Yahudi Tarihinde Kudüs II: Kutsallaşma Süreci

Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu, Yahudi tarihinde Kudüs’ün yüzyıllara yayılan kutsallaşma sürecini ve bu algının nasıl şekillendiğini Fokus+ için kaleme aldı.
Eldar Hasanoğlu
yahudi-tarihinde-kudus-ii-kutsallasma-sureci.jpg

10.12.2025 - 17:07  |  Son Güncellenme:  10.12.2025 - 17:14

Yahudiliğe göre Kudüs Tanrı’nın evinin bulunduğu şehirdir ve bu yüzden kutsal sayılır. İsrailoğulları nezdinde Kudüs’ün kutsallığı algısı M.Ö. 10. yüzyılda Hz. Davut ve Hz. Süleyman zamanında yeşermiş, M.Ö. 12-13. yüzyıllarda kral Hizkiya ve kral Yoşiyahu dönemlerinde gelişmiş, M.Ö. 6. yüzyılda Babil sürgününde zirve noktasına ulaşmıştır. Dolayısıyla Kudüs’ün kutsallığı algısı M.Ö. 6-10. yüzyıllarda aşamalı olarak ortaya çıkmıştır. Yahudi tarihinde bu zaman dilimi Birinci Mabet Dönemi diye bilinmektedir. 

Hz. Davut’tan önce İsrailoğulları’nın gündeminde olmayan Kudüs başkent yapılarak siyasi kimlik kazanmış ve oğlu Hz. Süleyman’ın burada mabet inşa etmesiyle dini nitelik edinmiştir. Kutsal metinler Hz. Davut’un şehri ele geçirmesinde dini sebeplerden bahsetmediği gibi, İsrailoğulları’nın bölgeye gelmelerinden itibaren ibadet amacıyla Şilo şehrini ziyaret ettikleri bilgisini vermiştir. Hz. Davut Şilo’daki Ahit Sandığı’nı şehre getirmekle Kudüs’ün dini merkez olması doğrultusunda ilk adımı atmış, adeta siyasi otorite ile dini otoriteyi tek noktada toplamak istemiştir. Sandığın muhafazası için Ahit Çadırı yerine bir bina, mabet inşa etmek istese de bu mümtaz paye ona değil oğlu Hz. Süleyman’a nasip olmuştur. 

Kutsal ev anlamında Beyt ha-mikdaş diye isimlendirilen mabedin yapılmasıyla Kudüs’ün kutsallaşma süreci fiili olarak başlamıştır. Mabedin açılış töreninde halka yaptığı vaazda Hz. Süleyman Tanrı’nın Kudüs’ü seçtiğini vurgulamıştır. Ancak onun vefatından sonra yaşanan gelişmeleri anlatan pasajlar, İsrailoğulları’nın Kudüs’ü kutsal görmedikleri gibi mabedi de tam benimsemedikleri bilgisini verir. M.Ö. yaklaşık 930’larda Hz. Süleyman’ın vefatından kısa süre sonra krallık ikiye ayrılmış, kuzeydeki kabilelerin oluşturduğu İsrail devleti ve güneydeki kabilelerin oluşturduğu Yehuda devleti ortaya çıkmıştır. Kudüs, Yehuda devletinin başkenti olmuştur.  

Süleyman Mabedi

Yahudi kutsal metinleri Hz. Süleyman’dan sonra İsrailoğulları’nın sadece siyasi olarak değil dini açıdan da zayıfladıklarından bahseder. Putlara tapma başta olmak üzere bölge halklarının adetlerini benimsemiş ve doğru yoldan sapmışlardır. Birinci Mabet Dönemi bağlamında çizilen tablo, Kudüs’ün kutsal ve dini açıdan önemli bir şehir olması algısının İsrailoğulları arasında henüz yerleşmediğini göstermektedir. Kutsal metinlerde bu döneme ilişkin anlatılan tarihi bilgiler, bu tespitin dayanağı olarak görülebilir. Örneğin İsrail kralları defalarca saldırarak Kudüs’ü yağmalamış, mabedin hazinesine bile el koymaktan geri durmamışlardır. Bu savaşlardan birinde İsrailli savaşçıları ikna etmek için yaptığı konuşmada Yehuda kralı Aviya (M.Ö. 10. yüzyılın sonu) Hz. Davud’un gerçek varisinin kendisi olduğunu anlatmış ama Kudüs’ün kutsal oluşuna ve saygısızlık gösterilmemesi gerektiğine yönelik hiçbir imada bulunmamıştır. Nitekim, İsrail krallarının Kudüs’teki mabede alternatif olarak Dan ve Beytel şehirlerinde tapınma yerleri tesis etmeleri ve halkın oraya yönelerek herhangi bir itirazda bulunmamaları Kudüs’ün kutsallığının henüz bilinmediğini göstermektedir.  

