Yapay Zekâ Konusunda Yeni Bir Uluslararası Rejim Mümkün mü?
22.09.2026 - 11:30 | Son Güncellenme: 22.09.2026 - 12:01
Yapay zekâ (YZ), insanlık tarihinin en hızlı yayılan teknolojisi olarak yalnızca üretim biçimlerini değil, uluslararası güvenliğin tanımını da dönüştürüyor. Otonom silahlar, kitlesel dezenformasyon, siber saldırılar ve denetimden çıkabilecek sistemler artık spekülatif senaryolar olmanın ötesinde devletlerin masasındaki somut tehdit başlıkları hâline geldi. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2026 Küresel Siber Güvenlik Görünümü raporu, YZ kaynaklı güvenlik açıklarını en hızlı büyüyen siber risk olarak tanımlarken, devlet bağlantılı aktörlerin siber operasyonlarda YZ’yi fiilen kullanması, bu teknolojinin hem saldırı hem savunma kapasitesini eş zamanlı artırdığını gösteriyor. Bu gelişmeler, YZ’nin denetim altına alınması gereken küresel bir güvenlik sorunu olarak uluslararası gündemin üst sıralarına taşınmasına yol açtı.

Bu bağlamda, 22 Eylül’de New York’ta “Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek” temasıyla toplanan Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu’nda YZ’nin nükleer silahsızlanma ve uluslararası güvenlik başlıklarıyla yan yana ele alınması, konunun küresel yönetişim gündemindeki yerini gösteriyor. BM Genel Sekreteri António Guterres’in “Kontrol altına alınmadığı takdirde yapay zekâ alanındaki uçurum, gelirden fırsatlara, güvenlikten egemenliğe kadar diğer tüm eşitsizlikleri daha da derinleştirecek” sözleriyle bağlayıcı güvenlik bariyerlerinin derhâl kurulması çağrısı, temel bir soruyu gündeme getiriyor: YZ’nin hızını kim, hangi kurallarla ve kimin çıkarına kontrol edecek? Bu yazı, bu soruyu uluslararası rejimler kuramı çerçevesinde ele alarak, YZ konusunda devletlerin ve devlet dışı aktörlerin eylemlerini sınırlayacak bir uluslararası rejimin ve bu rejimi yürütecek bir örgütün inşasının imkânlarını tartışacaktır.
Uluslararası rejimler
Uluslararası rejim kavramı, 1980’lerde uluslararası ilişkiler disiplinine girmiş ve Stephen Krasner’ın klasik tanımıyla yaygınlaşmıştır. Krasner’e göre uluslararası rejimler; uluslararası aktörlerin belirli bir uluslararası ilişkiler alanında benzeşen beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla oluşturdukları açık ya da kapalı prensipler, normlar, kurallar ve karar alma prosedürleri bütünüdür. Bu tanımda dört temel unsur öne çıkıyor. Prensipler, neden-sonuç ilişkisi sonucu oluşan gerçeklere ve doğrulara dayanan inançlardır. Normlar, haklar ve sorumluluklar yoluyla belirlenen standart davranışlar bütünüdür. Kurallar, hareketlerimizi spesifik olarak yasaklar ve düzene koyarlar. Karar verme prosedürleri ise kolektif seçimlerin belirlenmesi ve uygulanması için gerekli hâkim pratiklerdir.
Uluslararası rejimler, egemen devletlerin bir üst otoriteye tabi olmadığı uluslararası sistemde iş birliğini mümkün kılan temel araçlardır. Belirli müzakere alanlarında kural temelli (rule-based) iş birliğini kurumsallaştıran bu rejimler, yalnızca devletlerin değil, devlet dışı aktörlerin de davranışlarını yönlendirir. Bir rejim, her ne kadar devletlerin ortak uzlaşısının ürünü olsa da kuralların hayata geçirilmesi ve uygulanması bir uluslararası örgütün sorumluluğundadır. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejimini Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, uluslararası ticaret rejimini Dünya Ticaret Örgütü, sivil havacılık rejimini ise Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü denetler. Bu örgütler kuralları izler, kontrol eder ve gerektiğinde yaptırım uygular. Böylece devletlerin rızasıyla kurulan, eylemlerini belirli kurallarla sınırlayan ve devletler üstü nitelik taşıyan yarı hiyerarşik bir yapı ortaya çıkar.

