Yılın Değil, 43 Yılın Seçim Kampanyası: Kamerun’da Biya Rejimi
01.10.2025 - 16:55 | Son Güncellenme: 01.10.2025 - 17:12
Bir ülkede cumhurbaşkanı ya da diğer adaylar için seçimleri kazanmak kadar seçim kampanyası düzenlemeyi başarmak da önemlidir. Seçim kampanyaları özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde çok önemli yer tutar. Örneğin 1963 seçimlerinde John F. Kennedy’nin seçim kampanyası ekibiyle yine Lyndon Johnson’ın seçim kampanyası ekibi Amerikan tarihinde ilk defa iki başkan adayının televizyonda canlı yayında karşı karşıya gelmeleri için bir program ayarlamışlar, televizyonu izleyen izleyiciler seçimi Kennedy’nin kazanacağını düşündüklerini söylerken programı radyoda dinleyenler seçimi Johnson’ın kazanacağını düşündüklerini söylemişlerdir. Radyocular haklı çıkmışlardır.
Bunun yanında, 1969 seçimlerinden önce Lyndon Johnson seçim ofisi Richard Nixon seçim ofisine karşı ölümcül bir karalama kampanyasına girmiştir. Johnson seçim ekibinin ona hazırladığı bir konuşmada Nixon’a “Sen bir gergedansın” dedirtmeyi başarmıştır. Johnson’a “Nixon bunu asla kabul etmeyecek, bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diye sorulduğunda “Öyle olmadığını ben de biliyorum ama öyle olmadığını kanıtlamaya çalışırken onu zevkle izleyeceğim” diye cevap vermiştir.
Nixon sanırım bir gergedan olmadığını kanıtlamış olacak ki 1969 seçimlerini kazanmış, 1974 yılındaki Watergate olayına kadar Amerikan başkanı olarak kalmıştır. Bu olay açığa çıktığında istifa eden tek Amerikan başkanı olarak da tarihe geçmiştir. Nixon’dan sonra göreve gelen Gerald Ford, Nixon’ın affedildiğini duyurmuştur.
Gözden Kaçmasın
Seçim kampanyalarını Hollywood filmlerinde de görmek olanaklıdır. 1974 yapımı Taxi Driver filminde taksi şoförü Travis (Robert de Niro) seçim kampanyası ofisinde çalışan Betsy (Cybill Shepherd)’ye çıkma teklif eder. Ayrıca 1976 yapımı All the President’s Men filminde gazeteciler Bob (aramızdan yeni ayrılan Robert Redford) ve Karl (Dustin Hoffman) sık sık “Başkanı Yeniden Seçme Komisyonu” gibi bence bir seçim kampanyasından çok daha büyük bir organizasyondan söz ederler.
Her ne kadar Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi yoğun ve güçlü olmasa da başkanlık seçim kampanyaları tüm ülkelerde değişik şekillerde görülür. Günümüzde bu ülkelerden biri de Kamerun’dur.
Kamerun'un seçim süreci
27 Eylül 2025 tarihinde başlayan başkanlık seçim kampanyalarında 43 yıldır ülkeyi yöneten şimdiki Cumhurbaşkanı Paul Biya ve Biya’nın 43 yıllık yönetimine son vermek isteyen eski Turizm Bakanı Bello Bouba ön plana çıkmıştır. Biya’dan ve Bouba’dan ayrı olarak ise 45 yaşındaki gazeteci Cabral Libii özellikle Douala’da ve Edea’daki seçim ofisleriyle dikkat çekti. 2018 seçimlerinde yine aday olan ve seçimi üçüncü sırada tamamlayan Libii, taraftarlarıyla yaptığı buluşmalarda 43 yıllık Biya yönetimin artık son bulması gerektiğinin altını çizdi. 92 yaşında olup dünyanın en yaşlı lideri unvanını elinde bulunduran Paul Biya ise 43 yıldır olduğu gibi yine kendinden emin bir şekilde seçim kampanyasının sosyal medya boyutunda Büyüklük ve Umut altında birleşelim mesajını yayımladı.
1885 Berlin Konferansı sonrası Almanya’nın kolonisi haline gelen Kamerun’da Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanya çekilince İngilizler kuzeyde, Fransızlar güneyde kendi yönetimlerini kurdular. İngiliz Kamerun’u daha sonra Nijerya ile birleşirken, Güney Kamerun Fransız Kamerun’u ile birleşti. Böylece Kamerun hem İngiliz hem Fransız yönetimini birleştirerek bağımsızlığını kazanan tek Sahraaltı Afrika ülkesi oldu. Her ne kadar ülke bağımsız olsa da İngiliz ve Fransız bölgeleri Kamerun’u Fransızca konuşan çoğunluk (nüfusun %80’i) ile İngilizce konuşan azınlık olarak ikiye böldü. Bu ayrım ülkenin sosyolojik yapısını olduğu kadar siyasi ve ekonomik yapısını da etkiledi.
