Trump’ın Putin’le Ukrayna Satrancı: Son Gülen İyi Güler

Gazeteci Hakan Çopur, Trump’ın Putin ve Zelenski ile yaptığı zirveler üzerinden Ukrayna savaşındaki diplomasi trafiğini Fokus+ için kaleme aldı.
Hakan Çopur
Trump%E2%80%99%C4%B1n-Putin%E2%80%99le-Ukrayna-Satranc%C4%B1--Son-G%C3%BClen-%C4%B0yi-G%C3%BCler.jpg

21.08.2025 - 12:39  |  Son Güncellenme:  04.09.2025 - 16:28

ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le oynadığı Ukrayna satrancı, son günlerdeki diplomasi hareketliliğiyle yeni bir eşiğe ulaştı. Önce Alaska Zirvesi ve hemen ardından Washington Zirvesi diyebileceğimiz Zelenskiy ve Avrupalı liderlerle görüşme, savaşın sonuna yaklaşıldığı hissi uyandırırken Washington ile Moskova arasındaki söylem farkı çözümün halen kolay olmadığını ortaya koydu. 

7 aylık başkanlığı döneminde 6 savaşı durdurduğunu ve Rusya-Ukrayna savaşını durdurarak Nobel Barış Ödülünü almayı istediğini açıkça dile getiren Trump, karşısında tüm gelişmeleri bir KGB ajanı titizliği ile izleyen Putin ile orta bir yol bulmak zorunda. Ancak sorun şu ki, bu orta yolun hem Ukrayna hem de Avrupa tarafından da kabul edilmesi gerekiyor.

Alaska Zirvesinden çıkan mesajlar dünyaya ne söylüyor?

Rusya Devlet Başkanı Putin’in uzun yıllar sonra ABD topraklarına ayak basması, Trump ve Cumhuriyetçiler için bir anlama gelirken, Trump’ın Putin’e kırmızı halı serip B-2’li karşılama seremonisi hazırlaması Demokratlar için başka bir anlama geliyordu.  

Trump, Putin’le Alaska’da yaptığı görüşmenin Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmek için bugüne kadar atılmış en önemli ve güçlü adım olduğunu vurgularken, asıl Putin ile Zelenskiy’i bir araya getirecek görüşmeye hazırlık yaptığını da söylüyordu. Bu yönüyle gerçekten de iki liderin Alaska’da yaptığı görüşme, bu kadar çetrefilli bir savaşın sona erdirilebilmesi yönünde atılmış önemli bir adımdı. Bu görüşmeyle Trump tüm dünyaya “bakın ben bu işi Putin’le görüşüp çözerim” mesajı vermeye çalıştı. Putin ise uzun bir aradan sonra “dünya sahnesine” çıkarak “Rusya aslında hep buralarda olması gereken bir küresel güç” alt mesajını göndermeye çalıştı. Bu yönüyle iki lider de bir bakıma amaçlarını gerçekleştirdi. Alaska Zirvesi, savaşın sona ermesinden ziyade, savaşın sona ermesine yönelik ABD ile Rusya arasında bir güç gösterisi gibiydi. Hem Trump’ın hem de Putin’in hoşuna giden uluslararası bir şov…

Görüşmenin içeriğine, bitiminde yapılan soru-cevapsız basın toplantısına ve sonuçlarına baktığınız zaman savaşın Trump’ın dediği/istediği gibi bir gecede bitmeyeceği çok açıktı. Zira Rusya, Ukrayna’da işgal ettiği ve halen kontrolü altındaki bölgelerin tamamını isterken, ilaveten Kırım’daki ilhakının da tanınmasını talep ediyordu.  

Bunun Ukrayna ve Avrupa tarafından nasıl kabul edileceği sorusu orta yerde duruyor. Her ne kadar “ABD/Trump ne isterse Ukrayna ve Avrupa onu yapmak zorunda” gibi fazla genellemeci bir yaklaşım yaygın bir şekilde kabul görüyor olsa da günün sonunda özellikle toprak değişimi konusunun ABD’yi de aşan daha büyük bir asli mesele olduğunun altını çizmek gerekiyor. Ukrayna’nın Rusya karşısında zaten hiç şansının olmadığını defalarca dile getiren Trump’ın, Moskova’nın taleplerine “savaşı bitirin de gerisini hallederiz” diyerek tamam demesi çok da akıllı bir stratejik olmazdı.  

Dolayısıyla Trump’ın savaşı bir an önce bitirme isteğinin ABD yönetimini yanlış bir stratejiye sürükleyip sürüklemeyeceğini elbette ABD-Rusya-Ukrayna-Avrupa müzakere sürecinde hep beraber izleyip göreceğiz.

Trump’tan 2 günde 2 zirve

Buna mukabil Trump’ın Alaska Zirvesinden hemen 2 gün sonra Beyaz Saray’da Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile Avrupalı liderleri bir araya getirmesi, içeriği ve sonuçlarından bağımsız olarak önemli bir diplomasi hamlesiydi. Beyaz Saray’da bu kadar çok Avrupalı liderin bir araya geldiği son diplomatik adım çok uzun zaman önceydi. Trump’ın bu konudaki “tez canlılığı” Washington’ı hareketlendirirken, aynı gün Putin’le yaptığı telefon görüşmesi de 2’li veya 3’lü zirve için süreci hızlandırmaya yönelik yerinde bir adımdı.  

Washington Zirvesinde Ukrayna’ya sağlanacak güvenlik garantileri konusunda somut mesafe kat edilmesi ve Rusya’nın da NATO şemsiyesi altında olmaması kaydıyla bunlara “OK” demesi o günün en önemli kazanımlarından biri oldu.  

ABD’nin asker göndermeden Kiev’e hava desteği anlamında güvenlik garantilerine katılması, Avrupa ülkelerinin ise bu güvenlik garantilerinde ön plana çıkması konusunda bir mutabakat sağlanmış gibi gözüküyor. Ancak Putin ile Zelenskiy arasında halen toprak değişimi konusunda nasıl bir orta yol bulunacağı konusu belirsizliğini koruyor.

Washington ile Moskova arasındaki yaklaşım farklı

Tüm bu olumlu görüşme trafiğine karşın, halen Washington ile Moskova arasında savaşın ne şekilde sona ereceğine ilişkin kayda değer bir söylem farkı olduğu görülüyor. Trump, bir an önce Putin-Zelenskiy ve/veya Trump-Putin-Zelenskiy zirvelerinin yapılmasını ve burada tarafların tüm mevzuları ele alıp bir an önce çözüme yönelik karar almalarını istiyor. Öte yandan Moskova’dan yapılan açıklamalarda ise daha temkinli, daha sürece ve detaylara vurgu yapan acelesi olmayan bir söylem dikkat çekiyor. Nitekim Putin’in olası bir görüşme için Zelenskiy’i Moskova’ya davet etmesi bile sürecin Rusya’da nasıl ele alındığını göstermesi bakımından bence sembolik ama önemli bir gösterge. Ya Ukrayna, Rusya’nın istediği tavizlere Trump’ın da baskısıyla “OK” diyecek ve bu iş o şekilde bir yere bağlanacak, ya da bu köprünün altından daha çok sular akacak…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.