölgeleri içindeki 5 binden fazla dönümlük araziyi ve Filistin yönetiminin kontrolündeki B Bölgesi’nde yaklaşık 1060 dönümlük alanı kapsıyor. Otlatma için tahsis edilen bazı arazilerin üzüm ve zeytin üretiminde kullanıldığı, incelemelerde yaklaşık 2 bin 500 dönüm alanın tarıma çevrildiği belirlendi.

Raporda incelenen örnekler arasında, Güney Hebron’daki Dura toprakları üzerine kurulan Negohot yerleşiminin güneyindeki bir noktadan sorumlu yerleşimci Hagai Nisim ve 2 bin 465 dönüm arazi tahsisiyle Givat Yehuda yerleşim noktasını kuran Elişav Nahum bulunuyor. Ayrıca yerleşimci Itamar Cohen’in, Ürdün Vadisi’ndeki Mihora yerleşimi yakınında askeri atış bölgesi ilan edilen bir araziyi kullanarak 2013 yılından itibaren sözleşmesinde belirtilen alanın dışında bir yerleşim noktası kurduğu aktarılıyor.

İdeoloji, hukuk, güç ve haritalar: Sömürgecilik bütün yönleriyle

Batı Şeria’daki tarımsal ve çoban yerleşimleri, Filistinlilerin varlığına karşı yürütülen mücadelenin arkasındaki İsrail ağının yoğunlaşmış bir örneğini ortaya koyuyor. Bu yapıda ekonomik, siyasi, askeri ve ideolojik çıkarlar iç içe geçiyor. Aynı zamanda İsrail toplumundaki bazı hareketlerle bağlantı kurarak, çatışmayı sona erdirme hedefi doğrultusunda denizden nehre kadar olan bölgede Filistinlilerin varlığını ortadan kaldırmayı ve toprak üzerinde kontrol sağlamayı amaçlıyor.

Hukuk ve devlet kurumları bu sistem içinde bir engel olarak değil, işleyişin bir aracı olarak kullanılıyor. Hukuki düzenlemeler; güç kullanımı ve yerleşimci şiddetiyle birlikte hareket ederek Filistinlilerin mülkiyetlerini ellerinden almayı ve İsrail’in toprak üzerindeki kontrolünü güçlendirmeyi kolaylaştırıyor. Bu süreç, yeni yerleşimlerin kurulması ve mevcut yerleşim noktalarının meşrulaştırılmasının hız kazanmasıyla eş zamanlı ilerliyor.

Bir tepenin üzerinde başlayan küçük bir hayvan sürüsü ve basit bir çadır, kısa süre içinde yalnızca bir çobanlık faaliyeti olmaktan çıkıyor. Arkasına eklenen harita, sözleşme, finansman, yol ve askeri koruma desteğiyle küçük bir yerleşim noktası, başlangıçta kapladığı alandan çok daha geniş bir bölgenin kontrol edilmesini sağlayan bir araca dönüşüyor.
Kaynakça : Alaraby TV