Bağımsız Kamerun’un ilk Cumhurbaşkanı Ahmadu Ahidjo, demokratik sözlerle yola çıksa da kısa sürede otoriter bir rejim kurdu. Kendisine ve partisine eleştirileri yasakladı, muhalif partileri kapattı ve 1966’da tek parti sistemini ilan etti. 1972’de federal yapıyı kaldırarak üniter devlet kurdu. Bu da İngilizce konuşan bölgeleri daha da güçsüz hale getirdi. Ahidjo döneminde ülke petrol keşfiyle bir büyüme yaşadı, ancak siyasi baskılar artınca petrol gelirleri yeterince verimli kullanılamadı. Ahidjo sağlık sorunları nedeniyle 1982’de istifa etti ve yerini Başbakan Paul Biya’ya bıraktı.
Ahidjo’nun görevden ayrılmasının ardından başbakan olan Paul Biya iktidara gelir gelmez ülkenin petrol gelirlerini büyük ölçüde görkemli kamu projelerine yönlendirdi. Ancak bu yatırımların yarısından fazlası tamamlanamadığı için kısa sürede ekonomik sıkıntılar baş gösterdi.
1983’te Ahidjo iyileştiğini ve yeniden cumhurbaşkanı olmak istediğini açıklayınca Biya ile arasındaki gerilim siyasal krize dönüştü. İsviçre’de tedavi görmekteyken ülkeye dönmesine izin verilmeyen Ahidjo, radyo programları üzerinden Biya’yı eleştirdi. Onu destekleyen kitleler gösteriler düzenledi fakat ömür boyu hapis cezalarıyla karşılaştılar. 1984 seçimlerini büyük bir oy oranıyla kazanan Biya aynı yıl Ahidjo yanlısı askerlerin darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bu girişim başarısız olunca Biya yönetimde daha da baskıcı bir tutum benimsedi.
Derinleşen ekonomik sorunlar karşısında IMF ile kredi anlaşmaları yapmak zorunda kaldı ve 1985’te partisinin adını Kamerun Halkının Demokratik Hareketi olarak değiştirdi. 1988’de seçimleri yine kazanmasının ardından İngilizce konuşan kuzeybatı bölgesinde baskıyı artırdı. Bu süreçte Fransızca konuşmayı reddeden aktivist Bernard Muna tutuklandı, John Fru Ndi’nin Sosyal Demokrat Cephe partisini kurması da gerginliği büyüttü. Eğitim sisteminde yapılan değişikliklerle İngilizce sınavlar Fransızcaya çevrildi, devletin resmi yayın organlarında ise yalnızca Fransızca kullanılmaya başlandı.
Biya dış baskılarla çok partili hayata geçiş yapmak zorunda kalsa da bu sisteme uyum sağlamak istemedi. Muhalefetin istediği ulusal konferansı engelleyince gazeteci Pius Njawé ve aktivist Celstin Monga’nın öncülüğünde “Hayalet Şehir” adı verilen sivil itaatsizlik hareketi başladı.
İşsizlikle boğuşan üniversite öğrencileri de bu protestolara destek verdi. Zamanla öğrenci sayısı on binlerden kırk binlere ulaştı, fakat mezunların çoğu iş bulamıyordu. Yetersiz altyapı ve siyasete karışan akademisyenler öğrencilerin durumunu daha da kötüleştiriyordu. Öğrenci sendikasının olmayışı hak aramayı zorlaştırıyordu. 1991’de öğrenciler Biya’nın konferansı iptal etmesini protesto ettiklerinde, kendilerine “ninja” diyen güvenlik güçlerinin ağır saldırısına uğradılar. Öğrencilerin odaları basıldı, kitapları yakıldı, pek çok kadın öğrenciye tecavüz edildi ve yüzlercesi gözaltına alındı.
1993’te bursların kaldırılması ve üniversite harçlarının getirilmesi yeni yürüyüşlere yol açtı. Bu kez yüzlerce öğrenci hapse atıldı, Profesör Ernest Meyemo dövülerek felç kalma tehlikesi yaşadı. Olayların ardından “Biya’nın Gençliği” adlı kulüpler kuruldu ve öğrenciler üzerindeki baskı daha da arttı.
