Ulusötesi Baskı: Terör Kodlarından Kırmızı Bültenlere 

Araştırmacı Abbas Kabbari, otoriter rejimlerin yurt dışındaki muhaliflere yönelik baskı araçlarını ve Interpol gibi kurumları bu amaçla nasıl kullandıklarını Fokus+ için kaleme aldı.
Ulus%C3%B6tesi-Bask%C4%B1--Ter%C3%B6r-Kodlar%C4%B1ndan-K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1-B%C3%BCltenlere-Abbas-Kabbari.jpg

29.07.2025 - 16:07  |  Son Güncellenme:  05.09.2025 - 11:06

Uluslararası toplum, “insan haklarını” desteklemek için ciddi adımlar atarak, güvenilir tüzükler yayınladı ve bu konuda uluslararası konseyler kurdu.  

Öte yandan, dünya genelinde bazı ülkeler yurt içinde hak ve özgürlükleri bastırma konusunda ustalaştı. Siyasi muhaliflerin yok edilmesine olanak tanıyan yargı ve güvenlik mekanizmaları geliştirdi. Öyle ki, ifade özgürlüğü hapis cezasına, siyasi muhalefet ise bir nevi ölüm cezasına dönüştü.  

Yetkililerin bu eylemleri, birçok muhalif ismi göç etmeye zorladı.   

Diaspora ülkeleri, bazı muhaliflerin sosyal medya paylaşımları, seminerler ve sosyal etkinliklerde bir araya gelmeleri veya ev sahibi ülkenin düzenlemeleri dahilinde siyasi gösterilere katılmaları yoluyla dar bir siyasi özgürlüğe sahip oldukları bir yer haline geldi.  

Bu sınırlı faaliyet iznine rağmen, yetkililer bunları daha da azalttı, siyasi ve diplomatik ilişkileriyle muhalif isimleri hedef aldı.  

Bu ilişkilerin gücü, muhalifleri bastırmak veya sınır dışı edilmelerini ya da iade edilmelerini talep etmek için kullanıldı.  

Yerel adli işlemler, Interpol’ün uluslararası ofislerine terör kodları, izleme listeleri ve kırmızı bültenler gibi baskıcı sınır ötesi önlemler için yasal bir kılıf haline geldi.  

Bu sorunun boyutları nelerdir? Ülkeler sınır ötesi baskı konusunda ne tür önlemler alıyor?  

“Sınır ötesi baskı” meselesiyle ilgili en büyük sorun, hükümetlerin muhalifleri tespit edip, ardından onları gözetim ve casusluk yoluyla kısıtlamak, hatta suikast veya geri gönderme amacıyla hedef almak için başvurabilecekleri tehlikeli eylemlerde yatıyor.  

Bu operasyonlar, şüphesiz hedef alınan kişiler için önemli riskler oluşturuyor.  

Hedef gruplar  

Siyasi muhaliflerden gazetecilere, aktivistlere, etnik veya mezhepsel azınlık mensuplarına, devlet aygıtı ve kurumlarından kaçanlara kadar dünyanın dört bir yanındaki on binlerce insan bu grubun içerisinde yer alıyor. Hatta aile içi baskılardan kaçan üst düzey yetkililerin akrabaları bile buna dahil olabilir.  

Devletler, hedef alınan bu gruplara karşı, basit ve toplu önlemlerden, karmaşık ve şok edici adımlara kadar çeşitli baskı yöntemleri uyguluyor.  

Bahsi geçen bu ülkeler, kişileri tespit etmek ve sonrasında baskı yapabilmek için muhaliflerin düzenlediği gösterileri izleyebiliyor.  

Hacker prosedürleri insan kontrolünün yerini alabiliyor, böylece izinsiz bilgiye erişilebiliyor veya dijital baskı olarak bilinen yöntemle insanlar hedef alınabiliyor.  

Ayrıca, hedef alınan kişinin kişisel, profesyonel veya finansal ilişkilerine zarar veren dijital sistemler de sabote edilebiliyor.  

Ulusötesi baskı mekanizmaları iki ana prosedürü içeriyor. Bunlardan ilki, normal hukuki prosedürleri temsil ediyor ancak devlet tarafından yersiz yapıldığı için ihlal ve baskıya dönüşüyor.  

İkincisi ise, siyasi sistemler tarafından istisnai mekanizmalar aracılığıyla gerçekleştirilen yasadışı prosedürler olarak biliniyor.  

Baskı için yeni yasal mekanizmalar  

Birçok ülke, topraklarında ikamet eden yabancıların “haklarını erişmelerini” veto eden yasal prosedürler geliştirdi.  

