Yahudi Tarihinde Kudüs III: Kutsal Şehir

Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu, Yahudi tarih ve inancında Kudüs’ün kutsallığının oluşumunu ve sürgünlerle şekillenen anlam dünyasını Fokus+ için kaleme aldı.
yahudi-tarihinde-kudus-iii-kutsal-sehir.jpg

19.12.2025 - 12:23  |  Son Güncellenme:  19.12.2025 - 12:27

Yahudiliğe göre Kudüs kutsal şehir olup dini kaynaklarda şehrin faziletleriyle ilgili pek çok menkıbe yer almaktadır. Onun imtiyazıyla ilgili rivayetler arasında en temel husus, Tanrı’nın evinin burada bulunmasıdır; dolayısıyla Tanrı, Kudüslüdür. Bu yüzden Kudüs kıble sayılır ve Tanrı’nın huzurunda olmak için ibadet ederken buraya doğru yönelmek gerekir. 

Yahudilikte Kudüs’ün konumuyla ilgili ilk vurgulanması gereken husus, kutsallık algısının M.Ö. 6-10. yüzyılları arasında yaklaşık 4 asırlık bir süreç içerisinde şekillenmiş olduğudur. Yahudi dini metinlerinin anlattığı üzere kutsallaşma süreci Hz. Davut ve Hz. Süleyman zamanında başlamış, özellikle 8. yüzyılın sonlarında İsrail krallığının yıkılmasıyla büyük ivme kazanmış ve Yehuda krallığının düşmesinin ardından Babil sürgünü sırasında nihayete ermiştir. Anlaşıldığı üzere, erken dönem Yahudiliğinde Kudüs kutsal görülmemiştir. Bu yüzden olsa gerek Yahudi kutsal metinleri içerisinde Hz. Musa’ya ait Tevrat’ta Kudüs’ten açıkça bahsedilmemiş, M.Ö. 720’de Asur sürgünü tecrübesinden itibaren şehirle ilgili vurgular yoğunlaşmış ve Babil Sürgünü sırasında kutsallık algısı kabul görmüştür. İkinci Mabet döneminden itibaren bu algı Yahudi din bilginleri rabbiler tarafından pekiştirilmiş, Kudüs’ün geçmişine yönelik bir kutsallık kurgusu oluşturma çabasıyla pek çok menkıbe üretilmiştir. 

Peygamber Yeremya'nın temsili görseli

Sürgün dönemine ait kutsal metinlerde Kudüs’le ilgili pasajlarda şehrin önemi farklı şekillerde dile getirilmiştir. Buradaki ortak nokta Kudüs ile Tanrı’nın arasında özel bir bağın var olduğu ve bir gün Yahudilerin Kudüs’e döneceği fikridir. Bu pasajlardan bazılarında Kudüs Siyon diye isimlendirilmiş, Siyon’a dönüş anlamında Şivat Siyon Yahudilerin asırlar boyunca sahiplendikleri en temel ülküye dönüşmüştür. Kutsal metinlerde Tanrı’nın Siyon’da oturduğu, Kudüs’ü kendisi için özel olarak seçtiği ve ismini bu şehre bağladığı, aralarındaki bağın sonsuza kadar süreceği vurgulanmıştır. Tanrı’nın şehri olması dolayısıyla Kudüs adalet yurdu ve yeryüzünde yargı dağıtma mekanı olarak betimlenmiştir. Peygamberler Kudüs’ün hak ettiği değeri gelecekte yeniden elde edeceği, Tanrı’nın tahtının Kudüs’te kurulacağı ve tüm kavimlerin buraya toplanıp Tanrı’ya boyun eğecekleri, Kudüs’ün güvenlik ve istikrar yurdu olacağı gibi vaatleri dile getirmişlerdir. 

Peygamber Yeremya Kudüs’ün yeniden kurulacağı ve şehrin sokaklarından şükran ve sevinç seslerinin duyulacağı müjdesini vermiştir. Peygamber Zekeriya Kudüs’ün terkedilmesinin ilahi gazaba sebep olduğunu, Tanrı’nın Kudüs’e dönerek makamını burada tesis edeceğini ve evreni buradan yöneteceği, dünyaya buradan yargı dağıtacağı dolayısıyla şehrin hakikat yurdu olarak bilineceğini belirtmiştir. O, oluşan istikrar ve barış ortamında Kudüs’te herkesin huzurla yaşayacağı, şehrin meydanlarının oyun oynayan çocuklarla dolup taşacağı müjdesini vermiştir. Peygamber Yeşaya ahir zamanda, Tanrı’nın Günü diye adlanan dönemde Yahve’nin Siyon dağında makamına kurulacağı ve Kudüs’ten evrene krallık edeceğini, Asur sürgününde kaybolan Yahudilerin dahi çıkagelip kutsal dağda ibadet edeceklerini müjdelemiştir. Ana yurtlarına bir gün dönecekleri kehanetinde bulunan bu söylemler sürgünde vatan hasreti içerisinde yaşayan Yahudilere dayanma gücü ve umut telkin eden, toplumun özlem duygusunu dindirip hüznünü ortadan kaldıran ve yozlaşmayla mücadele azmi veren vaatlerdi ve gurbetteki Yahudilerin Kudüs’e bağlılıklarını güçlendirmeye yönelikti. Kudüs’ün şahsında anayurda bağlılık Babil’de Yahudileri ayakta tutan temel faktör olmuştur. Mezmurlar kitabında anlatıldığı üzere, Yahudiler Babil ırmaklarının kıyılarında oturarak vatanlarını anmış, ağlayarak “Ey Kudüs, seni unutursam sağ elim kurusun. Seni anmaz, Kudüs’ü en büyük sevincimden üstün tutmazsam, dilim damağıma yapışsın!” diye yas tutmuşlardır. Kudüs’ü en yüce idealleri olarak benimsediklerini ortaya koyan bu nida, şehrin kutsallaşma sürecinin zirve noktasını teşkil etmiştir.  

