Uru-Şalim: Eski Çağlarda Kudüs
23.10.2025 - 15:11 | Son Güncellenme: 23.10.2025 - 15:17
Mısır ve Mezopotamya gibi eski uygarlıkların kavşak noktasında, kuzeyden güneye ve doğudan batıya dünyanın merkezinde yer alan Kudüs, erken dönemlerden itibaren konumu itibarıyla dünyanın en önemli noktalarından biri olmuştur. Yerleşik düzen ilk başta Moriya adlı küçük bir tepe üzerinde kurulmuş, sonraki süreçte zamanla gelişmiştir. Bu tepe günümüzde Müslümanların Harem-i Şerif, Yahudilerin Tapınak Dağı dedikleri mevkidir. Eski çağlarda Kudüs, bir ilaha nispetle Şalim’in dergahı anlamında Uru-Şalim adıyla bilinmiştir.
Kudüs’te yerleşik yaşamın ilk ne zaman ortaya çıkmasına ilişkin farklı tarihler ileri sürülmüştür. Kimi tarihçiler ilk yerleşimin M.Ö. 4. binyılda başladığını söylerken, kimileri ise M.Ö. 3. binyılın ortalarında veya sonlarında olduğu kanaatindedir. Bakır çağına (M.Ö. 5000-M.Ö. 3300) ait bulgular burada düzenli bir yaşamın olmadığı, avcıların ve göçebe yaşayanların uğradıkları ve geçici ikamet için kullandıkları bir yer olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Engebeli ve dağlık bir zemine sahip oluşu, iklim şartlarının zorluğu, su kaynaklarının kıtlığı ve deniz kıyısından çok içeride olup kervan yollarından uzak bulunuşu nedeniyle burasının yerleşmeye elverişli görülmediği ifade edilmiştir.
Kudüs’ün Tunç çağına (M.Ö. 3300-M.Ö. 1200) ait tarihi hakkında fazla bilgi mevcut değildir. Arkeolojik kazılar sırasında bu döneme ait veriler sayıca sınırlı olmaları bir yana, yıpranmaları dolayısıyla güvenilir bir bilgi sunma imkanına haiz değildir. Şehirdeki yerleşik düzenin oluşmasını M.Ö. 3200’lü yıllara dayandıran Britanyalı arkeolog Kathleen Mary Kenyon (1906-1978), bunun şehirleşme öncesi (proto-urban) dönem olduğunu, şehir yaşamının ise M.Ö. 18. yüzyılda başladığını ifade etmektedir. Ona göre Kudüs’teki ilk yerleşim günümüzde Harem-i Şerîf’in güneydoğu tarafına denk düşen Ofel (Zahura) yamaçlarında oluşmuştur. Ancak bu dönemde Kudüs’ün ilk sakinlerinin kimler olduğu hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır.
Gözden Kaçmasın
Arkeolojik verilere göre Kudüs’te şehir hayatı M.Ö. 19-18. yüzyılda başlamıştır. Bu tarihin, Yahudi kutsal metinlerinde anlatılan Hz. İbrahim ve çağdaşı Melkizedek’in dönemi olması dikkat çekmektedir. Söz konusu dönem bölgedeki yerleşimlerin giderek yayıldığı ve Suriye-Mısır kervan güzergahındaki durak noktalarının dışına da taştığı dönemdir. Bu yüzyılda kervan yolu üzerinde belli mesafelerde surlarla çevrili şehirler kurulmuştur.
Kudüs şehir devletini kuranlar Sami ırka mensup Kenanlılar olmuştur. Bu sırada bölge siyasi olarak Mısır’ın egemenliğinde olmuştur. Daha o dönemde şehrin çevresinde surlar mevcuttu ve civardaki pınardan şehre yeraltı kanal ile su getiriliyordu. Kireç taşlardan inşa edilmiş tek katlı evler vardı ve bu evlerde yağmur sularını biriktirmek için havuzlar yapılmıştı. Arkeolojik bulgular şehrin o dönemki yaşamıyla ilgili yorum yapmak için ise yeterli bilgi sunmaktadır.

