Trump'ın Amerikası 2026: Özgürlükten Güvenliğe İç Dengeler

Gazeteci Ertuğrul Cingil, Trump’ın ikinci döneminde Amerika’nın 2026’ya uzanan iç siyasi dönüşümünü ve özgürlük–güvenlik dengesindeki kırılmayı Fokus+ için kaleme aldı.
Ertugrul-cingil
trump-in-amerikasi-2026-ozgurlukten-guvenlige-ic-dengeler.jpg

29.12.2025 - 16:19  |  Son Güncellenme:  29.12.2025 - 16:31

ABD Başkanı Donald Trump, etrafını saran soruşturma çemberine ve kendisini hedef alan suikastlara rağmen sandıkta kazandığı açık bir zaferle bu yıl Beyaz Saray’a geri döndü. Trump, seçim başarısıyla hesaplaşma ve intikam siyasetiyle birlikte sert kutuplaşma ve kırılma iklimini de getirdi. İlk döneminde “cadı avı” olarak tanımladığı soruşturmalarda yer alan yargı mensuplarını, bürokratları ve istihbaratçıları gelir gelmez görevden alan Trump, Kongre baskını davasında yargılanan 1500 kişiyi ilk gün affetti.

Yönetim anlayışının merkezine güç, kontrol ve “ulusal güvenlik” kavramlarını koyan Trump’ın bu hızlı hamleleri, aslında geçmişin yarım kalan hesaplarını radikal olarak kapatacağının ilk işaretleri oldu. Trump yönetimi yıl boyunca göçmenleri hedefe koyarken, Demokrat ağırlıklı bazı şehirlere ulusal güvenlik ekiplerini görevlendirdi. Ağırlığı Müslüman yoğunluklu olan ülkelere yönelik vize yasaklarını genişletirken, yeşil kart uygulamasını süresiz durdurdu.

ABD vizesi olan 55 milyon yabancıyla ilgili gözden geçirme süreci başlatan Trump yönetimi, sınırlardaki önlemleri ise ağırlaştırdı. İsrail’in Gazze’deki soykırımına yönelik tepkileri antisemitizm gerekçesiyle baskı altına alan Trump yönetimi, başta Harvard olmak üzere “özgür düşüncenin sığınağı” sayılan üniversiteleri kuşatma altına aldı. Amerika artık herkese açık kapılarıyla değil, vize yasaklarıyla, yükselen duvarlarıyla, yaptırımları ve tarifeleriyle anılıyor. Etnik ve dini kimliklerin çeşitlilik değil, tehdit olarak görülmeye başlandığı Trump’ın yeni Amerikası’nda 2026 yılına göçmen karşıtlığı, yabancı düşmanlığı ve artan kutuplaşma iklimiyle giriliyor.

2026 ara seçimleri Amerika’nın yönünü belirleyecek

“Ulusal güvenlik” bahanesiyle daha fazla gözetimin yaşanacağı bir yıl olması beklenen 2026’da Temsilciler Meclisinin tamamı ve Senatonun 35 sandalyesi için 3 Kasım’da yapılacak ara seçimler, Trump’ın gücünün test edileceği en önemli süreç olacak. ABD Başkanı Trump için bu seçim, Kongre’deki kontrolü sürdürmek, yürütme yetkilerini genişletmek ve ekonomiyi tek merkezden yönetmek anlamına geliyor. Kongre’deki dengelerin küçük kaymalarla bile değişebileceği seçim, Trump yönetimi için kritik bir referandum havasında geçecek. Sandık daralırsa tartışma büyüyebilir. Trump’ın siyasi refleksi artık biliniyor: Kaybedilen her seçim, “çalınmış seçimdir.” Bu durumda hile iddialarının yeniden gündeme gelmesi, tansiyonun tırmanması ve kurumsal itiraz mekanizmalarının zorlanması sürpriz olmayacak. Hatta böylesi bir durumda Trump’ın, İsyan Yasası kapsamında silahlı kuvvetleri devreye sokması bile gündeme gelebilir.

