Yahudilik Açısından Kudüs’ün Mistik Boyutları

Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu, Yahudilikte Kudüs’ün mistik boyutlarını ve şehrin ilahi bütünlüğün sembolü olarak görülmesini Fokus+ için kaleme aldı.
Eldar Hasanoğlu
Yahudilik-A%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan-Kud%C3%BCs%E2%80%99%C3%BCn-Mistik-Boyutlar%C4%B1.jpg

12.11.2025 - 11:43  |  Son Güncellenme:  12.11.2025 - 11:48

Yahudilikte Kudüs kutsal şehir olarak görülmüş ve dini metinlerde pek çok menkıbelere konu olmuştur. Bizzat Tanrı’nın ikamet ettiği şehir sayılması hasebiyle kıble kabul edilmiştir ve ilahi huzurda bulunmayı sembolize etmek için Yahudilerin ibadet ederken buraya yönelmeleri gerekli görülmüştür. Kudüs’ün Tanrı’nın makamı olma özelliği Yahudilere Tanrı ile komşu ve birlikte olma arzusunu telkin etmiş, tarihten günümüze kadar uğrunda mücadele etmeleri için motivasyon oluşturmuştur.  

Yahudi geleneğinde Kudüs evrenin maddi ve manevi merkez noktası olarak nitelenmiştir. Eski çağlarda Yahudilerin sınırlı coğrafya bilgisi göz önüne alındığında, Afrika ile Asya ve Avrupa kıtalarının kavşak noktasında yerleşmesi hasebiyle Kudüs’ü dünyanın merkez noktası olarak görmelerinin yadırganmaması gerekir. Şehir doğudan batıya, kuzeyden güneye giden kara yolu güzergâhında kavşak olduğu gibi, deniz yolculuğuna niyetlenenler için de karayla deniz arasındaki son durak ve kavşak noktası olmuştur.

Kudüs’ün coğrafi konumu onu sadece seyahate çıkanların güzergâhlarının kesiştiği bir kavşak mahalli kılmakla kalmamış, aynı zamanda şehri farklı inanç ve fikri geleneklerin öğütülüp kaynaştığı bir spiritüel merkeze dönüştürmüş, maneviyatın odak noktası olmasına kapı aralamıştır. Burası iki farklı irfani gelenek olan Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarının birbirine temas ettiği yer olmuş, bu temasın dönüştürücü etkisi şehri batıni ilimlerin ve gizemlerin beşiği kılmıştır. Mistik bakış açısıyla algılandığı üzere, burası Babil’in hukuk lisanı ile Heliopolis’in mitolojik efsanelerinin buluşarak harmanlandığı ezoterizm merkezi olmuştur. Din düşüncesinin gelişimi bağlamında, Kudüs tarih öncesine ait maneviyat anlayışının ilk semavi kitap olan Tevrat ile din diline aktarıldığı yer olmuştur. Bu nitelikleri göz önüne alındığında, şehrin antik çağlardan itibaren Tanrı’nın makamı olarak görülmesinin hikmeti daha net anlaşılacaktır.

Kudüs'ün mistik kökeni

Kudüs’ün manevi açıdan merkez sayılması, burasının Tanrı’nın şehri olması inancıyla bağlantılıdır ve inanışa göre tanrısallığın özü burada vücut bulmuştur. Şehrin, ilahi özü temsil etmesi niteliğinin isminde de mündemiç olduğu vurgulanmıştır. Kudüs Yahudi kutsal metinlerde Siyon, İr David/Davud’un Şehri vs. çeşitli isimlerle anılmakla birlikte, bunlar arasında en yaygın olanı Yeruşalim veya Yeruşalayim’dir. Yahudilerin soy ve inanç atası, ilk Yahudi saydıkları Hz. İbrahim zamanından itibaren şehrin bu isimle bilindiğine inanılır. Dini kaynaklar söz konusu ismin Hz. Nuh’un oğlu Sam/Melkizedek ve Hz. İbrahim tarafından verildiğini vurgular.  

İbranicede şehrin adındaki “yeru” kısmı “görecek” anlamına gelmekte, “şalim” kısmı ise “tamlık, bütünlük/(şalem)” anlamlarını ifade etmektedir. Dolayısıyla, Yeruşalim isminin “bütünü görecek” anlamına geldiği aşikârdır. Bu isimlendirme, evrende her şeyin Tanrı’dan sudur ettiği, yaratılan her şeyin bir ilahi parça/öğe olduğu, varlığın vahdetten türemiş bir kesret olduğu, öz bakımından tek olmakla birlikte varlık boyutunda tecelliyatın çeşitli formlara bürünüp evreni oluşturduğu şeklindeki yaklaşımlarla örtüşmektedir. Kudüs’ün bütünü, her şeyi göreceği/yaşayacağı anlamına binaen, antik çağlardaki vahdet-i vücut algısının en uygun tezahürünün şehrin ismi olan Yeruşalim kelimesinde bulunduğu ifade edilebilir. Bu anlam ile bağlantılı olarak, aynı kökten türeyen “şalom” kelimesi de selamet, huzur anlamına geldiği göz önüne alındığında, Yeruşalim ismi her şeyin harmoni ve uyum içerisinde bütünleşeceği, tamamlanmanın gerçekleşmesiyle de huzur ve dinginliğin tecelli edeceği yer anlamını da ihtiva etmektedir.

