Trump’ın Orta Doğu’su: Trilyon Dolarlık “Dış Politika” Gezisi

Gazeteci Hakan Çopur, Donald Trump’ın Orta Doğu turunu, ABD’nin ekonomik çıkarlar ve pragmatik dış politika ekseninde şekillenen yeni bölgesel yaklaşımını ve İsrail-Arap ilişkilerindeki rolünü Fokus+ için kaleme aldı.
Trump’ın Orta Doğu’su Trilyon Dolarlık “Dış Politika” Gezisi

25.05.2025 - 15:13  |  Son Güncellenme:  03.09.2025 - 09:23

ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu turu, sadece ABD-Körfez ilişkileri bakımından değil, toplamda Amerikan dış politikasının yeni seyri bakımından da son derece önemli bir gösterge olarak tarihe geçti. Trump’ın, 2017’de başlayan ilk başkanlık döneminde olduğu gibi ikinci başkanlık dönemine de Suudi Arabistan ile başlaması ayrıca manidar elbette; ancak Katar ve BAE ile birlikte bu seferki Orta Doğu turu, dünyanın jandarmalığı görevinden feragat etmek ve onun yerine ticari ilişkiler ve Amerikan milliyetçiliğine dayalı bir dış politika temelinde daha pragmatik bir mimari kurmak isteyen Trump’ın uluslararası sistemi okuma biçimini göstermesi bakımından çok anlamlı idi. 

Trump’ın ilk yurtdışı turunu Suudi Arabistan, Katar ve BAE’ye yapmasının esasen çok anlaşılabilir bir nedeni var: Trump bu zengin Körfez ülkelerinin ABD’ye daha fazla yatırım yapmasını, daha fazla Amerikan silahı almasını ve Çin yerine ABD’ye yakın olmasını istiyor. Bu konudaki görüşlerini açıkça ve perdesiz şekilde dile getirmekten çekinmeyen Trump, Washington’a döndükten sonraki tüm açıklamalarında Körfez turunu şu kelimelerle özetledi: “5,1 trilyon dolarlık Orta Doğu turu.” Elbette bu gezideki Suriye detayı özellikle Türkiye açısından çok önemliydi, ancak Trump açısından bu 3 ülkeyle yapılan anlaşmalar ve yatırım vaatleri her şeyin önündeydi. Bu bakımdan Trump’ın Orta Doğu turunu “trilyon dolarlık dış politika” gezisi olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. 

Trump, ABD’nin Orta Doğu’ya bakışını değiştiriyor 

ABD’nin geleneksel Orta Doğu politikasının merkezinde her zaman İsrail yer almaktadır, bu açık ve değişmez gerçek elbette Trump yönetimi için de geçerli. Dolayısıyla İsrail’i denklemin sol tarafında “değişmeyen sabit” olarak yazdıktan sonra Trump’ın dış politikaya ve Orta Doğu’ya bakışına eğilelim. Burada Trump ile ekibinin açık bir şekilde “ABD’nin artık dünya jandarmalığına harcayacak parası yoktur” dedikleri görülüyor. Bu yaklaşımın ardında, küresel ticarette Çin’e kaptırılan üretim gücü, teknoloji ve askeri altyapıda Çin’in ABD’yi yakalaması ve ABD’nin sürdürülemez bir ekonomik fasid daireye girmesi gibi etkenlerin olduğu söylenebilir. Dünya sistemine bakışının “küreselcilerden” tamamen farklı olduğunu 2016 yılından beri söyleyen Trump, bu sefer daha güçlü bir şekilde başkanlık koltuğuna oturunca, ABD’ye daha fazla yatırım çekmek için beklendiği üzere Körfez’e gitti. Trump’ın burada yaptığı bir konuşmada, “ulus inşası işine giren batılıların Arap halklarına büyük zarar verdiğini” söylemesi ve kendisinin bunu reddettiğini söylemesi oldukça önemliydi. 

Trump’ın Avrupa’ya ve Kanada gibi yakın müttefiklerine “artık sizi bedavaya korumayacağız” derken; Suudi Arabistan, Katar ve BAE için “biz onları koruyacağız, onlar da bize bakacaklar” demesi esasen bu gezinin bir özeti sayılır. Trump açık bir şekilde NATO’daki belirli savunma harcamalarını yapmayan ülkeleri artık ABD’nin parası ve ordusuyla korumayacağını dile getirirken, 5,1 trilyon dolar yatırım sözü ve yüzlerce milyar dolar silah satış anlaşması imzaladığı Körfez ülkelerini ise adeta “kanatları altına” aldığını söylüyor. Doğal olarak bu denklemin diğer tarafında duran “İran tehdidi” konusunda da şu ana dek Tahran’a “hem havuç hem sopa” gösteren Trump’ın İran’la müzakereler konusunda ne çıkaracağını zaman gösterecek. Ancak Trump, Suudi Arabistan, Katar ve BAE’den hem ekonomik anlamda istediğini almış, hem de bu ülkelerin Çin yerine biraz daha ABD’ye yakınlaşmasına yönelik bir adım atmış oldu. 

İsrail denklemi terazinin dengesini nasıl etkileyecek? 

Trump’ın ilk dönemindeki kendi açısından en önemli Orta Doğu girişimi kuşkusuz İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki “İbrahim Anlaşmaları” süreci idi. Bu döneminde de yine İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme süreçlerini gerçekleştirmek isteyen Trump’ın önünde bu sefer Gazze’deki devasa insani kriz gibi zorlu bir mesele bekliyor. Bir yandan bu sorunu çözmek ve İsrail-Arap ülkeleri normalleşmesini yapmak isteyen Trump, bir yandan da İsrail’in güvenliğini zedelemeden Netanyahu ile tabiri uygunsa bir orta yol bulmak istiyor. Şu ana dek Gazze konusunda sorun çözücü adımlar atamamış olan Trump’ın Körfez turunun gerçekten siyasi anlamda istediği sonucu verebilmesi için bir şekilde İsrail/Gazze krizini en azından birçok ülkenin kabul edebileceği ölçüde çözmesi gerekiyor. Dolayısıyla işin ekonomisi bir yana, Gazze krizinin nereye evrileceği, jeopolitik açıdan ABD’nin Orta Doğu politikalarının seyrini ve ABD-Körfez ülkeleri ilişkilerini önemli ölçüde etkileyecektir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.