Arap Partileri İsrail Seçimlerini Ne Ölçüde Belirleyebilir?
24.09.2026 - 09:02 | Son Güncellenme: 24.09.2026 - 09:02
İsrail'de 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, Arap partilerinin ve Arap seçmenin önemi giderek artıyor. Mevcut kamuoyu yoklamalarına göre, iktidardaki koalisyon kampıyla muhalefet kampının oy oranları arasında ciddi bir yakınlık söz konusu ve her iki tarafın da seçim sonrası hükûmet kurmasına imkân verecek bir çoğunluk elde etmesi zor görünüyor.
Tarihsel olarak Arap partileri, İsrail'de koalisyon ve hükûmet kurma sürecinin dışında kalmıştır. Bunun bir nedeni, Siyonist partilerin iktidar ortaklığı için çizdiği siyasi meşruiyet çerçevesinin Arap partilerini dışlaması; diğer nedeni ise Arap partilerinin, Filistinlilere yönelik işgal ve öldürme politikalarının, Arap vatandaşlara yönelik ayrımcılık politikalarının sorumluluğunu taşıyan ve İsrail'i "Yahudi ve demokratik" bir devlet olarak tanımlayan hükûmetlerde kendilerini ortak olarak görmemeleridir. Buna ek olarak, İsrailli partilerin on yıllar boyunca Arap partilerin desteğine ihtiyaç duymadan hükûmet koalisyonları kurabilmiş olması da bu tabloya katkıda bulunmuştur.
Arap partilerinin yükselişi
1993 yılı, Arap partilerin parlamentodaki desteğinin hükûmetin ayakta kalmasında belirleyici bir rol oynadığı en önemli örneklerden birini oluşturmuştur. Şas Partisi'nin İzak Rabin hükûmetinden çekilmesinin ardından yaşanan bu dönem, bu dönüşümün ilk işaretlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir.
Bu dönüşüm öncelikle, Arap partilerin 2015'te Knesset seçimlerine girmek üzere "Ortak Liste" adı altında birleşmesiyle gerçekleşti. Bu birleşme, Knesset'e girme baraj oranının yüzde 2'den yüzde 3,25'e yükseltilmesinin ardından geldi ve Arap listelerin ayrı ayrı seçime girmeleri hâlinde barajı aşamayabileceği yönündeki endişelerin bir sonucuydu. Ortak Liste, o seçimlerde 13 sandalye kazanarak Arap partilerin Knesset'teki tarihindeki en yüksek temsil oranına ulaştı.
İkinci olarak bu dönüşüm, 2019 seçimlerinden bu yana İsrail siyasi haritasında ortaya çıkan keskin bölünmenin bir sonucu olarak gerçekleşti. Bir tarafta sağ, dinî sağ ve aşırı sağ partileri bir araya getiren Binyamin Netanyahu kampı, diğer tarafta ise ona karşı olan kamp yer alıyordu. Birden fazla seçim turunda her iki kamp da yalnızca kendi bloklarındaki partilere dayanarak parlamento çoğunluğunu sağlayamadı; bu durum Arap sandalyelerinin siyasi ağırlığını artırdı.
Arap partileri ardı ardına yapılan seçimlerde
Bu siyasi kriz, 2019 ile 2022 yılları arasında beş seçim turunun yapılmasına yol açtı; bunların büyük bölümü kesin bir siyasi sonuç üretemedi. Bu dönemde Ortak Liste sürekli değişimler yaşadı. 2019 Nisan seçimlerinden önce dağıldı ve Arap partiler iki ayrı liste hâlinde seçime girdi. Aynı yılın Eylül seçimlerinden önce yeniden bir araya gelerek 13 sandalye kazandı. Mart 2020 seçimlerinde ise liste, Knesset seçim tarihinde bir Arap listenin ulaştığı en yüksek parlamento temsili olan 15 sandalyeyi elde ederek benzeri görülmemiş bir başarıya imza attı.
