ABD Suriye’de Üslerini Boşaltıyor: Çekiliyor Mu, Yoksa Yeniden Mi Konumlanıyor?
19.02.2026 - 16:00 | Son Güncellenme: 06.03.2026 - 15:39
ABD’nin Suriye’den çekilmesi artık yalnızca kulislerde konuşulan bir ihtimal ya da siyasi manevra değil; sahada somut adımlarla hayata geçirilen bir süreç haline geldi. Özellikle Suriye–Irak–Ürdün sınır üçgeninde yer alan Tanf Üssü ile Haseke kırsalındaki Şeddadi Üssü gibi stratejik noktaların boşaltılması, Washington’ın Suriye politikasında önemli bir değişime işaret ediyor. Öte yandan bu gelişmeler, ABD’nin bölgeden tamamen çekildiği anlamına gelmiyor.
ABD güçleri, 2025 yılı ve 2026 Ocak ayı boyunca toplam 28 askeri üs ve noktadan çekildi. Bunların 13’ü, Haseke’nin kuzeyi ve Halep’in kuzeydoğusundaki Ayn el-Arab (Kobani) dahil olmak üzere Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelerde yer alıyordu. Buna karşılık ABD, Suriye hükümetinin kontrolündeki alanlarda bulunan 15 askeri üs ve noktayı da boşalttı. Bu kapsamda ülkenin güneyinde Humus ve Şam kırsalı sınırındaki Tanf ve Zekef bölgelerinde iki üs, Haseke’de üç üs ve Deyrizor’da dokuz üs ile bir askeri nokta tahliye edildi.
Doğrudan çatışmadan güvenlik ortaklığına
ABD’nin Suriye’deki askeri varlığı, 2014 yılında DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyon çerçevesinde, dönemin başkanı Barack Obama döneminde başladı. Daha sonra Donald Trump, 2019’da bu varlığı azaltmaya çalıştı ancak askeri kurumların baskısıyla bu plan kısmen askıya alındı.
Gözden Kaçmasın
Bugün ise Washington’ın daha planlı ve organize bir çekilme süreci yürüttüğü görülüyor. Bu süreç, özellikle 2025 sonunda Şam yönetiminin uluslararası terörle mücadele koalisyonuna katılmasının ardından, bazı güvenlik sorumluluklarının Suriye hükümetine devredilmesiyle paralel ilerliyor.
Bu noktada en dikkat çekici değişim, ABD’nin doğrudan savaşan bir güç ve SDG’ye aktif destek veren bir aktör rolünden çıkarak; eğitim, lojistik destek ve istihbarat paylaşımıyla sınırlı bir pozisyona yönelmesi oldu.
Maliyet ve stratejik hesaplar
ABD’nin çekilme kararının arkasında birden fazla neden bulunuyor. Bunların başında, DEAŞ’ın 2014–2019 dönemine kıyasla sahadaki etkisinin ciddi ölçüde zayıflaması geliyor. Ayrıca binlerce tutuklu DEAŞ mensubunun Irak’a nakledilmesi ve kuzeydoğu Suriye’deki gözaltı altyapısının kademeli olarak dağıtılması da bu süreci hızlandırdı.
Öte yandan, İran ile artan gerilim nedeniyle bölgede bulunan küçük ve izole üslerin hedef haline gelmesi, ABD’nin askeri varlığının maliyetini ve riskini artırdı. Özellikle Tanf gibi üsler, hem askeri hem de siyasi açıdan hassas bir konumda bulunuyordu.
Bununla birlikte Washington’ın stratejik önceliklerini Asya’ya, özellikle Çin ile rekabete kaydırdığı biliniyor. Bu yaklaşım, mevcut ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve önceki bakan Antony Blinken tarafından da dile getirilen bir yönelim olarak öne çıkıyor. Bu durum, ABD’nin askeri kaynaklarını Orta Doğu dışındaki bölgelere kaydırma stratejisini güçlendiriyor.
Şam yönetiminin üsleri devralması ne anlama geliyor?
Tanf Üssü yalnızca bir askeri nokta değil, aynı zamanda Bağdat-Şam karayolunu kontrol eden kritik bir jeopolitik merkez konumundaydı. Ayrıca Ürdün sınırındaki “Tower 22” tesisine yakınlığı nedeniyle bölgesel güvenlik açısından da büyük önem taşıyordu.
Bu üssün Suriye hükümetine devredilmesi şu sonuçları beraberinde getiriyor:
- Suriye devletinin yaklaşık on yıl sonra sınır üçgenindeki kontrolünü yeniden sağlaması,
- Suriye ordusunun çöl bölgelerinde DEAŞ hücrelerine karşı operasyon kapasitesinin test edilmesi,
- ABD’nin doğrudan askeri varlığına yönelik gerekçelerin azalması.
