Türk-Arap Müzik Etkileşimi İçinde Ferdi Tayfur

Dr. Murat Özyıldırım, Türk Musikisi'nin geçirdiği süreci Ferdi Tayfur’un katkıları ve Arap müziği etkileşimi ile Fokus+ için kaleme aldı. 
Türk-Arap Müzik Etkileşimi İçinde Ferdi Tayfur

17.02.2025 - 09:11  |  Son Güncellenme:  26.08.2025 - 15:03

Musiki İnkılâbı: Ben yaptım oldu (mu?)  

Türkiye’de Cumhuriyet’in ilânıyla birlikte yeni rejim, eskiyi hemen tümüyle reddetme ve kayıtsız şartsız Batılılaşma yoluna gitmiş, köklü Türk Musikimiz de kısa sürede bundan nasibini almıştır. Bu yıllarda musiki konusunda bir dizi tuhaflık yaşanmıştır. Türk Musikisi’ne eğitimde, radyoda yasaklar getirilmiş, gazinolar, musiki cemiyetleri ile birlikte Türk Musikisi’nin son sığınağı hâline gelmiştir. İktidarın yılmaz bekçisi bazı gazeteler, bu devirde Türk Musikisi’nin gazinolarda da yasaklanacağı haberlerini neşeyle vermiştir.  

Türk Musikisi, ciddi yasaklarla Türkiye’de mücadele ederken Arap Musikisi, özellikle Mısır’ın öncülüğünde değişim geçirmiştir. Kahire’de 1932 yılında düzenlenen Uluslararası Arap Musikisi Kongresi, Muhammed Abdülvahab’ın musikiye olağanüstü katkıları, Kahire Radyosu’nun Ümmü Gülsüm konserleri ve tabii şarkılı Mısır filmleri, Arap Musikisi’nin etkisini ve dönüşümünü güçlü biçimde hissettirmiştir.  

Muhammed Abdülvahab

Arabeske giden yolda şarkılı Mısır filmleri   

Orta Doğu’yu –kelimenin tam manasıyla– kasıp kavuran şarkılı Mısır filmleri, otuzlu yılların sonlarından ellili yılların ortalarına kadar Türkiye’de de takip edilir. Filmler, o yıllarda Türkler tarafından olağanüstü beğenilir. Mısır filmlerinin konuları, olağanüstü acıklı aşk hikâyelerinden oluşur; zengin kız - fakir oğlan veya güzel kız - âmâ delikanlı aşkı gibi imkânsız ve her tarafı acılarla bezeli aşklar, fevkalâde şarkılar eşliğinde seyirciye sunulmaktadır.   

Filmin başarısı ile seyircinin ağlaması arasında bir uyum söz konusudur; “çok güzel filmdi, çok ağladık!”.  

Şarkılı Mısır filmlerinin şansı, Mısır’ın Arap Musikisi içinde muhteşem yılları yaşamasıdır. Söz konusu devirde Ümmü Gülsüm, Muhammed Abdülvahab, Leyla Murad, Esmahan, Ferid el Atraş, Abdülhalim Hafız gibi hepsi birbirinden değerli ve güzel seslere sahip sanatçılar, filmlerde şarkılar okuyarak başrol oynamışlardır. Filmlerin ithal edildiği Türkiye’de Mısır yapımları, -gazete ilânlarından da anlaşılacağı gibi- Arapça şarkılı - Türkçe sözlü ve Türkçe şarkılı - Türkçe sözlü olarak iki ayrı şekilde gösterime sokulmuştur.   

Şurası muhakkak ki Mısır filmlerinin, Araplardan sonra en kalabalık takipçileri Türkler olmuştur. 

Şarkıların, filmlerin konusunun önüne geçtiği Mısır yapımlarının böylesine ilgi görmesi, ithalatçı firmaları bile hayrete düşürmüştür. Türk seyirciler tarafından şarkıları çok beğenilen filmlerdeki bazı eserler, Türk sanatçılar tarafından Türkçe ve Arapça olarak okunmuştur. 

Piyasadaki ilgi, kısa sürede Türk yapımcıların Mısır filmlerinin benzerlerini çekmelerine yol açmıştır. Böylece Türkiye’de sinemaları kaplayan Mısır filmleri, ellili yılların ortalarından itibaren yerini, Mısır yapımlarının aynı mantığıyla kurgulanan şarkılı Türk filmlerine bırakmıştır. Tıpkı Mısır filmlerindeki gibi Türk filmlerinde de “acı”, asıl temayı oluştururken şarkılar, filmlerin konusunu geride bırakmıştır. 