Ancak bu başarı, iç çekişmelerin yeniden alevlenmesini engellemedi. Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi (Güney İslami Hareketi), Mart 2021 seçimlerinden önce Ortak Liste'den ayrıldı. Bu ayrılık, Arap partilerin İsrail siyasi sisteminde oynaması gereken rol konusundaki siyasi ve stratejik bir görüş ayrılığından kaynaklandı. Abbas, Arap toplumu için sivil ve ekonomik talepler elde etmek karşılığında, Binyamin Netanyahu kampı dahil olmak üzere İsrail'deki her iki kampla da müzakere ve iş birliğine hazır olma esasına dayanan bir yaklaşım benimsedi. Birleşik Liste'ye göre parlamento çalışmasında asıl önemli olan, Arap toplumunun günlük yaşam taleplerine yönelik somut etki ve kazanımlar elde etmektir. Buna karşılık, Ortak Liste'nin diğer bileşenleri bu yaklaşımı reddetti ve bunu, özellikle aşırı sağ olmak üzere İsrail sağıyla ilişkileri belirlemesi gereken siyasi sınırların aşılması olarak değerlendirdi.
Nitekim 2021 seçimleri, Naftali Bennett ve Yair Lapid liderliğinde bir hükûmet koalisyonunun kurulmasıyla sonuçlandı ve Birleşik Arap Listesi bu koalisyona katıldı. Bu, bağımsız bir Arap partinin bir İsrail hükûmet koalisyonuna resmen katıldığı ilk örnekti. "Değişim Hükûmeti" olarak bilinen bu hükûmet ancak yaklaşık bir yıl ayakta kalabildi, ardından çöktü, Knesset feshedildi ve yeni seçimler yapıldı.
2022 seçimlerinde Arap partiler üç ayrı liste hâlinde yarıştı: Birleşik Arap Listesi (Güney İslami Hareketi), Demokratik Cephe ile Arap Değişim Hareketi'nin oluşturduğu ittifak listesi ve tek başına seçime giren Ulusal Demokratik Meclis (Balad). Bu durum, liste teslim gecesinde Demokratik Cephe ve Arap Değişim Hareketi'nin, Balad ile imzaladıkları ortak liste anlaşmasından geri çekilmesinin ardından ortaya çıktı. Bunun sonucunda Balad tek başına seçime girmek zorunda kaldı, ancak barajı aşamadı.
Buna karşılık seçimler, Netanyahu'nun net bir çoğunluk elde ederek 64 milletvekilinden oluşan sağ-dinî bir koalisyon kurmasıyla iktidara dönüşüyle sonuçlandı. Böylece 2022 seçimleri bir kez daha gösterdi ki Arap partilerin seçime giriş biçimi -özellikle barajı aşamama riski nedeniyle oyların boşa gitmesi tehlikesi- İsrail kampları arasındaki güç dengesini doğrudan etkileyebilmektedir.
Arap partiler, 2026 seçimlerine tüm bileşenleri kapsayan tek bir ortak liste hâlinde girmek için aralarındaki anlaşmazlıkları aşmayı başaramadı. Bunun yerine, mevcut seçimlere iki ana liste hâlinde giriliyor.
Demokratik Cephe, Balad ve Arap Değişim Hareketi olmak üzere üç parti "Ortak Liste" çatısı altında birleşirken, Birleşik Arap Listesi bağımsız olarak seçime katılıyor. Birleşik Liste, tarihinde ilk kez listesinin üst sıralarına Yahudi bir aday dahil etti: "Değişim Hükûmeti"nde İç Güvenlik Bakan Yardımcılığı görevini yürütmüş ve "Yeş Atid" milletvekili olan Yoav Segalovitz. Bu adım, Birleşik Liste'nin muhalefet kampı içindeki kabul görme alanını genişletme ve seçim sonrasında -özellikle muhalefetin hükûmeti kurabilmesi ve listenin desteğine ya da koalisyona katılımına ihtiyaç duyması hâlinde- iş birliği ihtimalini artırma girişimi olarak yorumlandı.
