Türkiye–Somali Ortaklığı: Afrika Boynuzu’nda Güç Dengeleri

Gazeteci Ali Asmar, Türkiye–Somali ortaklığını ve Ankara’nın Afrika Boynuzu’nda çok katmanlı jeopolitik strateji inşasını Fokus+ için kaleme aldı.
Ali Asmar
turkiye-somali-ortakligi-afrika-boynuzu-nda-guc-dengeleri.jpg

22.12.2025 - 12:23  |  Son Güncellenme:  22.12.2025 - 12:28

Türkiye’nin Somali’de son yıllarda attığı adımlar, artık ikili anlaşmalar ya da geleneksel kalkınma projeleri çerçevesinde okunamayacak ölçüde derinlik kazanmıştır. Diplomasi, ekonomi, güvenlik, enerji ve ileri teknoloji alanlarının birbirini tamamladığı bu hamleler, Ankara’nın Afrika Boynuzu’nda uzun vadeli ve çok katmanlı bir jeopolitik varlık tesis etmeyi hedeflediğini göstermektedir. Bu yaklaşım, yalnızca ticari çıkarları değil, aynı zamanda küresel deniz ticaret yolları, bölgesel güvenlik mimarisi ve uluslararası rekabetin yeniden tanımlandığı bir alanı kapsamaktadır. 

Bu bağlamda Somali, Türkiye açısından sıradan bir ortak ülke değil; Hint Okyanusu’na açılan konumu, Kızıldeniz’e yakınlığı ve jeopolitik boşluklarıyla, Ankara’nın yeni dış politika doktrininde kilit bir stratejik eşik olarak öne çıkmaktadır. 

Diplomasi: Arabuluculuk yoluyla nüfuz inşası 

Türkiye, Somali’deki varlığını öncelikle diplomatik meşruiyet üzerinden inşa etmeyi tercih etmiştir. Ankara’nın kendisini “istikrar üretici” ve taraflar arasında güven inşa eden bir arabulucu olarak konumlandırması, bu stratejinin temel dayanaklarından biridir. Aralık 2024’te imzalanan ve kamuoyunda “Ankara Bildirisi” olarak anılan mutabakat, bu yaklaşımın en somut örneklerinden biridir. 

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Etiyopya’nın Somaliland ile Kızıldeniz’e erişim konusunda yaptığı tartışmalı anlaşmanın bölgesel bir krize dönüşme riski taşıdığı bir dönemde, Türkiye’nin devreye girerek tansiyonu düşürmesi, Ankara’ya önemli bir diplomatik kredi kazandırmıştır. Bu süreç, Türkiye’nin yalnızca sahada değil, masa başında da etkili bir aktör olduğunu ortaya koymuş; Somali yönetiminin Ankara’ya duyduğu siyasi güveni derinleştirmiştir. Bu güven, ilerleyen aşamada balıkçılık ve enerji gibi egemenlik hassasiyeti yüksek alanlarda iş birliğinin önünü açmıştır. 

Ekonomik boyut: Karşılıklı kazançtan stratejik etkiye 

Türkiye’nin Somali’deki ekonomik angajmanı, klasik yatırım–yardım ilişkilerinin ötesine geçmektedir. Ankara, “karşılıklı kazanç” söylemini merkeze alırken, ekonomik projeleri aynı zamanda uzun vadeli nüfuz araçları olarak kurgulamaktadır. Aralık 2025’te imzalanan balıkçılık anlaşması ve bu çerçevede kurulan SOMTURK ortak şirketi, bu yaklaşımın somut bir yansımasıdır. 

Türkiye Silahlı Kuvvetleri Emekli Sandığı’nın (OYAK) projede yer alması, tesadüfi bir tercih değil; ekonomik kazanç ile güvenlik mimarisinin bilinçli biçimde iç içe geçirilmesinin sonucudur. Böylece ticari gelirler, güvenlik kapasitesini beslerken; askeri varlık da ekonomik yatırımlar için koruyucu bir çerçeve sunmaktadır. 

Somali açısından bu anlaşma, istihdam yaratılması, liman altyapısının geliştirilmesi ve yasa dışı balıkçılıkla mücadele yoluyla deniz egemenliğinin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. Türkiye için ise dünyanın en zengin balık stoklarından birine erişim ve kalıcı bir ekonomik ortaklık söz konusudur. 

Enerji: Ekonominin ötesinde jeopolitik bir hamle 

Türkiye’nin Somali açıklarında petrol ve doğal gaz arama planları, ekonomik getiriden ziyade jeopolitik sonuçlarıyla dikkat çekmektedir. 2026 yılında derin deniz sondajına başlanmasının planlanması, Ankara’nın Afrika Boynuzu’nda kalıcı bir enerji aktörü olma niyetini ortaya koymaktadır. 

Bu projelerin ticari başarısı belirsiz olsa dahi, Türkiye’nin enerji sektörüne girişi, bölgedeki güç dengelerinde yeni bir değişken yaratmaktadır. Ankara açısından asıl kazanım, Somali’nin gelecekteki enerji denkleminde vazgeçilmez bir ortak haline gelmektir. 