Bu önlemlerin kaldırılması, doğuştan istisnai bir hayat yaşayan yabancılar için dayanılmaz, uzun, meşakkatli ve masraflı bir yasal süreç gerektiriyor.  

Söz konusu mekanizmaların en önemlileri ise şöyle özetlenebilir:  

Kimlik ve pasaportların alıkonulması  

Dünya genelindeki tüm anayasalar, vatandaşların temel haklarını garanti altına alan, hükümetler ve çeşitli kurumlarıyla ilişkilerini düzenleyen maddeler içerir.  

Bu hakların başında vatandaşın doğum kaydı, kimlik kartı, evlilik cüzdanı gibi kimlik belgelerine erişimi yer alır.  

Devletlerin, hiçbir koşulda, bu sistemi askıya alma veya siyasi nedenlerle belirli grupların erişimini engelleme hakkı yoktur. Çünkü bunun yerel düzeyde ve daha sonra uluslararası toplum üzerinde vatansızlık, sığınma ve güvenli ikamet konuları üzerindeki etkileri vardır.  

Uluslararası uyarılara ve bu hakların anayasalar ve iç hukukta güvence altına alınmasına rağmen, bazı ülkeler sürgündeki vatandaşlar veya baskıya maruz kalan gruplardan olan göçmenleri bu haktan mahrum bırakıyor.  

Bu adım, hareketlerini kısıtlamak ve onları ülkelerinden ayrılmaya veya geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor.  

Söz konusu durum genellikle eğitim sürecine katılmayı, iş bulmayı zorlaştıran ve güvenli barınma ve sorunsuz ulaşıma erişimi etkileyebilen sorunlara yol açıyor. Hatta bazen işler, vatandaşlığın iptaline veya vatandaşlıktan çıkarılma tehdidine kadar varabiliyor.  

Konsolosluk baskısı  

Bu ülkeler siyasi gerekçelerle konsolosluk hizmetlerini askıya alabiliyor. Bahsedilen eylemler, belirli isimleri içeren listelerin tüm konsolosluk hizmetinden mahrum bırakılmasından, belirli ülkelerin tamamen engellenmesine kadar uzanabiliyor.  

Bazen belgelerin çıkarılması için talep edilen ücretleri abartmakla yetinebiliyorlar, bu da gerekli belgelerin çıkarılmasında zorluklara yol açabiliyor.  

Terör listeleri, uluslararası mevzuat ve kırmızı listeler  

Bazı ülkeler, terörle mücadele konusundaki küresel durumu, baskıya maruz kalan grupları suçlamak ve terörizm tanımlamaları ile etiketlemek için iç hukuklarına çok sayıda mekanizma dahil ederek kasıtlı olarak istismar ediyor.  

Ülkeler, hedef alınan kişiyi yerel terörist listelerine alma ve çeşitli diplomatik ilişkileri aracılığıyla bu isimleri uluslararası terörist listelerine dahil etmek için gıyaben adli işlem başlatmayı içeren “terörist etiketleme” aşamasından daha ileri bir aşamaya geçiyor. Bunlar, herhangi bir belge veya inceleme olmaksızın yapılıyor.  

Muhalifleri takip etmek, yargılamak ve iade etmek için ikili anlaşmalar   

Ulusötesi baskı uygulayan ülkeler, muhaliflerin iadesini veya kovuşturulmasını engelleyen ev sahibi ülkelerin iç yasalarını aşmalarına olanak tanıyan ikili ve çok taraflı uluslararası anlaşmalar imzalıyor.  

Ardından hedef alınan kişiler, insan haklarına saygı göstermeyen ve kendilerine yöneltilen suçlamaların ciddiyetini doğrulamayan hızlı prosedürlerle ülkelerine iade ediliyor.  

Uluslararası güvenlik ve yargı organlarına üyelik  

Bazı ülkeler, Interpol gibi uluslararası güvenlik ve yargı organları üzerinde, resmi fonlar, nüfuzlu üyelikler ve hatta bu organların liderliği aracılığıyla vesayet yetkisi kullanıyor. Bu organlar, daha önce uluslararası polisin çalışmalarını düzenlemek ve suçlamaların ciddiyetini doğrulamak için kullanılan tedbirler olarak hizmet vermişken, baskıcı önlemler için yasallaştırma merkezlerine dönüştürülüyor.  

Ulusötesi baskının yasadışı mekanizmaları  

Devletlerin aldığı önlemler için bir diğer çerçeve, güvenlik ve istihbarat teşkilatları aracılığıyla kullandıkları istisnai önlemler olarak biliniyor.  