İki listenin varlığı yalnızca kurumsal bir anlaşmazlığı ya da sandalye sıralaması rekabetini yansıtmıyor; aksine, Arap temsilinin İsrail siyasetindeki rolüne dair birbirinden oldukça farklı iki vizyonu ortaya koyuyor. Birleşik Arap Listesi, İsrail siyasi kampları oyununun içinden etki etme arzusuna dayanan bir yaklaşımı sürdürüyor; parlamentodaki gücünü, Arap toplumu için bütçe, karar ve sivil kazanımlar elde etmek karşılığında hükûmet kurulumunda pazarlık yapmak ya da hükûmete katılmak için kullanıyor. Mevcut seçimlerde, 2021'deki hükûmet koalisyonuna katılım deneyiminin ardından Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas, muhalefet kampının yanında yer aldığını açıkladı ve iki hedef belirledi: Netanyahu hükûmetini düşürmek ve alternatif bir hükûmetin kurulmasına katkıda bulunmak.
Buna karşılık Ortak Liste, gelecek hükûmetin kimliğine etki etme ihtimalini dışlamıyor; aksine hedeflerinden birinin sağ hükûmeti düşürmek ve mümkün olduğunca onun geri dönüşünü engelleyip alternatif bir hükûmetin kurulmasına katkı sağlamak olduğunu açıkça ilan ediyor. Ortak Liste'nin bazı bileşenleri, ilke olarak, belirli siyasi koşulların oluşması ve Arap toplumuyla Filistin meselesine ilişkin siyasi ve sivil talepleri içeren mutabakatlara varılması hâlinde, koalisyon dışından muhalefet partilerinin kuracağı bir hükûmete "güvenlik ağı" sağlamayı da dışlamıyor. Bu bakımdan Ortak Liste'nin duruşu, Birleşik Liste'den farklılaşıyor: Ortak Liste, hükûmet koalisyonuna katılımı başlı başına bir hedef olarak koymuyor; bunun yerine, Siyonist kamplardan daha büyük ölçüde siyasi bağımsızlığını koruyarak dışarıdan ve şartlı bir etki imkânını gündeme getiriyor.
Arap toplumunda seçmen katılımını artırmak
Her iki liste de hedeflerinin başına, son seçimlerde yaklaşık yüzde 60'ta kalan -İsrail toplumunun genelindeki orana kıyasla daha düşük olan- Arap toplumundaki oy kullanma oranını yükseltmeyi koyuyor. Her iki liste de Arap katılımının artmasının doğrudan Knesset'teki Arap temsilinin büyüklüğüne yansıyacağı ve bunun otomatik olarak Netanyahu ile sağ kampının yeni hükûmet kurmak için gerekli çoğunluğa ulaşma şansını azaltabileceği öngörüsünden hareket ediyor.
Mevcut güç dengeleri, Netanyahu liderliğindeki mevcut koalisyon kampı ile muhalefet kampının beklenen oy oranları arasındaki yakınlık ve her ikisi için de net bir çoğunluğun bulunmayışı göz önüne alındığında, Arap partilerin gelecek hükûmetin kimliğini belirleyecek kesin bir unsura dönüşmesi senaryosu artık verili bir olasılık olmaktan çıkmış durumda. Birleşik Arap Listesi'nin muhalefet kampına vereceği desteğin tek başına alternatif bir hükûmet kurmaya yetmemesi de mümkün. Bu durumda, "Ortak Liste"nin bazı bileşenlerinin yeni hükûmete karşı oy kullanmaktan kaçınması, hükûmetin Knesset'ten güvenoyu alabilmesi için gerekli bir unsura dönüşebilir.