Öte yandan bu gelişmeler, ABD’nin etkisinin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor. Washington, özellikle Suriye’nin doğusu ve kuzeydoğusunda siyasi süreç ve terörle mücadele konularında Şam yönetimiyle istihbari ve koordinasyon düzeyinde temaslarını sürdürüyor.
Bölgesel dengelere etkisi
ABD’nin Suriye’den çekilmesi, Orta Doğu’dan tamamen çıktığı anlamına gelmiyor. ABD halen Körfez bölgesinde yaklaşık 30 bin asker bulunduruyor ve Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde önemli askeri üslere sahip.
Bununla birlikte ABD’nin İsrail, Ürdün ve Irak gibi ülkelerle kurduğu ittifak ağı, Washington’a sahada yoğun askeri varlık bulundurmadan da hızlı müdahale imkanı sağlıyor.
Ancak çekilme kararı şu olasılıkların önünü açabilir:
- Rusya’nın eğitim ve silahlandırma alanındaki rolünün güçlenmesi,
- Avrupa ülkelerinin istikrar misyonlarında daha aktif hale gelmesi,
- Suriye, Irak, Ürdün ve Türkiye arasında sınır güvenliği konusunda yeni işbirliklerinin test edilmesi.
Tam çekilme değil, yeniden konumlanma
Sahadaki veriler, ABD’nin tamamen çekilmekten ziyade askeri varlığını yeniden yapılandırdığını gösteriyor.
ABD, Suriye’deki üs sayısını azaltmasına rağmen halen üç önemli askeri noktada varlığını sürdürüyor:
- Kasrek Üssü: Haseke’de, Tel Temir ile Tel Beyder arasında, M4 karayolunun güneyinde bulunuyor.
- Rmeylan Üssü: Haseke’de, Rmeylan kenti yakınındaki Abu Hajar tarım havaalanı içinde yer alıyor.
- Himo Üssü: Haseke’de, Kamışlı kentinin girişinde bulunuyor ve Anbara Hapishanesi’ni kapsıyor.
Bu üslerin temel amacı, doğrudan savaş operasyonlarından ziyade, güvenlik boşluğu oluşmasını önlemek, DEAŞ’ın yeniden güç kazanmasını engellemek ve Şam yönetimiyle yürütülen güvenlik koordinasyonunu sürdürmek olarak değerlendiriliyor.
Suriyeli araştırmacı Wael Alwan, Fokus Plus’a yaptığı açıklamada ABD’nin Suriye’den çekilme konusunun ilk kez Trump’ın başkanlığının ilk döneminde gündeme geldiğini ancak o dönemde hayata geçirilmediğini söyledi.
Alwan’a göre süreç, 2025 ve 2026 yıllarında yeniden hız kazandı. Bunun arkasında ABD’nin Suriye ve genel olarak bölgedeki askeri varlığının maliyetini azaltma isteği bulunuyor.
Alwan ayrıca, geçmişte çekilmenin önündeki en büyük engelin terörle mücadele ve sahada güvenilir bir ortak bulunamaması olduğunu belirtti. Ancak yeni Suriye hükümetinin uluslararası koalisyonun bir parçası haline gelmesiyle birlikte, ABD’nin çekilme sürecini fiilen başlattığını ifade etti.
Sahadaki askeri dengelerin Suriye hükümeti lehine değişmesinin de çekilmeyi hızlandırdığını vurgulayan Alwan, ABD’nin birçok üsten çekildiğini ancak Kasrek, Himo ve Rmeylan üslerinde varlığını sürdürdüğünü söyledi.
Alwana göre ilerleyen süreçte Himo Üssü’nden de çekilme ihtimali bulunuyor. Bu durumda ABD’nin Suriye’de yalnızca iki askeri üs ile sınırlı bir varlık sürdürmesi bekleniyor. Ayrıca bu üslerin rolünün de savaş operasyonlarından ziyade danışmanlık, koordinasyon ve terörle mücadele faaliyetlerini denetleme yönünde değişeceği değerlendiriliyor.
Öte yandan bu üslerin, 18 Ocak’ta Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye hükümeti arasında yapılan anlaşmanın uygulanmasını izleme görevini de üstleneceği belirtiliyor. Böylece ABD’nin sahadaki varlığı, yalnızca Suriye ile sınırlı kalmayacak; daha geniş bölgesel güvenlik koordinasyonunun bir parçası haline gelecek.