Araya Hind filmlerinin parladığı kısa bir dönem gelmişse de şarkılı Türk filmleri, altmışlı yıllarda piyasa hâkimiyetini tam manasıyla kurmuştur. Filmlerde önceleri Türk Musikisi eserleri ön planda olmuşsa da eserlerin çoğunda orkestrada akordeon, elektrogitar, fazla sayıda yaylı çalgı kullanımı gibi Arap Musikisi etkisini yakalamak mümkündür. Ancak filmlerde Türk Musikisi, birkaç yıl içinde yerini arabeskin mutlak zaferine bırakacaktır… 

Arabesk ve sonsuz acılar dünyası 

Türkiye’de köyden kente plansız göçün simgesi olan gecekondulaşmanın ilk örneği, 1946 yılında İstanbul - Zeytinburnu’nda görülür. Ellilerden itibaren hız kazanan göç, kırsal ile şehir hayatı arasında kalan toplumsal bir kesim oluşturur. Böylece, köyünü unutamayan fakat imkânsızlıklar nedeniyle dönemeyen, şehir hayatına ise uyum sağlayamayan bir kesim, Türk toplum hayatında yer bulur. Türkler için köy ile şehir hayatı arasındakinden çok daha büyük kültürel uyum sorunları ise 1961 yılında başlayan göçle birlikte Avrupa’da ortaya çıkacaktır. 

“Mutlak mutsuzluk”, arabesk şarkı sözlerinin en çok işlenen konusunu oluşturmaktadır. Arabesk, halkın bir kesiminde yakaladığı mutsuzluk sayesinde hitap edeceği kitleyi bulur. Şarkılar; imkânsız aşk, memlekete duyulan özlem, bitmeyen fakirlik, kimsesizlik, çaresizlik, hor görülme, ezilmişlik gibi temalarla dinleyicilere ulaşmaktadır. Bunların bir kısmı melankolik düşünceleri zerk ederken bir kısmı gündelik hayatın hakiki acıları ile kişiyi karşı karşıya bırakmakta ve umutsuzluğa sürüklemektedir. 

Şarkılardaki acı temasının dozu öylesine artmıştır ki bir zaman sonra -muhafazakârların haklı tepkisine yol açacak- “kadere isyan”, şarkı sözlerinde şekilden şekle girerek yer almaya başlamıştır. Arabeski her yönüyle yok farz eden devletin karşı atağı “acısız arabesk” ise halkta karşılık bulamamıştır. 

Müzikal anlamda tek tip arabeskten söz etmek mümkün değildir. Basit bir genelleme yapacak olursak arabesk, fazla sayıda yaylı çalgıların, orgun, akordeonun, elektrogitar ve elektrosazın, vurmalı çalgıların kullanıldığı bir musiki türü olarak insanlara hitap etmektedir. Dinleyene kuvvetli bir hüzün zerk eden eserlerin, hitap ettikleri kitleye göre özellikler taşıdığı anlaşılabilmektedir. Karadenizli sanatçının arabesk eserinde yöresel etkiler kemençe, ağız gibi özelliklerle kendini gösterirken güneyli bir sanatçıda Arap Musikisi’nin güçlü etkisini yakalamak mümkündür. 

Ülkenin aydınlarının büyük kısmı tarafından uzun süre tahkir edilen arabesk ve dinleyicileri, Türk Musikisi sanatçılarının mühim bir kısmı tarafından da kıyasıya eleştirilmiştir. Yine de yetmişli, seksenli yıllarda arabesk, halk tarafından olağanüstü ilgi görmüştür. 

İlginçtir, Türk Musikisi’ne radyolarda 1934-1936 arasında getirilen yasağın benzeri, arabeskin başına gelmiştir. TRT’de arabesk yıllarca çalınmamış, arabesk şarkılı filmler oynatılmamış, arabesk şarkı okuyanlarsa halk türküleri okudukları takdirde kendilerine ekranlarda “lütfen” yer bulabilmişlerdir. İstisnalar, 1979’da Orhan Gencebay ve 1981’de Kibariye’nin televizyonda yer aldığı yılbaşı programlarıdır.  

TRT’nin yasakladığı yıllarda arabesk kasetlerin satış rakamlarının Türkiye’de kırdığı olağanüstü rekorlarsa ayrı bir yazının konusudur…  

Türk şarkısına Arap aşısı  

Arabesk için Türkiye’de bir şehir ismi zikretmek gerekirse herhalde bu Adana olur. Şehir, çok kültürlü yapısı ile Türkiye’nin güney komşularıyla da benzerlik gösteren bir yapıya sahiptir. Göç, Adana’nın şehirli kimliğine darbe vurmuş, tarihî şehir, adeta büyük, kırsal bir yerleşime dönüşmüştür. Göçle gelen kimlik bunalımı, fakirlik ve güney komşularımızın kültürel etkisi, Adana’da arabeskin aradığı kitleyi fazlasıyla bulmasını sağlamıştır.   

Arabeskin halk nezdinde zirvede olduğu yıllarda, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz merhum Ferdi Tayfur, bu musikinin en parlayan isimlerinden biri olur. Adana - Yüreğir doğumlu Tayfur, şarkılarıyla şehir ile adeta özdeşleşir. Ferdi Tayfur’un birçok eserinin Türkiye’de çok sevildiği ve yalnız Adana’da değil ülkenin her yerinde meşhur olduğu malûmdur. Ferdi Tayfur, arabeskin kısaca özetlemeye gayret ettiğimiz çok sayıda yaylı çalgı, org, vurmalı çalgı gibi genel tarifine uyan müzikal yapısını kullanarak şarkılar okumaktadır. Çukurova’nın -anlatılmaz yaşanır- yaz sıcağına fazlasıyla uyan yanık sesi ile dinleyicilerini etkilemektedir.  