ABD Başkanı Donald Trump

Trump, Kongre’nin iki kanadında da gücünü pekiştirirse, özgürlükleri daraltan güvenlikçi politikalarına kararlılıkla devam edebilir ve dengenin zayıfladığı daha agresif bir Amerika sahneye çıkabilir. Seçim sonuçlarının en azından Temsilciler Meclisinde Demokratların lehine sonuçlanması halinde ise Trump’ın siyasi hareket alanının daralacağı ve genişletmeye hevesli olduğu yürütme gücünün dengelendiği yeni bir evreye geçilebilir. Zaten bu çekişmeli sürecin ilk evresi, bazı eyaletlerde seçim bölgelerinin partizan yaklaşımlarla yeniden çizilmesiyle başladı. Trump’ın Teksas, Missouri ve Kuzey Carolina gibi eyaletlerdeki Kongre haritalarını değiştirme hamlesine Demokratlar, Kaliforniya ve Virginia gibi eyaletlerde karşı hamlelerle cevap verdi.

Harita değişiklikleri, bazı bölgelerde seçim sonuçlarının önceki döngülerden çok farklı çıkmasına neden olabilir. Çünkü partiler, kritik seçim öncesi bu süreçleri kendilerine avantaj sağlamak için kullanıyor. Tarihsel olarak iktidardaki partinin ara seçimlerde sandalye kaybettiği Amerika’da 2026 öngörüleri, Demokratların Temsilciler Meclisinde üstünlüğü kazanabileceği, Senato’daki dönüşümün ise daha sınırlı olacağı yönünde. Ancak seçimin kaderini, partilerin yıl içindeki performanslarının yanı sıra özellikle ekonomideki son durum belirleyecek.

Epstein’in kasırgası 2026’da daha sertleşebilir

Amerika’nın değişmez karanlık gündemi haline gelen Epstein skandalı kapanmıyor; aksine 2026’ya doğru yeni dalgalarla genişliyor. Pedofili Epstein’in kurduğu, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı skandalında bir milyona yakın yeni belgenin 2026’da açıklanması bekleniyor. Belgeler ortaya çıktıkça Epstein’in karanlık ilişki ağı ve başta MOSSAD olmak üzere istihbarat yapılarıyla derin bağlantıları daha fazla görünür olmaya başlıyor. Çünkü 2019’da kaldığı cezaevinde intihar ettiği açıklanan Epstein’in karanlık dosyası, sıradan bir skandal değil; “elit” suç ortaklığının anatomisi, kurumsal çürümenin haritası ve ahlaki iflası yansıtan kirli bir ayna durumunda.

Şimdi o aynada, Epstein belgelerinin yayımlanmasına zoraki onay veren Trump’ın silueti daha fazla görülmeye başlandı. Son çıkan belgelerden, Trump’ın söylediğinin aksine Epstein’in uçağına sekiz kez bindiği ortaya döküldü. Siyasetle hukukun çarpıştığı karanlık bir fırtınaya dönüşen skandalda, yeni belgeler ortaya çıktıkça kırılmaya başlayan Epstein’in fay hatları, başta ABD Başkanı Trump olmak üzere siyasetçileri ve “elitleri” daha güçlü şekilde sarsmaya devam edebilir.

MAGA’daki çatlak Epstein skandalıyla büyüyebilir

Şeffaflık illüzyonuyla bu karanlık fırtınayı kendisinden uzak tutmaya çalışan Trump’ın etrafındaki çember daralırken, MAGA tabanındaki kırılmalarla Cumhuriyetçilerin içinden yükselen eleştiriler keskinleşebilir. Çünkü MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) tabanı için bu kirli dosya, adaletten öte Trump’a ve yönetimine duyulan güvenin turnusol kağıdı gibi görülüyor. MAGA içerisinden bazı kesimler, ortaya dökülen yeni belgeler üzerinden ABD Başkanı Trump, Adalet Bakanı Pam Bondi ve FBI Başkanı Kash Patel başta olmak üzere yönetimdeki bazı isimleri eleştirmekten geri durmuyor.

Yine Cumhuriyetçiler içerisinde Trump’a yönelik kırılmaların görünür olmaya başladığı bir atmosferde girilen yeni yılda, MAGA yekpare bir hareket olmaktan hızla uzaklaşabilir. Dış düşmanlara karşı birleşen yapının içerideki yarılmaları ise daha da hızlanabilir. Bu arada Trump’ın “derin devlet” söylemi de ironik biçimde MAGA içindeki bölünmeyi derinleştiriyor. Bir yanda sistemi ele geçirdiğini düşünen Trumpçı muhafazakarlar, diğer yanda devleti, seçimleri, hukuku bile reddeden aşırı sağ öfke blokları. Bu iki damar aynı sloganı atıyor ama aynı geleceği düşlemiyor.