Uluslararası rejimlerin nasıl kurulduğu üç düzeyde açıklanır. Yapısal düzeyde güç ve hegemonya belirleyicidir. Burada rejim müzakerelerinde kimin ne kadar söz sahibi olacağını büyük ölçüde güç dengeleri belirler, dolayısıyla güçlü devletler uluslararası iş birliğinin çerçevesini belirler. Bilişsel düzeyde bilgi ve fikirler öne çıkar. Uluslar-ötesi uzmanlar şebekesi ve uzmanlardan oluşan epistemik topluluklar, ortak bir anlayış ve paylaşılan bilgi üreterek devletlerin aynı sorunu benzer biçimde görmesini sağlar. Kurumsal düzeyde ise kolektif eylem sorunu önemlidir. Burada kendi çıkarını en üst düzeye çıkarmak isteyen taraflar tek başlarına fedakârlık yapmak istemez, bu yüzden herkesin kabul edebileceği ortak çözümler için etkileşimli bir karar alma sürecine girerler. Böylece rejimler güç, bilgi ve müzakere süreçlerinin kesişiminde şekillenir.
Yapay zekâda uluslararası rejim tartışması
YZ’nin yol açabileceği tehditler, son dönemde yayımlanan analizlerde üç ana kategoride ele alındı; kötü niyetli kullanım, arıza kaynaklı riskler ve sistemik riskler. İlk olarak; kötü niyetli kullanım, tehditlerin en somut ve belgelenmiş biçimi olarak ön plana çıkıyor. Özellikle devlet bağlantılı aktörlerin siber operasyonlarda YZ’yı fiilen kullanması siber saldırıların hızını, ölçeğini ve hedefleme hassasiyetini artırıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Siber Güvenlik Görünümü 2026 raporunda, YZ’nın bir siber casusluk operasyonunun keşif aşamasından veri sızıntısına kadar tüm aşamalarında kullanıldığı ilk “ajanik YZ” saldırısı belgelendi ve aralarında 92 ülkeden 804 üst düzey yöneticinin bulunduğu katılımcıların yüzde 87’si YZ kaynaklı güvenlik açıklarını en hızlı büyüyen risk olarak değerlendirdi. Bu kategoriye otonom silah sistemleri, kitlesel dezenformasyon ve derin sahte (deepfake) içerikler ile biyolojik silah geliştirme kapasitesinin artması da eklenmeli. ABD Ulusal Güvenlik Yapay Zekâ Komisyonu (NSCAI) raporu, bu gelişmelerin askerî güç dengesini kökten değiştireceğini ve derin sahte teknolojisinin seçim süreçlerine müdahale ve toplumsal güvenin erozyonu yoluyla demokratik istikrarı tehdit edebileceğini ortaya koydu.

İkinci olarak; sistemlerin güvenilirlik sorunlarından ve kontrol kaybından doğan arıza kaynaklı riskler ön plana çıkıyor. YZ sistemlerinin öngörülemez davranışları, özellikle kritik altyapılarda ve askerî sistemlerde kullanıldığında denetimden çıkabilecek senaryoları gündeme getiriyor. 2023 yılında yayınlanan Yapay Zekâ Riskine Dair Uzman Bildirisi, bu risklerin nükleer savaş ve pandemilerle aynı düzeyde küresel bir öncelik olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
Son olarak; BM’nin hazırladığı İnsanlık İçin Yapay Zekâyı Yönetmek başlıklı rapor ise toplumsal düzeyde ortaya çıkan iş gücü piyasasının dönüşümü, insan özerkliğinin aşınması ve karar alma süreçlerinde şeffaflığın kaybolması endişelerine vurgu yapıyor. BM’nin bu raporu, bu tehditlerin yönetiminde ciddi bir temsil açığı bulunduğunu, 118 ülkenin mevcut yönetişim girişimlerinin dışında kaldığını ortaya koyuyor. Bu risklerin gelişmekte olan ülkelerde daha derin etkilere yol açacağını savunan rapor, küresel eşitsizliklerin derinleşeceği uyarısında bulunuyor. Sonuç olarak YZ tehdidi artık spekülatif bir senaryo değil, belgelenmiş bir uluslararası güvenlik sorunudur ve etkili bir yönetişim için uluslararası iş birliğini zorunlu kılmaktadır.
YZ tehdidi konusunda uluslararası bir rejimin inşası hem zorunluluk hem de güçlükler barındıran bir süreçtir. Rejim oluşumunun üç düzeyi açısından bakıldığında, bilişsel düzeyde kayda değer bir ilerleme olduğu söylenebilir. Uluslararası Yapay Zekâ Güvenliği Raporu ve BM’nin danışma kurulu çalışmaları, devletlerin YZ tehdidini ortak bir sorun olarak görmesini sağlayan paylaşılmış bilgi ve epistemik toplulukların oluştuğunu gösteriyor. Kurumsal düzeyde ise BM Genel Kurulu gündemi, kolektif eylem sorununun aşılmasına yönelik ilk adımları temsil ediyor. Ancak yapısal düzeydeki engeller hâlâ belirleyici görünüyor. ABD ile Çin arasındaki teknolojik rekabet, güçlü devletlerin YZ yönetişimini kendi stratejik çıkarları doğrultusunda şekillendirme eğilimi ve bağlayıcı kurallara yanaşmama isteği, kapsamlı bir rejimin önündeki en büyük engeller olarak sayılabilir.
BM’nin bu alanda inisiyatif alması hem fırsat hem de sınırlılık içeriyor. BM, meşruiyeti ve evrensel temsiliyeti sayesinde YZ yönetişimini tartışabilecek en kapsamlı küresel platformdur ve 81. Genel Kurul’da da YZ’nin güvenlik başlığı olarak ele alınması bu potansiyelin bir göstergesidir. Ancak BM’nin karar alma mekanizmalarının yavaşlığı, veto yetkisi ve bağlayıcı yaptırım gücünün sınırlılığı, hızla gelişen bir teknolojinin denetiminde yetersiz kalabilir. Bu nedenle YZ rejimi, büyük olasılıkla BM çatısı altında başlayacak ancak teknoloji şirketleri ve bölgesel ittifakların da dahil olduğu çok aktörlü, esnek bir yapı olarak şekillenecektir. YZ’nin hızı, uluslararası toplumun geleneksel yavaşlığıyla yarışırken, rejimin başarısı devletlerin ortak bir “fren” mekanizmasında uzlaşma iradesine bağlı bulunuyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.