Bir vatandaşı kandırıp kendi ülkesinin konsolosluğunda tutuklamak, ardından istihbarat operasyonlarıyla gizlice sınır dışı ederek hayatına veya özgürlüğüne zarar verecek operasyonlar yapmak veya kişilerin havaalanları ve transit limanlarda seyahatleri sırasında sınır dışı işlemlerini hızlandırmak için bazı ülkelerdeki bazı kadrolu çalışanları “satın almak” şeklinde olabiliyor.  

Son zamanlarda bunlara, ülkelerin sosyal medya algoritmalarının geliştirilmesine katılımı veya bölgesel merkezlerini kendi topraklarında barındırması yoluyla elektronik ve teknolojik baskı mekanizmaları eklendi.  

“Siber taciz” olarak bilinen kampanyaların yönetilmesi için sözleşmeli profesyonel teknik kurumlar ve uluslararası danışmanlık firmalarının çabalarını da içeriyor.  

Ancak bu konuda tehlikeli olan, devletin, söz konusu kişilerin resmi kayıtlarının kullanılmasına ve normalde devlet kurumlarının elinde bulunan kişisel bilgi ve verilerinin ifşa edilmesine izin vermesi. 

Öte yandan İsrail, Google’ın GPS teknolojisi, Facebook ve Twitter algoritmaları ve diğer doğal sosyal medya platformlarından yararlanarak, Filistin davasını destekleyen aktivistleri takip etmek için bir model geliştirdi. Bu veriler, baskıcı devletlerin kullanabileceği bir model olan füzeler ve SİHA’larla öldürme ve yaralama amaçlı yapay zeka teknikleri geliştirmek için kullanıldı.  

Bu baskılara örnek olarak, Çin’in Uygur azınlığa, BAE ve bazı Körfez ülkelerinin Arap Baharı aktivistlerine, Mısır’ın ve Tunus’un ise devrim aktivistlerine karşı eylemleri verilebilir.  

Bazı siyasi rejimler de özellikle Müslüman Kardeşler olmak üzere, siyasal İslamcı gruplara karşı benzer adımları attı.   

Bu eylemler, iktidara geldikleri Mısır, Tunus ve Fas gibi veya parlamento ortağı oldukları Ürdün gibi ülkelerde veya karar vericilere yakın oldukları Sudan gibi ülkelerde gerçekleşti. Son zamanlarda, siyasi sığınma davalarında adil prosedürler sağlamasıyla bilinen bazı Avrupa ülkeleri, benzer davalarda ekonomik ve siyasi çıkarlar karşılığında bu prosedürlerden vazgeçmeye başladı.  

Bunlar arasında Avrupa Birliği’nin (AB) iç baskı uygulayan bazı ülkeleri güvenli ülke olarak sınıflandırması ve bu karara uygun olarak bazı mülteci veya göçmenlerin sınır dışı edilmesi veya Asya ve Afrika ülkelerindeki mültecilere koruma sağlayamayan ülkelerdeki geri gönderme merkezlerine veya alternatif sığınma merkezlerine nakledilmesi yönünde tedbirlerin alınması da yer alıyor.  

Uluslararası toplumun sınır ötesi baskılara karşı yapması gerekenler  

Öncelikle, başta Interpol olmak üzere uluslararası adalet platformlarından siyasi sınıflandırmalar kaldırılmalıdır. Sınıflandırma, ırk, din, dil veya siyasi yönelim temelinde genelleştirilmemelidir.  

Bu, uluslararası polisin çalışmaları için bir yargı gözetim mekanizması oluşturularak yapılır, böylece vatandaşların iadesi ancak daha yüksek bir makamdan adli bir prosedür yoluyla gerçekleştirilebilir.  

Öte yandan, insan hakları aktivistleri, ülkeler arasında yapılan ikili anlaşmalara dikkat etmeli ve taraf devletlerin muhaliflerine karşı bir baskı aracı haline getirdiği maddeler kaldırılmalıdır.  

Ayrıca, bir kişinin hayatına mal olabilecek veya özgürlüğünü engelleyebilecek usul hatalarından kaçınmak için bu maddeleri yerel yargı makamlarına bildirmelidirler.  

Son olarak, göçmen grupları veya zulümle karşı karşıya kalan gruplar, ülkelerinin izin verdiği usul çerçevelerine göre yasal gruplar halinde birleşmeli, vakalarını ev sahibi ülkelere açıklamalı ve hakları konusunda çalışmalıdırlar.  

Ayrıca, göçmenlerin normal bir yaşam sürmelerini sağlayacak makul düzeyde güvenlik ve kabul edilebilir düzeyde tanınma sağlayan siyasi ve hukuki çalışmalara da katılım sağlanmalıdır. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.