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles

Ara seçimlerin yaşanacağı 2026, kutuplaşmanın ve ideolojik çatışmanın yeniden sokağa indiği yıl olabilir. Trump’ın desteğini arkasına alan aşırı sağcı yapılarla “terör örgütü” ilan edilen Antifa benzeri gevşek sol ağlar arasındaki çatışma yeniden tırmanabilir. Ayrıca bu yıl yaşanan Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles’in röportaj krizi gibi, Trump ekibi içinde yeni iç eleştiriler devam ederse seçim sürecinde disiplinin gevşemesi riski de ortaya çıkabilir. Epstein skandalı gölgesinin büyüyeceği ara seçimlere giden yolda, dış saldırılardan çok iç çatlaklar ve tırmanma ihtimali yüksek olan toplumsal tansiyon, Trump yönetimini yeni yılda zorlayabilir.

Çeşitlilikten tehdide: Amerika’nın ruh değişimi

Amerika’da çeşitlilik güç kaynağı, göç dinamizm, açıklık erdem olarak görülürken, şimdi etnik kimlikler tehdit, farklılıklar risk, göçmenler suç kaynağı olarak değerlendiriliyor. 2026’da Amerika, kültürel olarak daha kapalı, siyasi olarak daha sert, hukuki olarak daha esnek bir ülkeye evriliyor. Amerika, Gazze’de yaşanan ölüm ve yıkımları durdurmaktan çok, her türlü desteği sağladığı İsrail’e yönelik içeride yükselen tepkileri engellemek için pozisyon alıyor.

“Antisemitizmle mücadele” söylemi, giderek geniş bir baskı aracına dönüşmeye başlayabilir. Bu durum, başta üniversiteler olmak üzere özgürlüklerin baskı altına alındığı, protesto hakkının “güvenlik” gerekçesiyle daraltıldığı, akademi ile devlet arasındaki mesafeyi daha fazla açma potansiyeli taşıyor. Trump’ın Amerikası’nda özgürlük, doğru tarafta durduğun sürece meşru görülürken, bu dönemde eleştiri ile nefret söylemi arasındaki çizginin daha bulanıklaşması bekleniyor.

Yeni yılda vize kısıtlamalarının 30 ülkenin üzerine çıkması, yabancı öğrencilerin ve çalışanların kotasının iyice daraltılması, başta Müslümanlar olmak üzere göçmenlere yönelik tutumun daha sertleşmesi bekleniyor. Çünkü Trump Amerikası’nda göç, artık bir insanlık meselesi olarak değil, kendi tabanını konsolide etmesini sağlayan bir iç düşman anlatısı. Yeni yılda toplu sınır dışı görüntüleri, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) güçlerinin “göçmen avı”na dönüşen sokak tutuklamaları ve kolluk kuvvetlerinin geniş yetkilerle sahaya sürülmesi uygulamaları genişleyebilir.

Yeni gözetim ve tutuklama merkezlerinin devreye gireceği, sınır birliklerinin genişleyeceği ve ileri teknolojiyle donatılmış duvarın yükseleceği yeni bir yıla giriliyor. Bu arada Amerika’da Trump’ın “sokak ordusu” olarak görülen aşırı sağ milis yapılar, “vatan savunması” söylemiyle aşırı sol gruplara ve yabancılara karşı daha radikal protestolarla sahneye çıkabilir.

Bu ortamda yeni suikast girişimleri ve politik şiddetin olağanlaşması artık uzak bir ihtimal değil. Devletin dili sertleştikçe sokaktaki gerilim daha da yükselebilir. Yani Amerika, bir hukuk devleti refleksinden George Orwell’in “1984” romanının güncel versiyonunu andıran bir güvenlik devleti çizgisine doğru ilerleyebilir. Bu arada vize rejimindeki sertleşme, sadece göçmenleri değil, Amerikan teknoloji ekosistemini de vurabilir. Çünkü artık yüksek nitelikli yabancı iş gücü bulmak zorlaşıyor. Start-up’lar, üniversiteler ve teknoloji devleri bu daralmadan doğrudan etkileniyor. Güvenlik adına atılan adımlar, uzun vadede rekabet gücünü zayıflatma riskini de beraberinde getirebilir.