Burada soru, yalnızca Arap partilerin tutumundan muhalefet partilerinin kendi tutumuna doğru kayıyor: Bağımsız bir parlamento çoğunluğuna sahip olmamaları hâlinde, güvenoyu oturumunda kendilerine karşı oy kullanılmaması şeklinde sınırlı bile olsa Arap partilerin desteğine dayanan bir hükûmet kurmaya hazır olacaklar mı? Yoksa Birleşik Arap Listesi ile yeni hükûmete destek vermeyi garanti altına alacak bir siyasi anlaşma veya mutabakata mı yönelecekler? Bu senaryonun önemi, hükûmete güvenoyu verilmesinin mutlaka 61 milletvekilinden oluşan salt çoğunluğu gerektirmemesinden, parlamento oylamasındaki basit çoğunlukla da sağlanabilmesinden kaynaklanıyor. Bu da kamplar arasındaki denge yakın olduğunda, oy kullanmaktan kaçınmaya belirleyici olabilecek bir siyasi önem kazandırıyor. Böylece muhalefet partileri, Arap tarafının hükûmet kurma sürecinde fiilî bir rol üstlenmesini kabul etmeye ne kadar hazır olduklarına dair pratik bir sınavla karşı karşıya kalabilir.
Eisenkot'un seçenekleri
Bu durumda Arap partilerin konumu ve rolü meselesi, yalnızca kendi hükûmeti destekleme ya da muhalefet etme kararlarına bağlı olmaktan çıkıyor; aynı zamanda hükûmeti kurmakla görevlendirilecek adaya ve onun kampının, iktidarı oluşturma denkleminde Arap siyasi rolünün meşruiyetini kabul etmeye ne ölçüde hazır olduğuna da bağlı hâle geliyor. Muhalefetin gelecek hükûmeti kurma konusunda öne çıkan adaylarından Gadi Eisenkot, seçimlerden sonra hükûmet koalisyonu kurmak için Arap partilerden destek talep etmeyeceğini açıklamıştı. Ona göre karar tamamen bu partilerin kendisine ait olacak: Ya kendi liderliğindeki bir hükûmete karşı güvenoyu oturumunda oy kullanmaktan kaçınacaklar, ya koalisyona katılmadan dışarıdan destek verecekler, ya da hükûmete muhalefet ederek alternatif bir hükûmetin kurulmasını engelleyip Binyamin Netanyahu'nun iktidarda kalmasına imkân tanıyacaklar.
Bu tutum, en azından şu aşamada, Eisenkot'un Netanyahu kampına, kendisini Arap partilere dayalı bir hükûmet kurmaya çalışmakla suçlaması için ek bir seçim malzemesi vermekten kaçınma isteğini yansıtıyor. Buna rağmen Netanyahu, Eisenkot'u bu noktadan hedef almaya çoktan başladı ve onun, "terörü desteklediğini" iddia ettiği Arap partilere dayanan bir hükûmet kurmaya çalıştığını öne sürüyor. Netanyahu bu söylem üzerinden iki paralel hedefe ulaşmaya çalışıyor: Eisenkot'un doğrudan ya da dolaylı Arap desteğiyle kuracağı olası alternatif bir hükûmeti önceden meşruiyetsizleştirmek ve Yahudi seçmenlerin bir bölümünde, Arap partilerin gelecek hükûmetin kimliğini belirleyen belirleyici bir tarafa dönüşeceği yönünde endişe uyandırmak.
Bu şekilde Araplara dayanma meselesi, seçim savaşının merkezî bir aracı hâline geliyor; bu durum sadece siyasi ortaklığın doğası üzerine bir tartışma olarak değil, aynı zamanda sağ seçmeni muhalefet kampına karşı mobilize etmenin bir yolu olarak da öne çıkıyor. Bu anlamda yaklaşan Knesset seçimleri, yalnızca iktidar kampının kimliği meselesinde değil, aynı zamanda meşruiyet sorunu ve [hükûmet üzerinde] etki kurma imkânı açısından da belirleyici olacak.
Kaynak: Al-Araby Al-Jadeed