Türkiye-İsrail Çatışmasında Belirleyici Unsur: Askerî Güç mü Psikoloji mi?
26.05.2026 - 09:28 | Son Güncellenme: 26.05.2026 - 09:31
ABD/İsrail ile İran arasında bir ateşkes olsa da iki tarafın üzerinde uzlaştığı bir anlaşma henüz olmadığı için savaşın yeniden başlama ihtimali devam ediyor. İsrail göründüğü ve beklendiği kadarıyla tüm sorumluluk ve riskleri Amerika'nın üzerine yıkıp sanki savaşı kendisi başlatmamış gibi bir yandan ABD-İran düşmanlığını körüklüyor, bir yandan da muhtemel bir saldırı için hazırlık yapıyor.
İsrail diğer bir yandan da İran'dan sonraki hedef olarak belirlediği Türkiye için hazırlık içinde. Muhtemel bir Türk-İsrail savaşı için çok şeyler yazılıyor ve yazılmaya devam edilecek. Bazı İsrail yanlısı veyahut en azından Türkiye karşıtı Batılı uzmanlara göre Türkiye, İsrail ile savaşamaz. Çünkü onlara göre Türkiye'nin elindeki silahların çoğu fuarlarda sergileniyor ama envanterde yoklar. Diğer yandan Türk ordusunun elinde F-16 dışında jet yok ve onlar da eski. Katar'dan beklenen Eurofighter jetler de bir türlü gelmedi.
Türk uzmanlar ise İsrail'in elindeki mühimmatı İran savaşında, Lübnan’da ve Gazze’de kullanması hasebiyle yeni bir savaşa hazır olmadığını söylüyor. “Bir savaş olacaksa birkaç yılı bulur.” diyorlar. Başka uzmanlar, iki ülke arasında Suriye veya Kıbrıs üzerinde sınırlı bir çatışmanın olabileceği kanaatinde.

Bu makale, üçüncü bir görüş olarak savaşın çok da uzak olmadığını iddia etmektedir. Ancak öncelikle yukarıda zikredilen iki görüşün neden zayıf olduğunu tartışmakta yarar var. Öncelikle yabancı uzmanların Türk ordusunun askerî gücü ile ilgili söylediklerinin oldukça taraflı ve bilgi eksiklerinin çok olduğunu söylemek gerekiyor. Söylediklerinde o kadar iddialılar ki âdeta cephaneliklere girmiş de mühimmatı saymış gibi konuşuyorlar. Bir kere Türk ordusu, askerî strateji gereği envanterinde ne kadar silah olduğunu söylemez. Rakamları Türk kamuoyu bile bilmiyor ve bilmemeli de. İkincisi, bazı silahların henüz yapım aşamasında olduğu doğrudur. Ancak mevcut silahlarla da İsrail veya başka bir ülkeyi yenecek kadar yeterli silah mevcuttur. Örneğin, Türk Hava Kuvvetleri’nin 200'den fazla F-16'ya sahip olduğu ve bunların yerli olarak modernize edildiği biliniyor.
Ayrıca günümüzde savaşlarda en çok kullanılan dronlar konusunda Türkiye'nin mühimmat sıkıntısı çekmediği herkesin malumu. Türkiye, savaşların vazgeçilmezi olan dronların her türlüsünü istediği miktarda üretebilecek kapasitede. Öte yandan çok defa seri üretime geçilecek denilen birçok silahın zaten seri üretimde olduğuna şahit olduk. Elinde sadece balistik füzeler ve kamikaze dronlar olan bir İran'la baş edemeyen İsrail'in Türk ordusu gibi çok güçlü bir ordu ile baş etmesi çok daha zordur. İsrail'in elindeki tek koz, nükleer silahlar ve gelişmiş istihbaratıdır. Şayet Türk ordusu bu iki avantajı etkisiz hâle getirebilirse (muhtemelen bu iki tehdit için kafa yoruyordur) İsrail'in hiç şansı yoktur.