O dönemde Yahuda halkının da bama adı verilen türbe misali yerel tapınma mekanlarında kurbanlar kesip buhurlar yakma geleneği mabedin pek teveccüh görmediği gerçeğini ortaya koymaktadır. Yehuda’da Hizkiya’nın (M.Ö. 727–697) krallığı döneminde Asur kralı Sanherip bölgeye saldırıp diğer şehirleri ele geçirmesine rağmen Kudüs’ün düşman eline geçmekten ilahi yardım ile kurtulduğunu anlatan kutsal metinler, bunun sebebi olarak şehri fetheden Hz. Davut’un Tanrı’nın yanındaki değerine atıf yapmış, şehrin kutsallığından hiç bahsetmemiştir. Bu durum Hizkiya zamanında Yehuda toplumunda Hz. Süleyman’ın mabedinin dini merkezi niteliğe henüz sahip olmadığı gibi Kudüs’ün kutsal görülmediğini ortaya koymaktadır.  

Kral Hizkiya bu durumu değiştirmeye koyulmuş ve mabedin dini önemi ile şehrin kutsallığı algısını topluma telkin etmek doğrultusunda ciddi adımlar atmıştır. O, merkezileştirme siyaseti ile devletin güçlenmesi ve potansiyel saldırılara karşı koyabilmesi amaçlanmış, bu strateji dini uygulamalar üzerinden pratiğe yansımıştır. Dini törenleri devlet kontrolüne almak amacıyla halkı Süleyman Mabedi ekseninde bir araya getirmeye çalışmış, yerel tapınma mekanlarındaki din adamlarının direncini kırarak onları merkezi otoriteye boyun eğdirmek için bama’lara karşı savaş açmıştır. Hizkiya, mabedin halk üzerinde etkisinin artması için uğraşmış ve ıslahatlarında mabedin gücüne yaslanmıştır. Onun icraatları, Kudüs’ün kutsallaşma sürecindeki ikinci aşamadır. Nitekim kutsal metinlerde bu döneme ilişkin şehri öven söylemler ve ilahiler halk nezdinde propaganda işlevi görmüştür. 

Kazı çalışmalarının sonucu 

Kral Yoşiyahu'nun temsili görseli

Kudüs’te yapılan arkeolojik kazı çalışmaları M.Ö. 8. yüzyıla ait çarpıcı değişimlerin yaşandığını ortaya çıkarmıştır. Şehri çevreleyen surlar onarılmış, nüfus kısa zaman içerisinde birkaç kat artmış ve artan nüfusun yerleştiği yeni mahalleler surlar ile çevrilmiş, duvarların üzerinde kuleler yapılmış, civardaki su kaynaklarından sur içine su kanalı yapılmıştır. Tüm bunlar söz konusu dönemde Kudüs’ün önem kazandığını ortaya koymaktadır. Bu gelişimin muhtemel sebebi olarak M.Ö. 720’de kuzeydeki İsrail krallığının düşmesi sonucu nüfusunun bir kısmının Yehuda’ya göç etmesi ve kralın yaklaşan tehlikeye karşı başkenti güçlendirme çabası gösterilebilir.  

Hizkiya’nın vefatından sonra bama’larda ibadet tekrar canlandırılmaya çalışılsa da Kral Yoşiyahu (M.Ö. 640–609) merkezi devlet otoritesinin zayıflamasına fırsat vermemiş, bama’ları tamamen ortadan kaldırmıştır. Onun zamanında mabedin toplum nezdinde itibar kazanması yönünde dikkat çeken diğer gelişme, Hz. Musa’ya nispet edilen Tevrat nüshasının mabette bulunmasıdır. Böylece mabedin ayrıcalığı tescillenmiş, bama’lara karşı mücadelede mabet öne çıkmıştır. Yoşiyahu zamanında mabedin İsrailoğulları için yegane dini merkez haline gelme süreci tamamlanmış, kutsallık algısı üçüncü aşamasını geçirmiştir. Bu doğrultuda hayli mesafe kat edilmiş olmakla birlikte, Birinci Mabet Dönemi’nde Yemen’e göç eden Yahudilerin Ezra’nın geri dönüş çağrısına uymayıp Sana şehrinin kutsallık ve bereket bakımından Yehuda topraklarından geri kalmadığını söylemeleri, mabedin kutsallığı algısının henüz tam şekilde yerleşmediğine işaret sayılabilir. 

Babil sürgünü Kudüs’ün ve mabedin kutsallığı bağlamında son aşamayı ve zirve noktayı teşkil etmiştir. Babil kralı Nebukadnezar/Buhtunnasr M.Ö. 586’da Kudüs’ü işgal etmiş, mabedi yıkmış, İsrailoğulları’nı Babil topraklarına sürmüştür. Böylece Birinci Mabet Dönemi sona ermiştir. Sürgün hayatı Yahudiler nezdinde vatana bağlılık ve özlem duygularını tetiklemiş, onlar vatanın sıradan toprak parçası değil ilahi niteliklerle donanmış manevi odak olduğunu hayal etmiş, peygamberler Kudüs’e dönmeye (Şivat Siyon) ilişkin kehanetlerde bulunarak halk nezdinde propaganda yapmışlardır. Tüm bunlar Kudüs’ün ayrıcalıklı ve kutsal şehir olduğu hususunda toplumsal kabulü doğurmuştur. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.