Mısır’da bulunan arkeolojik veriler Kudüs’ün eski tarihi hakkında bilgi vermektedir. Şehrin zikredildiği ilk materyal, M.Ö. 19. yüzyıla ait Lanet Yazıtları (Execration Texts) olarak bilinen tabletlerdir. Mısır firavunu 3. Sesostris/Senusret dönemine (M.Ö. 1878-1842) ait olan bu materyalin ruhban sınıfına ait olduğu tahmin edilmektedir. Luxor’da bulunan bu veri Alman filolog ve Mısır bilimci K. Heinrich Sethe (1869-1934) tarafından deşifre edilmiştir. İlgili metinlerde Mısır’a tehlike arz eden şehirler ve yöneticiler kaydedilmiştir ve onlara beddua edilmiştir. Sethe Uru-Şalim diye okuduğu ibarenin Yeruşalim’e (Kudüs) işaret ettiğini ileri sürmüştür. Bu listede Kudüs’ün iki yöneticisinin ismi de kaydedilmiştir. M.Ö. 18. yüzyıla ait başka bir tablette yine Kudüs’ten bahsedilmiş, bu defa tek yöneticinin ismi zikredilmiştir. Uzmanlar bu durumu şehirde tek bir kral yönetiminin artık tesis edilmiş olduğuna bir işaret olarak yorumlamış, bunu Kudüs şehir devletinin kanıtı saymışlardır.
Arkeolojik kazı bulguları
Şehrin M.Ö. 17.-15. yüzyıllarına ilişkin arkeolojik bulguların olmayışı bazıları tarafından burada yerleşimin olmadığı, şehrin terk edildiği şeklinde yorumlanmıştır. Şehirle ilgili bu meçhul zaman diliminin ardından, arkeolojik bulgular M.Ö. 16. yüzyılda Kudüs’te yerleşik hayatın varlığını ortaya koymuştur. M.Ö. 15. yüzyılın başlarında kurulan Mitani Krallığı’ndan olan Hurilerin bahis konusu dönemde bölgede askeri üstünlükleri bilinmektedir. Döneme ait Mısır kaynakları da Kenan topraklarını Huri toprakları olarak zikretmiştir. Benzer şekilde Kudüs’te de hissedilen bu etki, şehrin yöneticisinin isminin Huri kökenli olmasından anlaşılabilir.
1887’te Kahire’nin yaklaşık 300 km. güneyinde keşfedilen Tell el-Amarna tabletleri M.Ö. 14. yüzyıla ait Kudüs hakkında bilgi sunmaktadır. 285-290 No. arasındaki tabletler Uru-Şalim yani Kudüs kralı Abdi Heba’ya ait altı mektubu içermektedir. Abdi Heba bu mektuplarında Kudüs’ün aslında firavunun mülkü olduğunu ve kendisinin de onun adına bekçilik yaptığını, firavuna sadık olduğunu ve aktarılan bilginin aksine ona asla isyan etmeyeceğini ifade etmiştir. Kudüs’ün siyasi durumundan, vergiler ve gönderilen hediyelerden bahseden Abdi Heba bir mektupta Kudüs’ün yağmacı Habiruların saldırılarına maruz kaldığını ve askeri olarak zafiyet içerisinde olduğunu, şayet firavun askeri destek göndermez ise şehri kaybedeceğini belirtmiştir. Onun mektuplarında verdiği bilgiler bölgedeki gelişmeler hakkında faydalı bilgiler sunmaktadır.
Tell el-Amarna’dan başka 14. yüzyıla ait tabletlerde de Kudüs konu edilmiştir. Arkeolojik veriler şehirle ilgili bu tarihten itibaren M.Ö. 8. yüzyılın sonlarına kadar bilgi vermemiş, araştırmacılar şehrin bu dönemine ilişkin açığı Yahudi kutsal metinlerindeki anlatılarla kapatmaya çalışmışlardır.
Eski çağlarda Kudüs siyasi açıdan Mısır’a bağlı olsa da kültür ve inanç açısından genelde Suriye’nin etkisi altında olmuştur. Lanet Yazıtları tabletlerinde geçtiği üzere şehrin isminin Uru-Şalim (Şalim’in dergahı) olması, nitekim birkaç yüz yıl sonra Tell el-Amarna tabletlerinde tanrı Şalim’in tapınağı Bet-Şulmanu’dan bahsedilmesi Kudüs’teki dini hayatla ilgili ipucu vermektedir. Akşam güneşi veya akşam yıldızı tanrısının adı olan Şalim, Suriye tanrı panteonunda önemli bir yere sahipti. Bölgenin eski kültüründe şehirlerin tanrılarla ilişkilendirilmesi adetti. Kudüs Şalim’in şehri sayılırdı ve insanlar bu tanrı ile irtibata geçmek için Kudüs’ü ziyaret ederlerdi. Tevrat’ta Hz. İbrahim’in Şalim şehrini ziyaret ettiği ve buradaki din adamı Melkizedek’in onu kutsadığı anlatılmaktadır. Yahudi kaynaklarına göre burada söz konusu olan Yeruşalim/Kudüs’tür.
Yahudi kaynaklarında farklı isimlerin geçmesiyle birlikte şehrin en yaygın İbranice isminin Yeruşalim olduğu göz önüne alındığında, -aradaki fonetik yakınlığa binaen- eski çağlardaki Uru-Şalim isminin bir şekilde hala sürüyor olması ilginçtir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.