Türk uzmanların çatışmanın sınırlı olacağı görüşü de gerçekçi gelmemektedir. Şayet İsrail, mesela iki Türk uçağını düşürürse veyahut bir savaş gemisine saldırırsa Türkiye intikam için sadece ayniyle cevap vermez. Bu durum korkaklık olarak algılanır ve İsrail daha çok saldırır. Hem 2000 km uzaktaki İran'a bile saldıran İsrail neden Türkiye'ye de saldırmasın ki? Muhtemelen bir savaş olursa varoluşsal olur ve iki ülkeden biri sahneden çekilir. Sınırlı çatışma olmaz. En azından İsrail; elindeki silahlar, Amerikan desteği ve aşırı öz güven yüzünden kendini sınırlamaz.
Savaşın en erken birkaç yıl sonra olacağı tezi de tartışmalıdır. Yukarıdaki görüşlerdeki ortak özellik, savaşın çıkmasını askerî güce bağlamalarıdır. Birisi Türkiye'nin yeterli askerî gücü yok derken, diğeri İsrail'in mühimmatını tükettiğini ve toparlamasının birkaç yıl süreceğini söylüyor. Oysaki mevcut Türk-İsrail çekişmesinde en belirleyici unsur askerî değil psikolojiktir.

İsrail, korkularla yaşayan bir devlettir. Korkularını yenmek için korkulara sebep olan düşmanını yok ederek rahatlamaya çalışıyor. Bu yüzden yanına Amerika'yı alarak İran'a saldırdı. İsrail'in rahatlaması için ya İran'ın etkisiz hâle getirilmesi veyahut Mısır ve Ürdün gibi bir daha İsrail'le uğraşmaması gerekiyor. Muhtemelen ikinci seçenekle İran'ı devre dışı bırakacaklar.
Ancak Türkiye öyle değil. İyi bir ordusu var, hızla güçleniyor ve birkaç sene sonra her alanda askerî üstünlüğe sahip olacak. Üstelik bu üstünlüğü yerli silahlarla temin edecek. Birkaç yıl sonra Amerika, Türkiye’ye F-35 veya F-16 verdi mi vermedi mi gibi bir tartışma olmayacak. Türk füzelerinin hızı ve menzili en ileri düzeyde olacak. Muhtemelen Türkiye’nin üretemediği hiçbir silah kalmayacak. Çünkü silahlarda en zor parça motorlardır ve onlar da üretilmeye başlandı. Bir tek jet motoru kaldı ve bildiğimiz kadarıyla ilk yer testi çoktan yapıldı.
İsrailli uzmanlar sık sık Türkiye'nin güçlenmesine dair endişelerini ve birkaç sene sonraki Türkiye ile baş edilemeyeceğini dile getiriyorlar. Türkiye'yi mevcut gücüyle gözleri kesiyor ve fakat geleceğin Türkiye'sinden çok korkuyorlar. Bu yüzden de erken davranıp güçlenmeden etkisiz hâle getirmek istiyorlar.
İsrail'de tam da böyle bir psikoloji ya da korku var. Korkular insanları tetikler ve bir şeyler yapmaya iter. İsrail'in savaş yorgunu olduğu doğrudur ancak insani kaybı az oldu. Mühimmatı da ABD'den temin ediyor. Gerekirse kendine dost ülkelerden de temin eder. İsrail'e, kendisini biraz daha zorlayıp güçlenen bir düşmanı yenilmeyecek seviyeye gelmeden felç bırakmak, ileride beyhude bir savaşa girmesinden daha makul geliyor. Bu yüzden Türkiye ile savaşma ihtimali hiç olmadığı kadar yüksektir. Hem sınırsız Amerikan desteği ve nükleer silahları da İsrail'e cesaret veriyor.
Farz edelim ki burada yazılanların hiçbiri doğru çıkmadı. İsrail, Türkiye ile savaşmadı. Bir devlet/ordu, en kötü ihtimaller üzerinden plan yapmak zorundadır. Düşman şayet hazırlık yapılmadığını anlarsa saldırır. Ancak hazırlıkları görürse çekinir ve saldırmaya cesaret edemez. Bu yüzden Türk devlet aklı, özellikle ordu her an bir savaşa girecekmişçesine hazır olmalı. Devletler savaşları kazanır da kaybeder de. Ancak kazanılması mümkün bir savaşı sırf gaflet hâli yüzünden kaybetmek, kabul edilebilir bir durum değildir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.