Trump’ın Körfez Turu: Bol Sıfırlı Anlaşmalar ve Görkemli Karşılamalar
17.05.2025 - 20:24 | Son Güncellenme: 17.05.2025 - 20:31
ABD Başkanı Trump, ikinci döneminin ilk resmi yurt dışı ziyaretini -Papa’nın cenazesi için Vatikan’a yaptığı kısa ziyaretin niteliğinin farklı olduğunu not edelim- daha önce ilan ettiği üzere Körfez’e yaptı.
İlk başkanlık döneminin ilk ziyaretini de Mayıs 2017’de Suudi Arabistan’a yapan Trump’ın bu gezisi pek çok bakımdan farklılıklar ve ilkler barındırıyordu.
Bu farklardan en kayda değeri, Trump’ın bu kez Körfez turunda Suudi Arabistan’ın yanı sıra Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) de programa dahil etmesiydi. Bu durum, değişen bölgesel konjonktürün etkisiyle Körfez ülkeleri arasında artık ayrılığın değil uyumun hakim olduğunun; ülkelerin ekonomik menfaatleri öncelediğinin ve Trump’ın Körfez’e geçmiştekinden farklı olarak bölücü değil bütüncül bir yaklaşım benimsediğinin göstergesiydi.
Gözden Kaçmasın
Trump o dönem, Katar’ı Körfez’in “problem çocuğu” olarak gören ve göstermeye çalışan bölge liderleriyle bir araya gelmiş; nitekim ziyaretten hemen bir ay sonra Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’in de aralarında bulunduğu dört ülkenin Katar’a yönelik ablukası başlamıştı. Bugünse, bir zamanların ablukacı ülkeleri ile abluka uygulanan ülke aynı turda, uyum içinde birbirini takip eden duraklar oldu.
Trump’ın Körfez turu, beklendiği gibi bol sıfırlı, bol dolarlı anlaşmalarla tamamlandı. Daha önceden yapılmış eski anlaşmaları da içeren, bir miktar da şişirilmiş rakamlar geziye damga vurdu.
Trump, ilk durağında Suudi Arabistan’ın ABD’ye 600 milyar dolarlık yatırım taahhüdünü duyurdu. Bunun 142 milyar dolarlık kısmının, “tarihteki en büyük silah satış anlaşması” denilen savunma anlaşması olduğu kaydedildi. Katar ile en az 1,2 trilyon dolar değerinde ekonomik hacim yaratacak bir anlaşmaya imza attı. Ayrıca, Katar ile Boeing uçakları ve GE Aerospace motorlarının Katar Havayolları’na satışı da dahil olmak üzere toplam 243,5 milyar doları aşan ekonomik anlaşmaları açıkladı. ABD Başkanı, son durağı olan Abu Dabi’de ise ülkesi ile BAE arasında 200 milyar doları aşan ticari anlaşmaların müjdesini verdi.
Trump, böylece toplamda üç Körfez ülkesiyle 2 trilyon doları aşan yatırım anlaşmaları yaparak evine oldukça karlı döndü. Elbette söz konusu anlaşmaların ne kadarının hayata geçeceği muamma. Ancak anlaşmalar dışında geziden öne çıkan başka somut başlıklar da vardı.
Ziyaret etmediği ülke
Trump’ın bölge turunda ziyaret ettiği ülkeler kadar ziyaret etmediği ülke de dikkat çekiciydi. Trump, ilk döneminden farklı olarak bu kez Ortadoğu turunda İsrail’i pas geçti. Bunun ön sinyalleri aslında bir süredir geliyordu. Son dönemde Trump’ın İsrail Başbakanı Netanyahu’ya yönelik hayal kırıklığı yaşadığına dair birtakım işaretler vardı. Gazze’deki savaşı sona erdirmek, İran’ı kabul edilebilir bir anlaşmaya razı etmek ve bölgede İsrail’le normalleşme dalgasını devam ettirmek isteyen Trump, istediklerini elde edememesinin başlıca sorumlusu olarak; işgal ve katliam politikasından geri adım atmayan, İran’la gerilimi körükleyen – hatta ülkenin vurulması için Trump’ın arkasından iş çevirdiğine dair raporlar çıkan – Netanyahu’yu görüyordu. Netanyahu, Trump’ın planlarını ciddi anlamda sekteye uğrattı.
Aslında ABD Başkanı’nın en büyük arzusu, daha önceden de sözünü verdiği İbrahim Anlaşmaları’nı genişletmek ve uzun süredir beklenen Suudi Arabistan–İsrail normalleşmesinin mimarı olarak bir zafer elde etmekti. Ancak Netanyahu’nun attığı adımlar giderek Trump’ın elini zayıflattı. Gazze'de vahşetin sürdüğü böylesi bir ortamda, Suudi Arabistan’la bu konu gündeme dahi gelemezdi; nitekim gelmedi de. Ziyaret öncesinde çıkan bazı haberlerde, ABD’nin Suudi Arabistan’la savunma alanındaki kapsamlı anlaşma karşılığında normalleşme şartından vazgeçtiği öne sürülmüştü.