Muhalefet, öğrenciler ve sivil toplum giderek güçlenen protestolarla yalnızca siyaseti değil ekonomiyi de sarsmaya başladı. Fransa’nın yatırımları durdurması, petrol fiyatlarındaki düşüş ve grevler Biya’yı muhalefetle masaya oturmaya zorladı. Ancak toplantıda yalnızca kendi görüşlerini dayatınca yeni tepkiler yükseldi ve erken seçime gidildi. Muhalefet hazırlıksız yakalandığı için 1992 seçimlerini de Biya kazandı. 1996’da anayasayı değiştirerek cumhurbaşkanlığı süresini yedi yıla çıkardı, 1997’de yeniden seçildi ve İngilizce konuşan bölgelere baskısını yoğunlaştırdı.
Mart ayında yedi yüz kişi tutuklanıp makineli tüfeklerle ateş altına alındı. Bu yıllardan itibaren Biya, büyük çaplı yolsuzluk iddialarıyla da anılmaya başladı. Bakanların işlerden yüzde 30 komisyon aldığı söylendi. 1998’de Uluslararası Şeffaflık Örgütü Kamerun’u dünyanın en yolsuz ülkesi ilan etti. Buna rağmen Biya’ya, Fransa ve Dünya Bankası’nın desteği sürdü; borçlar silindi ve yeni krediler alındı. 2004 seçimlerini de kazanmasının ardından muhalefet “Biya artık gitmeli” kampanyası başlattı. 2006’da Nijerya ile yaşanan Bakassi Yarımadası anlaşmazlığı Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda Kamerun lehine çözüldü fakat bu kampanya hükümetin meclis çoğunluğunu korumasını engelleyemedi. Çok partili hayat varlığını sürdürse de ülke tek parti düzeni gibi yönetilmeye devam etti.
2008’de Biya, anayasadaki görev süresi sınırını kaldırmaya girişince öğrenciler ve işçiler yeniden sokağa döküldü. Ulaşım işçilerinin grevleri dikkat çekti, öğrenciler ise Biya’ya karşı “Zaten ölüyüz, isterse öldürsün” sloganları attı. Bu kez Fransa da protestoların hedefi oldu. Öğrenciler Fransız büyükelçiliğini ateşe vermeye kalkıştı ancak başarılı olamadılar. Çıkan olaylarda 1600 kişi tutuklandı, büyük maddi hasar meydana geldi. Buna rağmen parlamentoda yapılan oylamada görev süresi sınırı kaldırıldı.
Görev süresi sınırsız hale gelen Biya, 2010’dan itibaren Boko Haram tehdidiyle uğraştı. Nijerya merkezli bu örgüt Kamerun’a da sıçramış, 2014’te 150 kız öğrenciyi kaçırmıştı. Kamerun ordusu, Çad’la iş birliği yaparak operasyonlar düzenledi ve 2018’de Boko Haram’a karşı zafer ilan etti. Ancak bu başarı Biya’ya duyulan olumsuz bakışı değiştirmedi. İngilizce konuşan nüfus üzerindeki baskılar giderek artmıştı. 2016’da avukat Felix Agbor Balla, Anglofon Sivil Toplum Konsorsiyumu aracılığıyla Biya’dan ayrımcılığa son vermesini talep etti. Biya’nın olumsuz yanıtı üzerine 2017’de direniş hareketi başladı. Halk belirlenen günlerde evden çıkmadı. Hükümetin baskısı devam edince konsorsiyum, kuzeybatıda Ambazonya adlı bağımsız bir devlet kurma niyetini açıkladı. Biya bu hareketi vatan hainliği olarak niteledi, aktivistleri tutuklattı ve bölgede interneti kesti. Fransızca konuşan gruplar, İngilizce konuşanların köylerine saldırılar düzenledi. Uluslararası kınamalara rağmen şiddet sürdü; evler yakıldı, çok sayıda insan öldürüldü. 2018’de İngilizce konuşan halk silaha sarıldı ve gerilla savaşı başlattı. Çatışmalarda on beş bin kişi yaşamını yitirdi, yüz binlerce kişi yerinden edildi. Aynı yıl yapılan seçimleri yine Biya kazandı. Şimdi de 2025 seçimlerine hazırlanıyor.
Kamerun’da 2025 seçimleri için düzenlenen cumhurbaşkanlığı kampanyaları 12 Ekim’e kadar devam edecek, sonrasında ise ülkenin yeni cumhurbaşkanı belli olacak. Şu ana kadar Hollywood yıldızları Kamerun’la ilgili bir film çekmemiş olabilirler ancak bu seçimi de Biya kazanırsa hakkında kesinlikle bir film yapılmalı.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.