Türkiye’nin Gökyüzü Gücüne Yönelik Komplo: Kimler Engelliyor?

Gazeteci Ali Asmar, Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına yönelik olası engellerin arkasında hangi ülkelerin olduğunu Fokus+ için kaleme aldı.
Türkiye’nin Gökyüzü Gücüne Yönelik Komplo: Kimler Engelliyor?

22.04.2025 - 12:27  |  Son Güncellenme:  18.07.2025 - 12:10

Hızla değişen uluslararası dengeler içerisinde, bazı hassas dosyalar yeniden küresel siyasi sahnede ön plana çıkıyor. Bu dosyalardan biri, son dönemde Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte yeni bir evreye giren Ankara-Washington ilişkileridir. Bu yoğun sahnenin merkezinde ise F-35 savaş uçağı programı yer alıyor. Ancak burada dikkat çeken unsur yalnızca Türkiye’nin bu stratejik programa geri dönme ihtimali değil; aynı zamanda bu geri dönüşü başlamadan engellemeye çalışan bölgesel güçlerin organize saldırıları.

İsrail ve Yunanistan’ın bazı Avrupalı çevrelerin de desteğini alarak yürüttüğü diplomatik girişimler, Trump döneminde Türkiye ile ABD’nin arasında olası yakınlaşma sürecini baltalamayı hedefliyor. Almanya’nın saygın gazetelerinden Frankfurter Rundschau, İsrail’in Washington’a Türkiye’nin F-35 programına geri alınmaması için yoğun diplomatik temaslar başlattığını ortaya koydu. İsrail'in gerekçesi ise, Türkiye’nin geri dönüşünün kendi askeri üstünlüğünü tehdit edeceği yönünde. Özellikle Gazze, Suriye ve Lübnan dosyalarındaki Türk-İsrail anlaşmazlıkları dikkate alındığında bu girişim şaşırtıcı değil. Aynı haberde, Netanyahu’nun ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile konuyu görüşmek üzere birden fazla görüşme yaptığı bilgisi de yer aldı.  

İsrail’in bu adımı yalnızca meşru bir askeri kaygıdan ibaret değil; aynı zamanda hızla değişen bir bölgede hava üstünlüğünü tekeline alma arzusunun açık bir göstergesidir. Uzun yıllardır ABD’den nitelikli askeri destek alan İsrail, Türkiye gibi bölgesel bir gücün aynı caydırıcı saldırı araçlarına sahip olmasını istemiyor. Oysa Ankara, savunma sanayisini güçlendirme ve askeri kararlarında bağımsızlaşma hedefini hiçbir zaman gizlemedi.  

Ancak bu oyunda yalnızca İsrail yok. Türkiye ile deniz yetki alanları ve tarihsel anlaşmazlıklar sebebiyle kronik bir gerilim yaşayan Yunanistan da sürece dahil olmuş durumda. Güney Kıbrıs ve İsraille koordine olarak Washington üzerinde siyasi ve diplomatik baskı kurmaya çalışıyor. Geçitiğimiz günlerde Yunan basınında, Mitsotakis ile Netanyahu’nun son görüşmelerinde F-35 dosyasının öncelikli gündem maddesi olduğu yer aldı. Ayrıca, Kıbrıs ve İsrail dışişleri bakanları arasında da bu konuda doğrudan temasların gerçekleştiği bildirildi.  

Bu aktörlerin hamleleri, uluslararası ilişkilerde artık modası geçmiş bir anlayışı temsil ediyor: Kendi kapasiteni geliştirmek yerine, başkasının gelişimini engellemek.  

İsrail ve Yunanistan, geleceğin zorluklarına karşı askeri ve diplomatik yeteneklerini geliştirmek yerine potansiyel bir rakibi frenleme yoluna gidiyorlar. Bu yöntem, ABD'deki bazı karar verici çevrelerde yankı bulabilir ancak değişen jeopolitik gerçekliklerle uyumlu değil. Artık Türkiye, göz ardı edilemeyecek bölgesel bir aktör.

Bu bağlamda Trump'ın kişiliği belirleyici bir rol oynayabilir. Erdoğan’a olan hayranlığını gizlemeyen mevcut ABD Başkanı Trump, Ankara ile köprüleri yeniden kurma eğiliminde olabilir. Frankfurter Rundschau gazetesi, Trump’ın ekibine CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasına dair hukuki ve teknik yolların araştırılması talimatının verildiğini yazdı. Eğer söz konusu yaptırımlar kaldırılırsa bu sadece Türkiye’nin F-35 uçaklarına yeniden kavuşması değil, aynı zamanda iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerinin yeniden canlanması anlamına gelecektir.  

Peki Trump, İsrail ve Yunanistan’ın baskılarına boyun eğer mi?  

Trump baskılara boyun eğen bir lider değil, hele ki bu baskılar stratejik çıkarlarına ters düşüyorsa. Dış politikasını daima “kazan-kazan” ilkesi üzerine inşa eden Trump için Türkiye, jeopolitik konumu, askeri gücü ve Doğu ile Batı arasında kurduğu dengeli ilişkileriyle ideal bir ortaktır.  

İsrail’in asıl korkusu, Türkiye’nin yalnızca gelişmiş uçaklara sahip olması değil; bu gelişmenin doğuracağı yeni ittifaklar, farklılaşan askeri dengeler ve Tel Aviv’in tekeline aldığı konulara Ankara’nın ortak olması ihtimalidir. Aynı durum Yunanistan için de geçerlidir. Türkiye'nin bölgeye güçlü bir şekilde dönmesinden ve üstün nitelikli bir silahla güç haritasını yeniden çizmesinden korkuyorlar.  

Öte yandan, Türkiye yalnızca gelişmiş silahlar peşinde koşan bir ülke değil. Dış politikasında denge odaklı bir yaklaşım sergiliyor ve hem Rusya ile diyalog kurup hem de NATO ile ortak tatbikatlar yürütebilen nadir bir aktör konumunda. Bu çok yönlü etkileşim kapasitesi, Türkiye’yi rakip değil eşsiz bir oyuncu haline getiriyor. Dolayısıyla bazı güçlerin onunla yarışmak yerine onu engellemeye çalışması tesadüf değil.  

Sonuç olarak, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin önüne taş koyanlar, aslında Batı’nın uzun vadeli çıkarlarına zarar veriyor. Türkiye, konumu, ittifakları ve terör, göç, enerji gibi karmaşık dosyalardaki tecrübesiyle vazgeçilmez bir ortak. Trump ya da başka bir başkan döneminde Washington’ın bu gerçeği kabul ederek Ankara ile yeniden güçlü bir ortaklık kurması doğru yönde atılmış bir adım olur. Üstelik Tel Aviv ve Atina’dan yükselen itiraz çığlıklarına rağmen.  

Unutulmamalıdır ki, uluslararası ilişkiler korkular üzerine değil; ortak çıkarların farkında olmak üzerine kurulur. Üstünlük sağlamak isteyenin yolu, başkalarını engellemek değil, kendini geliştirmekten geçer.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.