Arabesk şarkılar okuyan bazı sanatçıların Arap Musikisi’nden alıntılara yer verdikleri, özellikle teknolojinin ilerlemesi ile daha kolay anlaşılmaya başlamıştır. Ferdi Tayfur’un da birkaç eserde Arap Musikisi’nden bir şekilde alıntılar yaptığı ve etkilendiği görülmektedir. 

Ümmü Gülsüm

Burada birkaçına kısaca değinmek isteriz:  

Muhammed Abdülvahab’ın bestelediği, Ümmü Gülsüm’ün meşhur ettiği “Leylet il Hub” (1972) adlı eserin bölümü, Suat Sayın tarafından adapte edilir ve Tayfur, “Ekmek Parası” adıyla okuyarak LP içinde şarkıya yer verir.   

Ferid el-Atraş’ın sevilen bestesi “Addi Errabi”nin (1947) girişi bize tanıdık gelebilir çünkü “Ağlamazsan Uyuyamam”ın (Söz-Müzik Ferdi Tayfur, 1976) girişi, Arapça meşhur şarkıyla aynıdır.   

Varda el-Cezairî’nin okuduğu “Akdib Alaik” (1983), eserin bestesi, Muhammed el-Mugi, sözleriyse Mursi Cemil Aziz’indir. Ancak eserin nağmesi, Tayfur’un meşhur şarkılarından biri, “Yaktı Beni” ile karşımıza çıkmaktadır. Varda, Mısır’da eseri LP olarak çıkarmış, aynı yıl Ferdi Tayfur, “Yaktı Beni” filmini çevirmiş ve filmin başında Adana’dan pamuk tarlaları görüntüleri eşliğinde şarkıyı okumuştur. Bu durumda kim kimden alıntı yapmıştır? Kesin bilgi için biraz daha araştırmak gerekiyor.  

Abdülhalim Hafız’ın meşhur ettiği, Beliğ Hamdi’nin bestesi “Zey el Hava” (1970), Arap ülkelerinde en sevilen eserler arasındadır. Ferdi Tayfur, Arapça eserin giriş nağmesinden oluşturulduğu anlaşılan “Bilmece” (beste; Mustafa Sayan 1995) adlı şarkıyı söylemektedir. Abdülhalim Hafız’ın çok meşhur ettiği, Muhammed Abdülvahab’ın bestesi “Nebditi Min el-Hikâye” (1975) adlı eserin nağmesini, Tayfur “Koparma Gülleri” (1979) şarkısının ilk yirmi saniyesinde aynen kullanmaktadır.   

Arabeske Arap etkisi ve Ferdi Tayfur  

Türklerin Arap Musikisi’nden bazı şarkıları Arapça veya Türkçe okuması, aslında Ferdi Tayfur’dan, arabeskten çok önceki yıllarda, Mısır filmlerinin ülkemizde fırtınalar estirdiği devirde mevcuttur. Altmışlarda Suat Sayın’ın ufak değişiklikler yapıp kendi bestesi olarak sunduğu ve Türkiye’de çok meşhur olan eserlerin nağmelerinin Muhammed Abdülvahab, Ferid el-Atraş, Abdülhalim Hafız bestelerinden alıntı olduğu malumdur.  

Türkçeye adapte edilen Arap şarkılarının halk tarafından çok beğenilmesi, Arapça eserlere, bazı arabesk eser bestecilerin dikkatinin yönelmesini beraberinde getirmiştir. Böylece, Arap Musikisi’nden alıntılanan veya etkilenen arabesk şarkılar ortaya çıkmış, üstelik bazı isimler, asılları Arap dünyasında yıllardır çalınmasına rağmen sanki kendi besteleriymişçesine şarkıları halka sunmaktan çekinmemiştir.  

Ferdi Tayfur’da da takip edileceği gibi, Arapça eserlerin adaptasyonu, birebir aynı olmamakla birlikte, şarkı, Türk beğenisine göre şekillenmektedir; öncelikle Arapça eser, Türkçe sözlerle okunmakta ve uzun Arapça eserlerin tamamı değil birkaç dakikalık nağmeleri Türkçe eserde kullanılmaktadır. Nitekim merhum Ferdi Tayfur’un Arapça eserlerden alıntıladığı kısımlarla oluşturduğu Türkçe yapıtlar, Türk bir sanatçının yorumuyla Türk beğenisine uygun hâle getirilen yeni şarkılara dönüşmüştür. Ancak özgün beste sayısının Arapça eserlerden alıntılardan açık ara fazla olduğu bir musiki türünü ve bu türün ünlü şarkıcısı Ferdi Tayfur’u, Arapça şarkılardan birebir alıntı yapmakla suçlamak, kuşkusuz doğru bir yaklaşım olmayacaktır.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.