Türkiye'nin Küresel Vizyonu: Asya ile Çok Boyutlu İlişkiler
02.05.2025 - 16:01 | Son Güncellenme: 07.07.2025 - 17:15
Küresel sistemdeki çatlakların derinleşerek ayrışmayı hızlandırdığı günümüz dünyasında, uyuşmazlıklar karşısında hem arabuluculuk rolü üstlenebilecek aktörlere hem de diplomasinin dönüştürücü gücüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyacın giderek arttığı bir dönemde, "Ayrışan Dünyada Diplomasiyi Sahiplenmek" temasıyla düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF), dünyanın dört bir yanından katılımcıları ve çeşitli temalara odaklanan panelleriyle çok taraflı diplomasi vizyonunun güçlü bir yansımasını sunmuştur. Diyalog ve iş birliğini merkezine alarak Türk dış politikasının önceliklerini yansıtan ADF, aynı zamanda hariciyenin çalışmaları aracılığıyla Türkiye'nin küresel diplomaside aktif bir aktör olma iddiasını sürdürdüğünü bir kez daha ortaya koymuştur.
Mevcut atmosfer, her ne kadar Türkiye’yi arabulucu bir aktör olarak küresel çatışmaların çözümüne katkı sunmaya davet ediyor olsa da yükselen bölgesel dinamiklere aktif katılım göstermek de Türk dış politikasında önemli bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, Asya kıtasının artan jeostratejik ve ekonomik önemine paralel olarak Türkiye, 2019 yılında ilan ettiği "Yeniden Asya Girişimi" ile bölge ülkeleriyle siyasi, ekonomik, kültürel ve akademik alanlarda çok boyutlu iş birliği zemini oluşturmayı hedeflemiş; bugün dünyanın en büyük beş diplomatik ağından biri olarak Asya'da 30 büyükelçilik, 25 başkonsolosluk ve 29 fahri konsolosluk ile güçlü bir diplomatik temsiliyet tesis etmiştir.
Yeniden Asya Girişimi’nin duyurulmasından bu yana geçen altı yıllık süreç, Asya kıtasıyla ivme kazanan bir yakınlaşmayı beraberinde getirmiştir. İkili temaslardan çok taraflı platformlara, Türk Devletleri Teşkilatı'ndan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne, BRICS+ toplantılarından Asya İşbirliği Diyaloğu'na kadar uzanan geniş bir diplomatik angajman haritası, Türkiye’nin Asya’yı yalnızca bir ekonomik fırsatlar alanı olarak değil, aynı zamanda çok taraflı diplomatik iş birliği sahası olarak gördüğünü teyit etmektedir. Bu doğrultuda Güneydoğu Asya ülkeleriyle savunma sanayi alanında yoğunlaşan iş birliği incelemeye değer bir örnek olarak ön plana çıkmaktadır.

Bölge ülkelerinin ABD ile Çin arasındaki büyük güç rekabetinden bağımsız tedarikçi arayışı, Türk savunma sanayi ürünlerine olan ilgiyi artırmış; ATAK helikopter, ANKA SİHA ve MİLGEM korvet satışları gibi farklı platformların tedarikiyle birlikte bölgeye açılan irtibat ofisleri ve iştirakler, Türkiye’nin bölgedeki diplomatik ve stratejik derinliğini güçlendirmiştir.
Güneydoğu Asya ile artan diplomasi mesaisi aynı zamanda bölgedeki diğer ülkelerle diplomatik bir etkileşim ağını oluşturmuş ve bu durum bölgeye yapılan yüksek düzeyli ziyaretlerle pekiştirilmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz şubat ayında Malezya, Endonezya ve Pakistan’a gerçekleştirdiği ziyaretler, bu ilişkilerin siyasi ve stratejik boyutuna yeni bir ivme kazandırmış; Antalya Diplomasi Forumu 2025’te ise bu açılım, çok taraflı platformda görünürlük elde etmiştir. Bu açıdan ADF'nin Asya-Pasifik oturumları, Türkiye'nin Asya vizyonunun forumun en güçlü temalarından biri haline geldiğini göstermiştir.