Mali destek: Güven inşasının sessiz zemini 

Türkiye–Somali ilişkilerinin derinleşmesinde mali destek de önemli bir rol oynamıştır. Ankara’nın 2020 yılında Somali’nin IMF borçlarının hafifletilmesine katkı sunması, sembolik değerinin ötesinde stratejik bir anlam taşımaktadır. Bu adım, Türkiye’nin kısa vadeli kazançlardan ziyade devlet kapasitesinin güçlendirilmesini önceleyen bir ortak olduğunu göstermiştir. 

Güvenlik ve askeri boyut: Stratejinin teminatı 

Türkiye’nin Somali’deki askeri varlığı, ekonomik ve siyasi projelerin sürdürülebilirliğinin temel güvencesi niteliğindedir. Deniz güvenliği, enerji faaliyetlerinin korunması ve yerel güvenlik kapasitesinin artırılması, Ankara’nın uyguladığı entegre modelin merkezinde yer almaktadır. Bu model, askeri varlığı bir maliyet unsuru olmaktan çıkarıp stratejik bir kaldıraç haline getirmektedir. 

Uzay üssü: Stratejinin en hassas halkası 

Türkiye’nin Somali’de kurmayı planladığı uzay ve uydu fırlatma üssü, iş birliğinin en dikkat çekici ve en hassas boyutunu oluşturmaktadır. Ekvatora yakın konumun sağladığı teknik avantajlar ve geniş, düşük nüfuslu sahil şeridi, Somali’yi bu tür bir tesis için ideal kılmaktadır. 

Bu proje, Türkiye’ye yalnızca teknik kapasite kazandırmakla kalmayıp, Ankara–Mogadişu ilişkisini geri döndürülemez bir stratejik bağa dönüştürmektedir. Uzay teknolojileri gibi yüksek hassasiyetli bir alanda iş birliği, ortaklığı sıradan bir ekonomik ilişkiden çıkararak egemenlik düzeyinde bir stratejik ittifaka taşımaktadır. 

Bölgesel etkiler ve riskler 

Türkiye’nin Somali’deki çok katmanlı varlığı, bölgesel ve küresel aktörleri stratejilerini yeniden gözden geçirmeye zorlamaktadır. Körfez ülkeleri, Mısır ve Çin gibi aktörler, Ankara’nın artan nüfuzunu dikkatle izlemektedir. Öte yandan finansman kısıtları, jeolojik belirsizlikler ve güvenlik riskleri, bu stratejinin kırılgan noktalarını oluşturmaktadır. 

Değerlendirme  

Son tahlilde Türkiye’nin Somali’deki hamlesi, petrol, balık ya da uzay teknolojilerinin ötesinde bir anlam taşımaktadır. Bu strateji, Afrika Boynuzu’nda kalıcı bir siyasi ve jeopolitik nüfuz inşa etme girişimidir. Başarının ölçütü çıkarılan varil sayısı değil; Ankara’nın bu varlığı sürdürülebilir siyasi etkiye dönüştürme kapasitesi olacaktır. 

Türkiye’nin Somali’de izlediği strateji, sembolik bir varlık anlayışından uzun vadeli ve kalıcı bir stratejik konumlanmaya geçişi yansıtan bilinçli bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Ankara, tek bir sektöre yatırım yapan ya da tek bir araca yaslanan bir aktör olmaktan ziyade; diplomasiyi ekonomiyle, güvenliği enerjiyle, teknolojiyi egemenlik kavramıyla birbirine bağlayan çok katmanlı bir nüfuz ağı inşa etmektedir. Bu bütüncül yapı, Türkiye’ye bölgesel dönüşümlere uyum sağlama esnekliği kazandırmakta ve sahadaki varlığının herhangi bir boyutunun yüksek siyasi ve güvenlik maliyetleri olmaksızın etkisizleştirilmesini zorlaştırmaktadır. 

Bununla birlikte, bu stratejinin başarısı, Türkiye’nin hedefleri ile imkânları arasında hassas bir denge kurabilme kapasitesine bağlıdır. Aşırı yayılma eğilimi ya da bölgesel rekabetin yanlış okunması, özellikle güvenlik kırılganlıklarının ve uluslararası çıkar çatışmalarının yoğun olduğu bir ortamda, fırsatları ciddi yükümlülüklere dönüştürebilir. Buna karşılık, Ankara bu modeli uzun vadeli bir yıpranmaya sürüklenmeden istikrarlı biçimde tesis edebilirse, Somali bir deneme sahası olmaktan çıkıp Türkiye’nin dış politikasında örnek teşkil eden bir modele dönüşebilir. 

Bu çerçevede Somali’de yaşananlar, basit bir ikili iş birliğinin ötesinde, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki stratejik yeniden konumlanmasının açık bir göstergesidir. Bu yaklaşımın gerçek başarısı, yatırım miktarı ya da proje sayısıyla değil; Ankara’nın çok boyutlu bu varlığı kalıcı ve sürdürülebilir bir siyasi etkiye dönüştürme becerisiyle ölçülecektir. Böyle bir sonuç ise Türkiye’nin Kızıldeniz ve Doğu Afrika jeopolitiğindeki konumunu önümüzdeki on yıllar boyunca yeniden tanımlama potansiyeli taşımaktadır. 


Kaynaklar  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.