FED’de değişim: Ekonomide vesayet

Yeni yılın en çok merak edilen ekonomi başlığı ise FED Başkanı Jerome Powell’ın görevinden ayrılması süreci. Powell’ı yıllardır “beceriksiz”, “ekonomiyi boğan adam” diye hedef alan Trump, onun faiz kararlarını açık açık aşağıladı. Trump’ın tercih kriterinin sadakat ve uyum olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu kritik görev için Beyaz Saray Ulusal Ekonomi Konseyi Direktörü Kevin Hassett’in adı sıkça geçiyor. Ancak Kevin Warsh, Judy Shelton ve Christopher Waller gibi isimlerin de FED Başkanlığına gelmesi olası görülüyor.

Trump’ın yılbaşında açıklayacağını duyurduğu bu değişiklikle, faiz indirimleri için açık siyasi baskının artması, seçim ve büyüme odaklı parasal gevşeme, FED kararlarının Beyaz Saray söylemiyle uyumlu hale gelmesi muhtemel görülüyor. Asıl merak edilen ise piyasaların bu duruma vereceği tepkinin ne yönde olacağı. Dolar üzerindeki güvenin zedelendiği, enflasyon beklentilerinin bozulduğu, tahvil faizleri ve borsada sert dalgalanmaların görüldüğü bir türbülans dönemine girilebileceği tahminleri şimdiden yapılıyor. Yani kısa vadeli büyüme uğruna uzun vadeli istikrarın riske atılabileceği öngörülerinde bulunuluyor. Özetle Powell’ın gitmesi, bir isim değişikliğinden öte Amerikan ekonomi mimarisinin siyasi vesayete girmesi anlamına gelir.

250. yıl: Birlik mi ayrışma mı?

2026’da Amerika Birleşik Devletleri, 250. kuruluş yılını kutlamaya hazırlanıyor. Resmî söylem “birlik, ortak tarih ve dayanışma” vurgusu yapsa da sahadaki hazırlıklar derinlikten çok gösteri odaklı ilerliyor. Kutlamalar, Beyaz Saray bünyesinde kurulan Task Force 250 ve America250 yapıları üzerinden yürütülüyor. Trump, 250. yılı güç gösterisine ve kişisel imza şovuna dönüştürme eğiliminde. Beyaz Saray bahçesinde UFC/kafes dövüşü, “Patriot Games” adıyla sert rekabet temalı spor organizasyonları, üzerinde kendi resminin bulunduğu özel hatıra paralar, anıt projeleri ve yüksek bütçeli görsel şovlar bu yaklaşımın simgeleri. Kafes dövüşü fikri, Amerika’nın 2026’daki kavgacı ve sert çizgisinin sembolik bir özeti gibi. Derin bir tarih anlatısı yerine anlık adrenalin ve şov tercih ediliyor.

250 yıllık bir devletin kuruluşu, marka lansmanına dönüştürülürken reality-show estetiğiyle pazarlanıyor. Birlik ve ortak hafıza yerine şatafat, şov ve güç vitrini öne çıkıyor. Bu zihniyet, Beyaz Saray’ın iş insanı refleksiyle şekillenen, şatafatı merkeze alan yeni inşaat ve düzenlemelerinde de görünür hale geliyor. Bu projeler, devlet geleneğini yansıtan sade, vakur dili değil; “iz bıraktım” deme arzusunun mimari karşılığını yansıtıyor. Altın tonlar, gösterişli detaylar, simgesel büyüklük… Hepsi aynı kaygının ürünü:

Gücü sessizce temsil etmek değil, görünür kılmak.

Trump’ın Amerikası 250. yaşına gidiyor. Ama olgunlaşarak değil; sertleşerek, birlik sağlayarak değil, ayrışmanın vitrinine dönüşerek. Demokrasi artık bir değer değil, bir engel gibi görülüyor. 2026, Amerika’nın yönünü tayin edeceği bir yıl olacak. Ya özgürlükler gerilemeye, baskılar artmaya, kurumlar zayıflamaya devam edecek ya da daha dengeli bir döneme geçiş yapılacak. Ve bu durum sadece Amerika’yı değil, dünyayı da etkileyecek.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ABD