Yeruşalim sözcüğünün “bütünleşecek” anlamında telakkisi ise evrenle ilgili mistik öğretileri beslemiştir. Yahudi mistik geleneği Kabbala yaratılışı nitzutzot yani ilahi kıvılcımların tecellisi olarak görür. Bu öğretiye göre hiçlik âleminde Tanrı’nın “ışık olsun” şeklindeki ilk iradesinin gerçekleşmesi (Tekvin 1:3) yani daha güneş ve ay yaratılmadan ışığın oluşması sembolik bir dille kaostan kozmosa geçişi ifade eder. Lurianik Kabala’daki tzimtzum öğretisine göre Eyn Sof/Sonsuz Olan (yani Tanrı) yaratım eyleminde içine büzülerek varlığa alan açmış ve sonlu olanı (yani evreni) var kılmıştır. Nihayetinde evren sona erdiğinde her şeyin aslına kavuşup “bütünleşeceği” sahnesinde Sonsuz Olan’ın sonlu olanlar arasındaki yegâne izi, Kudüs’tür. Dini metinlerde kıyametin kopma merkezinin Kudüs olacağı, ölümden sonra diriliş ve haşrın Kudüs’te gerçekleşeceği, her şeyin sonunda Tanrı’nın Kudüs’teki tahtında oturup yargılayacağı inanışında, tekrardan kozmostan kaosa geçiş aşamasında Kudüs, sonsuz olan ile sonlu olanın bütünleşeceği alandır.  

Şehrin isminin “ay” çift ekiyle Yeruşalayim yani “iki bütünü görecek” şeklinde okunması ise yine mistik ve ezoterist bakış açısından haber vermektedir. Yeruşalayim sözcüğündeki çift eki “ay” kısmı maneviyatın erken dönemlerinde her şeyi özü itibariyle Tanrı’da birleyen yaklaşımın şehrin isminde mündemiç olduğu inancından haber vermektedir. Bu inanış, tekin çift olarak tecellisi veya çiftin tekte toplanması şeklindeki antik çağdaki ezoterik düşüncenin etkisini yansıtmakta olup Yeruşalayim isminin madde ile manayı, lâhûtî/tanrısal ile nâsûtî/insani olanı kendinde bir araya getirerek temsil ettiği kanaatine dayanır. Şehrin isminin çift ekiyle okunması onu evrendeki tüm zıtlıkların bir arada toplandığı vahdet mührü olarak tasavvur etmiş, şehri zahir ve batın olanın sırlı bileşiği saymıştır. Çifti tekte toplayan özelliğinin bir uzantısı olarak Kudüs yeryüzü ile gökyüzünün birleştiği kavşak nokta sayılmıştır.  

Yahudilikte Kudüs’le ilgili bu algının benzerine Hıristiyanlık ile İslam’da da rastlanmaktadır. Her üç dinin Sami inanç kültürünün birer temsilcisi olduğu göz önüne alındığında, şehirle ilgili müşterek kanaat ve inanışlarının bulunması normal görülmelidir. Kudüs semanın yeryüzündeki kapısı kabul edilmiş, dünyevi âlemden Tanrı’nın huzuruna geçişin mümkün olduğu tek yer sayılmıştır. İncillerde anlatıldığına göre İsa Mesih yeryüzündeki vadesinin dolduğunu hissedince Baba’ya kavuşmak amacıyla direkt Kudüs’e gelmiş ve burada çarmıhın üzerinde ölmüş, sonra dirilerek göklere yükselmiştir. İslam kaynakları da İsra ve Miraç mucizesinde Hz. Muhammed’in (sav) geceleyin Mekke’den Kudüs’e götürülüp buradan da Tanrı’nın huzuruna yükseldiğinden bahseder.  

Kudüs’ün yeryüzü ile gökyüzünün kavşak noktası olduğuna yönelik her üç dindeki müşterek yaklaşım, eski çağlardan itibaren şehirde var olduğu düşünülen irfanın ve hikmetin her bir dinin kendince teyidi ve ifadesidir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.