Yükselen Asya’nın dinamikleri: ADF 2025'te Asya-Pasifik tartışmaları
Dünya siyasetinin ağırlık merkezinin Atlantik'ten Asya-Pasifik'e kaydığı bir dönemde, “Yükselen Asya” kavramı sadece bir ekonomik büyüme hikayesini değil, aynı zamanda karmaşık jeopolitik dinamikleri ve yeni güç rekabetlerini de tarif eder hale gelmiştir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Asya kıyıları, bu yükselişin lokomotifi konumundadır. Bu noktada, bölgenin sunduğu ekonomik fırsatlar kadar, taşıdığı riskler ve derinleşen çatışma potansiyelleri de toz pembe bir Asya tahayyülünün fazlasıyla indirgemeci olduğunu göstermektedir. Bu gerçeklik, 11–13 Nisan 2025 tarihleri arasında düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF)'nda da kendisini açık biçimde hissettirmiştir. Forumun Asya-Pasifik’e odaklanan üç ana oturumundan ilki olan "Asya-Pasifik'te Jeostratejik Dinamikler", bölgenin bugünkü gerçekliğini yalnızca ekonomik veriler üzerinden değil, güvenlik ve diplomasi boyutlarıyla birlikte ele almıştır.
Çin'in bölgedeki etkinliğini artırma yönündeki stratejileri, özellikle Güney Çin Denizi'nde kıyıdaş devletlere yönelik baskı araçları ve fiili durum yaratma politikaları oturumun ana tartışma başlıklarından biri olmuştur. Bu çerçevede Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) gibi çok taraflı platformların işlevselliği ve bölgesel düzenleyici kapasitesi sorgulanırken, bölgede “büyük güçler” arasında sıkışmış küçük ve orta ölçekli ülkelerin manevra alanlarının daraldığına işaret edilmiştir.
İklim değişikliğinin Pasifik üzerindeki etkileri de oturumda dikkat çeken bir diğer tema olarak dinleyicilerle buluşmuştur. Pasifik’teki küçük ada devletlerinin deniz seviyesinin birkaç santim yükselmesiyle haritadan silinme tehlikesi yaşaması, uluslararası toplumun “iklim adaleti” konusundaki ikircikli tavrını gözler önüne sererken; ada ülkelerinin yalnızca insani bir mesele değil, aynı zamanda jeopolitik satranç taşları olarak görüldüğüne dair güçlü bir vurgu yapılmıştır.

Türkiye açısından oturumda ortaya çıkan bir diğer önemli tema ise Türkiye-Hindistan ilişkilerine yönelik değerlendirmelerdir. Her iki ülke arasında zaman zaman yaşanan diplomatik sürtüşmelere rağmen, konuşmacıların karşılıklı yapıcı adımların atılması halinde iki ülke ilişkilerinde hızlı bir toparlanma ve potansiyel bir derinleşme yaşanabileceğine dair olumlu bir perspektif sunması dikkat çekmiştir. Bu durum, Türkiye'nin Asya siyasetinde geniş tabanlı ve esnek bir diplomasi yürütme hedefinin desteklendiğini göstermektedir. Öte yandan, panel konuşmacıları arasında yer alan Maldivler Dışişleri Bakanı'nın katılımı da ayrı bir önem taşımıştır.
Hatırlanacağı üzere, 2024 yılı içinde Maldivler’in Türkiye'den insansız hava araçları (SİHA) tedarik edeceği yönünde haberler basına yansımıştı. Antalya Diplomasi Forumu çerçevesinde gerçekleşen ikili temaslarda bu savunma iş birliğinin detaylarının masaya yatırılmış olması güçlü bir ihtimaldir. Bu gelişme, Türkiye'nin sadece büyük Asya devletleriyle değil, aynı zamanda küçük ancak stratejik öneme sahip ülkelerle de çok boyutlu ilişkiler kurma arzusunu ortaya koymaktadır.
ASEAN'ın bölgesel ve küresel ilişkileri
Türkiye'nin Asya-Pasifik bölgesine yönelik diplomatik perspektifini güçlendiren bir diğer önemli gelişme, Antalya Diplomasi Forumu kapsamındaki lider konuşmalarından biri olan Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto'nun katılımı olmuştur. Subianto, forumda yaptığı konuşmada diplomasinin çok taraflılık temelinde yürütülmesi gerektiğine dikkat çekerken ASEAN'ın bu anlayışı temsil eden bir model olarak değerinin arttığını vurgulamıştır. Bölgesel ve küresel düzeyde gerilimin tırmandığı bir dönemde, ASEAN’ın “dışa kapalı değil, iş birliğine açık” bir yaklaşım benimsemesinin bölge için taşıdığı önemi öne çıkaran Prabowo’nun ifadeleri, yalnızca Endonezya’nın diplomatik çizgisini özetlemekle kalmamış; ASEAN'ın ortak diplomasi ruhunun, büyük güç rekabetinin gölgesinde bile varlığını sürdürmeye çalıştığını yansıtmıştır.