Riyad’da atılan Suriye manşeti
Trump’ın Körfez turunun diplomatik açıdan belki de en önemli çıktısı, Riyad’da Ahmed Şara ile yapılan görüşme oldu. Muhammed bin Selman, Trump ve Şara’nın verdiği üçlü poz; çok değil daha birkaç ay öncesine kadar başına ödül konulmuş olan bir “terörist”in, takım elbise-kravat içinde ABD Başkanı ile tokalaşması bakımından adeta bir Hollywood sahnesini andırıyordu. Trump’ın Riyad durağında Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını duyurması da gezinin en dikkat çeken manşetlerinden biri oldu.
“Anti müdahale” doktrini
Trump, Körfez ziyaretlerinde her zamanki rahat ve diplomasinin sınırlarını zorlayan üslubuyla konuştu. Ancak Riyad’daki ABD-Suudi Yatırım Zirvesi’nde yaptığı konuşma oldukça anlamlı ve dikkat çekiciydi.
ABD liderinin yazılı bir metne bağlı kalarak, okuyarak yaptığı nadir konuşmalardan biri olan bu konuşma, ABD’nin Ortadoğu’daki misyonuna dair adeta bir doktrin niteliğindeydi. Obama’nın 2009’da Kahire’de yaptığı konuşmadan izler taşıyan hitap, salondan büyük alkış aldı, sosyal medyada da yoğun biçimde alıntılandı ve paylaşıldı.
“Gözlerimizin önünde, yeni bir liderler kuşağı; Orta Doğu’nun kaosla değil ticaretle tanımlandığı, terörizm değil teknoloji ihraç ettiği, farklı milletlerden, dinlerden ve inançlardan insanların birlikte – birbirlerini yok ederek bombaladıkları bir dünya değil – şehirler inşa ettiği yeni bir gelecek inşa ediyor.”
“Bu büyük dönüşüm, size ne yapmanız gerektiğine dair dersler veren Batılı müdahalecilerden gelmedi. Riyad ve Abu Dabi’nin parlayan harikaları, trilyonlar harcayıp Kabil’i, Bağdat’ı ve daha nice şehri kalkındıramayan sözde ‘ulus inşa ediciler,’ ‘neo-con’lar ya da ‘liberal sivil toplum kuruluşları’ tarafından yaratılmadı. Aksine, modern Orta Doğu’nun doğuşunu, bölgenin insanları olarak bizzat sizler sağladınız. Kendi bağımsız ülkelerinizi geliştirerek, kendinize özgü vizyonlarınızı takip ederek ve kendi kaderinizi kendiniz belirleyerek.”
BAE’deki Karşılama Dansı
Suudi Arabistan dışında, çok uzun yıllardır bir ABD Başkanı ağırlamamış olan Katar ve BAE, Trump’ın tarihi ziyaretine beklendiği üzere çok iyi hazırlanmıştı. Her ülke, görkemli karşılamalarla adeta kendi ‘şov’unu yaptı.
Bunlar arasında en çok, BAE’de Trump için yapılan karşılama töreni gündem oldu. Genç kızların uzun saçlarını savurarak yaptığı geleneksel "Al Ayyala" dansı sosyal medyada çok konuşuldu, hatta tepki gördü.
Modern değil; bilakis kökeni oldukça eski, özellikle BAE ve Umman’da yaygın olan ve Bedevi kültüründe savaşçıları cesaretlendirme amacı taşıyan bu dans, zamanla düğünlerde ve resmi kutlamalarda da sergilenmeye başlamış, aslında Körfez’de köklü bir kültürel geleneği temsil ediyordu. Çok tartışma yaratan bu dans, aslında bir yönüyle farklı ve bazen insanlara tuhaf gelen kültürlerin kınanmak yerine saygı ve kabulle karşılanması gerektiğini de hatırlatmış oldu.
Sonuç
Trump’ın ikinci dönem Körfez ziyareti, yalnızca büyük yatırım anlaşmalarıyla değil, aynı zamanda bölgesel siyasetteki dönüşümün sembolü olmasıyla da dikkat çekti. 2017’de yalnızca Suudi Arabistan’ı ziyaret eden ve Körfez'deki ayrışmaları körükleyen bir yaklaşım sergileyen Trump, bu kez Suudi Arabistan, Katar ve BAE’yi kapsayan daha kapsayıcı bir tur gerçekleştirdi.
Ekonomik çıkarların, siyasi uzlaşıların ön plana çıktığı bu yeni dönem, Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerde artık rekabetten çok uyumun belirleyici olduğunu gösteriyor. Trump’ın İsrail’i dışarda bırakması, Netanyahu’ya yönelik artan rahatsızlıkla birleştiğinde, ABD’nin bölge politikasında da bir yön değişikliğine işaret ediyor.
Söz konusu ziyaret, bol sıfırlı rakamların ötesinde; Körfez’in kendi kaderini daha fazla belirlediği, dış müdahalelerden çok iç inisiyatiflerin öne çıktığı yeni bir Ortadoğu vizyonunun sahneye çıktığını ortaya koyuyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.