Kudüs rivayetleri 

Sürgün döneminde şekillenen kutsallık algısı İkinci Mabet döneminde rabbiler tarafından pekiştirilmiştir. Kudüs bağlamında geçmişi anlatan rivayetlerle, geleceğe yönelik beklentilerinin dışavurumu olan eskatolojik kehanetlerle, faziletlerini ve olağanüstü niteliklerini anlatan menkıbelerle rabbiler Kudüs’ün kutsallığının Yahudi sosyal psikolojisinde yerleşmesine özen göstermiş, şehrin dini ehemmiyetiyle ilgili rivayetler yoğunlaşmıştır. Tanrı’nın evinin Kudüs’te olduğu, Kudüs’ün maddi ve manevi boyutlarda dünyanın odak noktası ve göklerin kapısı olduğu, kıyamet koptuğunda haşrın Kudüs’te gerçekleşeceği ve ilahi mahkemenin burada kurulacağı gibi rivayetler şehrin manevi açıdan üstünlüğünü öne çıkarıyordu. Bunun yanı sıra, dünya yaratılırken güzelliğin on parçaya taksim edildiği ve Kudüs’ün tek başına dokuz parçayı aldığı, Kudüs’ü görmemiş birisinin ömründe gerçek şehir görmediği gibi söylemler şehrin fiziki boyutta üstünlüğünü vurgulamaktaydı. Şehrin düzeni, burada ikamet edenlerin hangi niteliklere sahip olması gerektiği gibi ince ayrıntılar, rabbilerin Kudüs’le ilgili seçkinci tutum benimsediklerinin göstergesidir.  

Evrenin yaratılmasına Kudüs’ten başlandığı, Hz. Adem’in yaratılması için toprağın Kudüs’ten alındığı, Hz. Nuh zamanında Kudüs’ün tufandan zarar görmediği, Hz. İbrahim’in oğlunu kurban sunacağı yerin Kudüs olduğu gibi rivayetler tarihin sıfır noktasına kadar geriye gidip Kudüs’ün kutsallığını olabildiğince eskiye dayandırmayı hedeflemiştir. Şehrin dini ehemmiyeti göksel Kudüs algısını da doğurmuştur. Rabbiler yeryüzündeki Kudüs’ün üzerinde semavi Kudüs’ün de bulunduğunu, yeryüzündeki Kudüs ve mabet yıkılsa da göksel Kudüs’ün zarar görmediğini ve ahir zamanda yeryüzüne ineceğini iddia etmişlerdir. Bu yaklaşım M.S. 70’te Roma’nın İkinci Mabedi de yıkması ve Yahudi tarihinde yeni bir sürgün döneminin başlaması dolayısıyla Kudüs’ü gündemde canlı tutma ve halkın şehirle bağlarını bir şekilde sürdürme amacına matuf olmuştur. Bu bağlamda rabbiler kıyametten önce ilahi kurtarıcı Mesih’in geleceği ve Kudüs’ü ele geçirerek burada Yahudi devletini kuracağı, dünyanın yönetildiği merkeze dönüşen Kudüs’ün böylece eski ihtişamına kavuşacağını anlatmışlardır. Dolayısıyla Kudüs Yahudiler için artık dini ve tarihsel bağlarının mevcudiyetinin ötesinde, türlü toplumsal travmalar karşısında ayakta kalmak için sabrın ve umudun kaynağına dönüşmüştür. Genellikle Kudüs’ün kutsallığı fikri Yahudi tarihindeki sürgün dönemlerinde Yahudi kimliğini muhafaza eden unsur olarak öne çıkmıştır. Bu bilinçle Yahudiler Kudüs ekseninde bir araya gelmiş, onu hafızalarında sürdürmüş, dünyanın neresinde bulunurlarsa bulunsun ibadet ederken yüzlerini Kudüs’e dönmüş, günlük ve haftalık ibadet ve dualarında Kudüs’le ilgili pasajlara yer vermiş, dini bayramlarda dualarını “Gelecek yıl Kudüs’te” diye bitirerek buraya dönme arzu ve ideallerini asırlar boyunca canlı tutmuşlardır. Bu durum, eski çağlardan itibaren Yahudilerin Kudüs davasına sarıldıklarını ve asırlar boyunca sürdürdüklerini, dolayısıyla Siyonizm akımının tarihsel ve dini kökenlerini ortaya koymaktadır. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.