Türkiye açısından dikkat çekici olan bir diğer unsur, tüm ASEAN üyesi ülkelerin büyükelçilerinin forumda aktif biçimde yer almasıdır. Bu geniş katılım, Türkiye'nin bölgeyle kurmakta olduğu diplomatik ağın yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı kalmadığını, çok taraflı platformlar üzerinden daha yapısal bir ilişki kurma arayışını içerdiğini de ortaya koymuştur. Ek olarak Prabowo’nun ziyaretiyle gündeme gelen Endonezya'nın Türkiye’nin geliştirdiği KAAN beşinci nesil savaş uçağı ve denizaltı projelerine katılım arzusu, taraflar arasında sadece güvenlik alanında değil, teknoloji transferi ve stratejik ortaklık düzeyinde de yeni bir etkileşim alanı oluştuğunu gösterirken bu durum Türkiye'nin Asya-Pasifik vizyonunda savunma iş birliklerini salt bir ticaret ilişkisi olarak değil, diplomatik yakınlaşmanın ve çok yönlü stratejik bağ kurma çabasının organik bir parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
Forumun Asya-Pasifik odaklı üçüncü önemli oturumu ise "ASEAN'ın Bölgesinde ve Ötesinde Gelişen Rolü" başlığı altında gerçekleşmiştir. Panelde, ASEAN’ın sadece bölgesel bir iş birliği mekanizması olmanın ötesine geçerek uluslararası düzenin yeniden şekillendiği bir dönemde küresel bir aktör olma potansiyeli tartışmaya açılmıştır. Panelin konuşmacıları arasında yer alan Malezya Dışişleri Bakanı'nın değerlendirmeleri, ASEAN'ın bugüne kadar sergilediği kriz yönetimi ve arabuluculuk kapasitesinin gelecekte daha proaktif bir dış politika rolüne evrilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Güney Çin Denizi’nde tırmanan gerilimler, iklim değişikliğinin bölgesel etkileri ve büyük güç rekabetinin alan genişletme girişimleri gibi sınamalar karşısında ASEAN’ın dayanıklılığını artırma ihtiyacı, panelde sıkça dile getirilen başlıklardan biri olmuştur. Bu tartışmalar ışığında Türkiye'nin ASEAN ile ilişkilerini güçlendirme yönündeki girişimleri, yalnızca mevcut ekonomik ve ticari iş birliğini derinleştirme hedefiyle sınırlı kalmamakta; aynı zamanda değişen bölgesel düzen içerisinde sürdürülebilir ve kurumsallaşmış bir diplomatik aktör olarak konumlanma stratejisinin bir parçası haline gelmektedir.

ASEAN çerçevesindeki diplomatik angajman, Türkiye'nin çok taraflılık ilkesine dayalı, barış ve istikrara öncelik veren dış politika vizyonunu yansıtırken; Antalya Diplomasi Forumu'nda izlenen çizgi, Türkiye'nin Asya'da yalnızca ikili düzeyde değil, bölgesel düzeyde de kurumsallaşmış bağlar kurarak çok yönlü bir diplomasi ağı inşa etme iradesini teyit etmiştir.
Bütün bu çerçevede ADF 2025, Türkiye’nin küresel diplomasi vizyonunda Asya'nın taşıdığı önemin altını bir kez daha çizmiş; Türkiye'nin bölgeyle kurduğu temasları sadece siyasi ve ekonomik değil, aynı zamanda diplomatik normların ve çok taraflılık kültürünün derinleştirilmesine yönelik stratejik bir çaba olarak konumlandırmıştır.
Türkiye, bu yeni dönemde diplomasiyi bir arabuluculuk enstrümanından çok daha fazlası olarak görerek, çok merkezli bir uluslararası düzen içinde sürdürülebilir ortaklıklar ve yapıcı diyalog mekanizmaları kurma hedefine odaklanmaktadır. Asya kıtasını ise bu stratejisinin ana odağında tutmaktadır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.