Yılbaşı Ağacı Çocuklarıma Neden Hiçbir Şey İfade Etmiyor?

Gazeteci Emine Şeçeroviç Kaşlı, çocuklara Ramazan ayının sevgi, oyun ve paylaşım yoluyla kültür ve aidiyet bilinci kazandırmasını Fokus+ için kaleme aldı.
Emine Şeçeroviç Kaşlı
yilbasi-agaci-cocuklarima-neden-hicbir-sey-ifade-etmiyor.jpg

02.01.2026 - 10:57  |  Son Güncellenme:  02.01.2026 - 11:08

Geçen gün kızım Meyra’nın tabletini elime aldım. Arada alıp bakarım, ne izliyor, neyle ilgileniyor, dünyası nerelere kayıyor diye. Google’ı çok kullanan bir çocuk değil ama arama geçmişinde bir cümle vardı ki içimi kıpır kıpır etti: 
“Ramazan’a kaç gün kaldı?” 

İşte o an, tarifsiz bir mutluluk kapladı içimi. İnsan bazen büyük başarılar, uzun emekler, yıllar süren çabalar değil de böyle küçücük bir cümleyle “doğru bir şey yapmışım” hissini yaşar ya… Tam olarak öyleydi. Peki neden özellikle Ramazan’ı merak ediyordu? Normalde çocukların Ramazan’ın geçmesine kaç gün kaldı diye saymaları gerekir.  

Çünkü Ramazan, çocuklarım için hiçbir zaman sadece oruç ve açlık demek olmadı. Daha oruç tutmadıkları yaşlarda bile Ramazan sürprizler, oyunlar, evde yapılan süslemeler, ışıklar, renkler demekti. Ev bir anda değişir. Her çocuk kendi takvimini hazırlar, duvarlara asılır, geçen her gün çizilir, sayılır. Bu şenlik sadece bir gece değil, koskoca bir ay sürer. Ayın sonunda da pastanın üzerindeki çilek gibi Bayram ve bayram paketleri gelir. Ramazan’ı onlara, onların seveceği şekilde yaklaştırmaya çalıştım. Aslında hiçbir zaman ‘’oruç tutmalısın’’ demedim ama Ramazan geldiğinde evdeki o heyecan, rengarenk ışıkların yanması, oruç tutmadıklarında bile iftar sürprizleri onlarda bu isteği doğurdu.

Sık sık iftardan önce küçük bir oyun olur. Çocuklar, evin içinde bazı işaretleri takip ederek iftar sürprizini bulmaya çalışırlar. Sürpriz dediğim şeyler de öyle büyük, pahalı hediyeler değildir; bir çikolata, bir bisküvi, bazen sadece küçük bir not… Bazen de kağıtlara görevler yazarım. Bugün dışarıda birine yardım et, bugün dedeye sarıl, gülümse, odanı topla gibi. Arada da bu görevleri hadis-i şerifler ile desteklerim. Yani, minik şeyler ama onlar için fazlasıyla heyecanlı. Bir keresinde sürprizin çoraplarında olduğunu söyledim. Hepsi birden çoraplarını çıkarmaya başladı. “Eh,” dedim, “madem çorapları çıkardınız, gelin akşam namazı için abdest alalım.” O gün abdest almak bile bir oyuna dönüştü. Sonra sürprizi çorap çekmecelerinde buldular. Bazen günün yoğunluğundan aklıma fikir gelmez, sürprizlerini öyle paketler koyarım. Biraz basite kaçarım. O zaman da üzülürler, çünkü onlar için o ufak oyunlar artık bir maraton gibi olmuş. 

Ramazan gelmeden önce komşuları ziyaret ederiz. Hurma, birkaç meyve, küçük ama sembolik şeyler dağıtırız. Okul arkadaşları için de ufak bir şeyler hazırlarız, paylaşırlar. Şimdi büyüdükleri oyunlara pek yetişemiyorum açıkçası. Ama o yüzden her iftar için birer küçük paket hazırlıyorum. Her Ramazan da o paketlerin değişik olmasına bakarım. İftarı dört gözle beklerler. Çünkü o paketler, Ramazan dışında çok da sık yemeye alışık olmadıkları tatlılarla doludur. Ama asıl mesele tatlı değil, birlikte açmak, birbirini beklemek… 

“Dur, ben yemeğimi daha bitirmedim, açma görmeyeyim!” 

Bu cümle, neredeyse her iftarın değişmeyen hikayesidir. Sanki hayatlarında şeker yememişler gibi heyecanla bir abur cubur beklerler. Evet, biliyorum, sağlıksız ama, bir yıl içinde yemediklerini Ramazan’da özgür bırakıyorum. Değer mi? Değer bence. 

Akşam namazından sonra ise başka bir ritüel başlar, Bayram hediyesi duaları. Bayramda biraz daha büyük bir hediye olur. Küçükken ne istediklerini dolaylı yollardan öğrenirdim. Sonra da “Bu, oruç tuttuğunuz için Allah’ın ödülü” derdim. Şimdi büyüdüler, beni çözdüler. Artık hediyeyi ne istediklerini yüksek sesle dua ederek söylüyorlar ki ben de duyayım. Bu da işin en eğlenceli tarafı. 

En sıcak günlerde, günlerin en uzun olduğu zamanlarda bile oruç tuttular. Biz büyükler için bile zor olan zamanlarda… Küçükken bazen “Kahvaltı edin, sonra oruca niyetlenin” diye rica ederdim, tekne orucuna ikna etmeye çalışırdım. Kabul etmezlerdi. Oruç bozdurmaya ikna etmem neredeyse imkansızdı. Hiçbir zorlama olmadan, sadece oyunla, sevgiyle, ait hissettikleri bir dünyanın içinde… 

İşte tam da bu yüzden yılbaşı ağacı ve yılbaşı paketleri çocuklarım için hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü Ramazan ve Bayram’da, tek bir gecelik bir eğlenceden çok daha fazlasına sahipler. Bir ay süren bir heyecanları, paylaşımları, bekleyişleri, ritüelleri var. Bir kültürleri var. 

Bu yazı, yılbaşı kutlayanlara ya da ağaç süsleyenlere karşı yazılmış bir şey değil. Herkesin tercihi kendine. Kimseye “yanlış” demek değil derdim. Ama sık sık duyduğum bir cümle var: 
“Çocuklar seviyor, onlar için yapıyoruz.” 

İşte belki bu yazı, o cümleye küçük bir cevap. Çocuklar, onlara ne sunarsak onu sever. Onlara süslenmiş bir ağaçla, tek gecelik bir eğlence sunarsak, onu severler. Ama onlara daha uzun soluklu, daha anlamlı, daha sıcak ve onlar açısından en önemlisi de daha eğlenceli bir alternatif sunarsak, o zaman yılbaşı ağacı gerçekten hiçbir şey ifade etmez. 

Çocuklarımıza neyin değerli olduğunu biz öğretiyoruz. Ne bekleyeceklerini, neyi özleyeceklerini, neye sevineceklerini… Eğer biz Ramazan’ı sadece aç kalmak olarak anlatırsak, onlar da öyle görür. Ama onu bir şenlik, bir paylaşım, bir sevgi ayı olarak yaşatırsak, işte o zaman çocuklar internette “Ramazan’a kaç gün kaldı?” diye yazar ve yıl başına özenmezler. 

Ve insan, bundan daha büyük bir karşılık da beklemiyor zaten. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.